20 Ekim 2008 Pazartesi

Haftanın Ardından

Beyaz Rusya - Türkiye Ümit Milli Maçı: Bu kadar güzel bir kadroyla ancak bu kadar saçma sapan bir sonuç alınırdı. Teknik Heyet'i, aynı zamanda en baba adamları gereksiz yere A Milli Takım'a çağırıp bir de oynatmayan Fatih Hoca'yı kutlamak lazım. Maç öncesinde "Ümit Milli şampiyonası bizim için çok önemli, turnuvaya kalırsak Arda ve Mehmet Topal'ı da Ümit Milli Takım'a çağıracağız" diyerek çocukların üzerinde, "oh biz elemeleri oynayalım, şampiyonada onlar oynasın" düşüncesi yaratan Mahmut Özgener'i de unutmamak lazım...

Estonya - Türkiye Milli Maçı: Milli takımda son zamanlarda oluşan "biz bu maç boyunca s.kimizi sallayarak dolaşsak bile son 10 dakika oynar, maçı alırız" havasının dağılması açısından önemli bir maçtı. En az üç tane %100'lük gol pozisyonu var ki, nasıl kaçar belli değil. Öte yandan Estonya açısından çok önemli bir puandı. Fark üstüne fark yiyen bir takım için altın değerinde. 80'li yıllardaki İngiltere ile 0-0'lık galibiyetimizi, kaleci Fatih destanı'nı hatırlayın lütfen.


Fenerbahçe nihayet deplasmanda bir puan alabilirken, Kocaelispor'un da kendine güvenini öldürdü. "Büyük takım olduk" rehaveti, Kayseri ve Bursa'nın puan kayıplarına sebep oldu. Gaziantep'i ise ben de çözemedim. Anadolu'dan bu yüzden şampiyon çıkmıyor işte, önemli maçlara asılıyor, sonra saçma sapan maçlarda dağılıyorlar.


Beşiktaş, oyuna çok hızlı başlayarak 13 dakikada 3 gol buldu. Arzusu, isteği gayet yerindeydi, ki zaten bu ikisi aynı şey. Tello'daki fark Denizli'nin farkı olabilir pekala. Spor yazarlarımız beğenmediler oynadığı topu Beşiktaş'ın, ama 13 dakikada 3 gol bulan bir takımın geriye yaslanmaması için bir sebep göremiyorum, 2 olsa bile haklı olabilirler belki ama 3 gol artık bu kardeşim, zaten suni çimde oynuyorsun, ne diye yorasın kendini. Sakatlansan neden sakatlandın derler sonra da... Günümüz futbolunda başarı biraz da "gücünü mantıklı kullanma sanatı" değil mi?


Öte yandan, Galatasaray-Trabzonspor maçını Garfield 2'yi bir milyonuncu kez DVD'den izlemek isteyen yeğenim yüzünden seyredemedim, pek de şikayetçi değilim, kedi bir şeyler döktüğünde yeğenciğimin "ah yaramaz yaa" demesi maçtan çok daha zevkliydi... Hem zaten yıllarını İnönü kuyruklarında geçiren babam "Garfield'ı aç, çok istiyor" dedikten sonra başka seçenerk var mıydı ki??. Ama Arda güzel bir gol atarken, Servet elle gol atmış diye duydum. Arda'nın golünü şimdi gördüm ve çok memnun oldum ki geçen Perşembe aynı golden ben de attım... Bu tip gollerim meşhurdur zaten, Kamil bilir...


Liverpool da maaşallah Beşiktaş'ın İngiltere versiyonu gibi, kanser etmeden mutlu etmiyor. Umarım bu sene şampiyon olurlar artık....

Hiç yorum yok: