Kronolojik sıraya göre yorumlarımı dizip kendimi yormayacağım:
Fenerbahçe - Dinamo Kiev : Fener'in kazanamaması ilk başta eksi gibi gözükse de, aslında bu maçtan alınan bir puanın bir puan olduğu çok geçmeden anlaşılmıştır. Fenerbahçe bu grupta sonuncu olarak elenecektir.
Galatasaray - Bellinzona : Galatasaray'ın bu köy takımı karşısında oynadığı oyun ve iki maçta yediği dört gol içler acısıdır.
Paris St. Germain - Kayserispor : Kayseri'nin 0-0 bitiren inadı, herşeye rağmen kazandırdığı ülke puanı takdire şayandır. Gönül isterdi ki Kayseri'de o goller yenmeyeydi.
Metalist - Beşiktaş : Korkuyla beklediğimiz oldu. Sivok yoktu. Sivok'un yerinde Gökhan Zan'ın, sağ bekte Toraman'ın ve ön liberoda da Serdar Kurtuluş'un oynaması anlamsızdı. Övgüler yaptığımız Zapo'nun Gökhan Zan gibi bir adamın yanında ne hallere düşebileceğini maalesef gördük. Bobo, Delgado ve Tello'nun da kötüsü hiç çekilmiyor birader. Nobre'nin attığı goldeki Bobo'nun şutunu görürseniz ne demek istediğim anlaşılacaktır. Ertuğrul Sağlam adına utanç gecesidir. En iş yapabilecek adam olan Nobre ikinci yarının ortalarında ancak oyuna girebilmiştir.
Demirören'in Lucescu ile görüşmesi : Luçe, bu takıma Şampiyonlar Ligi'ndeki gelmiş geçmiş en kişilikli oyununu 1-1 biten Lazio-Beşiktaş maçında oynatmış adamdır. O zamandan bu zamana kadro kalitesi de yükselmiştir, ağız sulandıran bir gelişmedir. Saçma sapan bir 2003-2004 sezonu ikinci yarısına rağmen Luçe'nin tadı damağımızda kalmıştır. Luçe'ye defansif, korkak diyen bir de Ertuğrul'a bakmazsa taş olur.
Luçe'nin reddetmesi, Ertuğrul'u onurlu davranmaya davet edenler : Luçe'nin reddetmesi olağan gelişmedir. Takımı ligde kötü gitse de şampiyonlar ligi'ne devam etmekteydi. Aralık ayı'na kadar Mehmet Ekşi ile idare edileydi ya. Onurlu davranmaya davet edenler, takımına sahip çıkan, kötü gidişe dur demek isteyen, her maçtan sonra "hatalarımızdan ders alıyoruz diye diye ders bitiremeyenlerden kurtulmak isteyen, sorumlu yöneticilerdir.
Demirören'in Ertuğrul'a kal demesi : Luçe'den hava alan Demirören'in takıma kimseyi getiremeyeceğini fark ederek Ertuğrul'a son bir umut gaz verme çabasıdır ki, o da o durumda yapılabilecek en güzel şeydir.
Fener-Kayseri , GS-Bursa : Mevcut formlarının devam etmesi yönünde ağız sulandıran dört takım olur kendileri.
BJK - Hacettepe : 1,5 yıldır korka korka 11 yazan Ertuğrul'un giderayak kaplanlığı, Batuhan ve Aydın'a yer vermesi, Bobo ve Tello'yu kesmesi. Çok güzel hareketler bunlar, ama neden şimdi?
Ertuğrul'un istifası : Adam gibi adam süsü verilmiş tırsak antrenör tripleri. Seyircisiz Galatasaray deplasmanına tek forvet çıkarken neredeydi adamlığın derler adama. Neticede bir cemaatin kulübümüzden çekilmesi.
Sinan'ın kabul edilmeyen istifası : "Demirören ile geldim, Demirören ile giderim" açıklamasıyla biten istifa. (tabi böyle bir istifa gerçekten varsa)
Denizli'nin göreve gelmesi : "Demirören Denizli'ye mecbur kalacağını bile bile Luçe'ye gider miydi" diye düşündüren, ama yine de mevcut koşullarda olabilecek tek kişinin göreve gelmesi, Demirören'in de Denizli'nin de eski sözleri yalayıp yutması.
Sinan'ın kabul edilen istifası : Sinan Engin'i 2 gün içinde iki kez istifa ederek, arada "başkanla geldim başkanla giderim" demesiyle ilginç bir dünya rekorunun sahibi yapan istifa. Oh be dedirten istifa. Hatta istifra.
Ümit Davala'nın kovulması : Bak Kayahan Abi ne söylüyor?
Türkiye 1-0 Beyaz Rusya : Deplasman için ümit vermeyen galibiyet. Niye Aydın Yılmaz, Serdar Kurtuluş, Ceyhun Gülselam A Milli Takım'daydı ki dedirten galibiyet aynı zamanda.
Türkiye 2-1 Bosna Hersek : İkinci yarısıyla coşturan karşılaşma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder