22 Ekim 2008 Çarşamba

Fenerbahçe 2 - Arsenal 5

Maç üçüncü golde koptu bitti. Normal şartlarda uzatmalarla birlikte maçın bitimine yaklaşık 20 dakika varken atılan ikinci gol; atak üstüne atak geliştiren Fenerbahçe takımının seyircisini ateşlemeliydi. Seyirci destek ve tezahüratıyla stadı adeta yıkmalıydı. Ama maç 21nci dakikada Arsenal üçüncü golü attığında bitmişti, skoru 4-2 yapan .

Seyirci Maldonado'yu ıslıklıyor, Guiza'yı alkışlıyor. Hiç anlamıyorum. Sen adamı aryıp bulmuşsun, demişsin ki "Hocam biz Fenerbahçe'yiz, şöyle iyiyiz böyle şahaneyiz. Sana şu kadar da para veririz. Gelir misin?". Adam da gelmiş, iyi veya kötü de oynuyor. Çıkınca onu yuhalıyorsun. Guiza'yı da bilmemkaç milyon yüroya almışsın gol atsın diye. Birsürü gol pozisyonunu kaçırıyor. Sonra defansa gelip yardım etti diye maçın kahramanı ilan ediyorsun. Koştu diye.

Son dakikalarda Arsenal'de 18 yaşında bir oyuncu giriyor. Sunucu veriyor gazı, bakın heyecanlı diyor, bakın heyecandan çükü düşecek. Ama sunucunun çocuk dediği eleman, sahada o kadar soğukkanlı ki, sanki 10 tane şampiyonlar ligi finali oynamış. Golünü de atıyor.

"Evet Guizaaa, hayır guiza, hayır guiza, evet demek istedik ama hayır Guiza" sunucu komedyası.

Arsenal'in defansındaki -normalde yedek olan, dördüncü golü atan- Song, Trabzonspor'lu Rigobert Song'un yeğeniymiş.

Maçtan sonra Adebayor'a soruyorlar: "5 gol süpriz oldu mu?" Aynen diyor ki: "Dürüst olmak gerekirse hayır, çünkü biz çok iyi bir takımız."

Edu ve Lugano sağlam adamlar, ben birçok kişinin aksine Edu'yu daha faydalı buluyorum. Ama sağ ve soldan hiç yardım gelmezse batmaları ve batırmaları gayet normal. Fener dün 4-4-2 görünümlü bir 4-3-1-2 oynamak için çıkmıştı sahaya dizilişe bakıldığında. Ama bu düzen 2-5-1-2 oldu. Roberto Carlos turşu olmuş, Vederson iyileşsin artık bir an önce. (Ya da ben Galatasaraylıyım abi, iyileşmesin daha iyi:)

Neyse bir Galatasaraylı olarak kendimce gördüklerimi şöyle özetliyeyim: Fener seyircisi bıkmış, Aziz başkana bu zamana kadar yaptıklarından dolayı çok sert çıkmaya kıyamıyor ya da neyse sert çıkmıyor. Bu da garip yerlere sirayet ediyor. İkinci yarı seyirci yoktu hiçbir şekilde, 4-2 yapıyor takım, tık yok. Maldonado'ya çakıyor, Guiza'yı öpüyor. Uğur'a çakıyor, Roberto Carlos'u öpüyor. Ama olan da Fener'e oluyor.

Dünkü maç bitmesine 70 dakika varken, 20nci dakikada 3-1 olduğunda bitti. Fener'in şampiyonlar ligi serüveni debitime dört maç varken; önceki Şampiyonlar Ligi haftasında oynanan Fenerbahçe-Dinamo Kiev maçında bitmişti zaten.

21 Ekim 2008 Salı

Çüşler ötesi


Ne yapıyorsunuz abi ya. Boku çıktı artık işin.

20 Ekim 2008 Pazartesi

Haftanın Ardından

Beyaz Rusya - Türkiye Ümit Milli Maçı: Bu kadar güzel bir kadroyla ancak bu kadar saçma sapan bir sonuç alınırdı. Teknik Heyet'i, aynı zamanda en baba adamları gereksiz yere A Milli Takım'a çağırıp bir de oynatmayan Fatih Hoca'yı kutlamak lazım. Maç öncesinde "Ümit Milli şampiyonası bizim için çok önemli, turnuvaya kalırsak Arda ve Mehmet Topal'ı da Ümit Milli Takım'a çağıracağız" diyerek çocukların üzerinde, "oh biz elemeleri oynayalım, şampiyonada onlar oynasın" düşüncesi yaratan Mahmut Özgener'i de unutmamak lazım...

Estonya - Türkiye Milli Maçı: Milli takımda son zamanlarda oluşan "biz bu maç boyunca s.kimizi sallayarak dolaşsak bile son 10 dakika oynar, maçı alırız" havasının dağılması açısından önemli bir maçtı. En az üç tane %100'lük gol pozisyonu var ki, nasıl kaçar belli değil. Öte yandan Estonya açısından çok önemli bir puandı. Fark üstüne fark yiyen bir takım için altın değerinde. 80'li yıllardaki İngiltere ile 0-0'lık galibiyetimizi, kaleci Fatih destanı'nı hatırlayın lütfen.


Fenerbahçe nihayet deplasmanda bir puan alabilirken, Kocaelispor'un da kendine güvenini öldürdü. "Büyük takım olduk" rehaveti, Kayseri ve Bursa'nın puan kayıplarına sebep oldu. Gaziantep'i ise ben de çözemedim. Anadolu'dan bu yüzden şampiyon çıkmıyor işte, önemli maçlara asılıyor, sonra saçma sapan maçlarda dağılıyorlar.


Beşiktaş, oyuna çok hızlı başlayarak 13 dakikada 3 gol buldu. Arzusu, isteği gayet yerindeydi, ki zaten bu ikisi aynı şey. Tello'daki fark Denizli'nin farkı olabilir pekala. Spor yazarlarımız beğenmediler oynadığı topu Beşiktaş'ın, ama 13 dakikada 3 gol bulan bir takımın geriye yaslanmaması için bir sebep göremiyorum, 2 olsa bile haklı olabilirler belki ama 3 gol artık bu kardeşim, zaten suni çimde oynuyorsun, ne diye yorasın kendini. Sakatlansan neden sakatlandın derler sonra da... Günümüz futbolunda başarı biraz da "gücünü mantıklı kullanma sanatı" değil mi?


Öte yandan, Galatasaray-Trabzonspor maçını Garfield 2'yi bir milyonuncu kez DVD'den izlemek isteyen yeğenim yüzünden seyredemedim, pek de şikayetçi değilim, kedi bir şeyler döktüğünde yeğenciğimin "ah yaramaz yaa" demesi maçtan çok daha zevkliydi... Hem zaten yıllarını İnönü kuyruklarında geçiren babam "Garfield'ı aç, çok istiyor" dedikten sonra başka seçenerk var mıydı ki??. Ama Arda güzel bir gol atarken, Servet elle gol atmış diye duydum. Arda'nın golünü şimdi gördüm ve çok memnun oldum ki geçen Perşembe aynı golden ben de attım... Bu tip gollerim meşhurdur zaten, Kamil bilir...


Liverpool da maaşallah Beşiktaş'ın İngiltere versiyonu gibi, kanser etmeden mutlu etmiyor. Umarım bu sene şampiyon olurlar artık....

14 Ekim 2008 Salı

Çüşşşşşş

Fotomaç gazetesinin bugünkü ilk sayfası:
"Fatih Hoca Galatasaray'a hayırlı olsun."

Aynı Fotomaç'ın onikinci sayfası:
B Planı Lucescu

E yuh size ya. Bir transfer için iki yüz yetmiş tane ismi ortaya atın, tutan olursa "Aylar önceden bildik." Çüş size ya. İki bomba haber, ama ikisi de birbirini patlatan bomba haber.

13 Ekim 2008 Pazartesi

İki haftanın ardından.

Kronolojik sıraya göre yorumlarımı dizip kendimi yormayacağım:


Fenerbahçe - Dinamo Kiev : Fener'in kazanamaması ilk başta eksi gibi gözükse de, aslında bu maçtan alınan bir puanın bir puan olduğu çok geçmeden anlaşılmıştır. Fenerbahçe bu grupta sonuncu olarak elenecektir.


Galatasaray - Bellinzona : Galatasaray'ın bu köy takımı karşısında oynadığı oyun ve iki maçta yediği dört gol içler acısıdır.


Paris St. Germain - Kayserispor : Kayseri'nin 0-0 bitiren inadı, herşeye rağmen kazandırdığı ülke puanı takdire şayandır. Gönül isterdi ki Kayseri'de o goller yenmeyeydi.


Metalist - Beşiktaş : Korkuyla beklediğimiz oldu. Sivok yoktu. Sivok'un yerinde Gökhan Zan'ın, sağ bekte Toraman'ın ve ön liberoda da Serdar Kurtuluş'un oynaması anlamsızdı. Övgüler yaptığımız Zapo'nun Gökhan Zan gibi bir adamın yanında ne hallere düşebileceğini maalesef gördük. Bobo, Delgado ve Tello'nun da kötüsü hiç çekilmiyor birader. Nobre'nin attığı goldeki Bobo'nun şutunu görürseniz ne demek istediğim anlaşılacaktır. Ertuğrul Sağlam adına utanç gecesidir. En iş yapabilecek adam olan Nobre ikinci yarının ortalarında ancak oyuna girebilmiştir.


Demirören'in Lucescu ile görüşmesi : Luçe, bu takıma Şampiyonlar Ligi'ndeki gelmiş geçmiş en kişilikli oyununu 1-1 biten Lazio-Beşiktaş maçında oynatmış adamdır. O zamandan bu zamana kadro kalitesi de yükselmiştir, ağız sulandıran bir gelişmedir. Saçma sapan bir 2003-2004 sezonu ikinci yarısına rağmen Luçe'nin tadı damağımızda kalmıştır. Luçe'ye defansif, korkak diyen bir de Ertuğrul'a bakmazsa taş olur.


Luçe'nin reddetmesi, Ertuğrul'u onurlu davranmaya davet edenler : Luçe'nin reddetmesi olağan gelişmedir. Takımı ligde kötü gitse de şampiyonlar ligi'ne devam etmekteydi. Aralık ayı'na kadar Mehmet Ekşi ile idare edileydi ya. Onurlu davranmaya davet edenler, takımına sahip çıkan, kötü gidişe dur demek isteyen, her maçtan sonra "hatalarımızdan ders alıyoruz diye diye ders bitiremeyenlerden kurtulmak isteyen, sorumlu yöneticilerdir.


Demirören'in Ertuğrul'a kal demesi : Luçe'den hava alan Demirören'in takıma kimseyi getiremeyeceğini fark ederek Ertuğrul'a son bir umut gaz verme çabasıdır ki, o da o durumda yapılabilecek en güzel şeydir.


Fener-Kayseri , GS-Bursa : Mevcut formlarının devam etmesi yönünde ağız sulandıran dört takım olur kendileri.


BJK - Hacettepe : 1,5 yıldır korka korka 11 yazan Ertuğrul'un giderayak kaplanlığı, Batuhan ve Aydın'a yer vermesi, Bobo ve Tello'yu kesmesi. Çok güzel hareketler bunlar, ama neden şimdi?


Ertuğrul'un istifası : Adam gibi adam süsü verilmiş tırsak antrenör tripleri. Seyircisiz Galatasaray deplasmanına tek forvet çıkarken neredeydi adamlığın derler adama. Neticede bir cemaatin kulübümüzden çekilmesi.


Sinan'ın kabul edilmeyen istifası : "Demirören ile geldim, Demirören ile giderim" açıklamasıyla biten istifa. (tabi böyle bir istifa gerçekten varsa)


Denizli'nin göreve gelmesi : "Demirören Denizli'ye mecbur kalacağını bile bile Luçe'ye gider miydi" diye düşündüren, ama yine de mevcut koşullarda olabilecek tek kişinin göreve gelmesi, Demirören'in de Denizli'nin de eski sözleri yalayıp yutması.


Sinan'ın kabul edilen istifası : Sinan Engin'i 2 gün içinde iki kez istifa ederek, arada "başkanla geldim başkanla giderim" demesiyle ilginç bir dünya rekorunun sahibi yapan istifa. Oh be dedirten istifa. Hatta istifra.


Ümit Davala'nın kovulması : Bak Kayahan Abi ne söylüyor?


Türkiye 1-0 Beyaz Rusya : Deplasman için ümit vermeyen galibiyet. Niye Aydın Yılmaz, Serdar Kurtuluş, Ceyhun Gülselam A Milli Takım'daydı ki dedirten galibiyet aynı zamanda.


Türkiye 2-1 Bosna Hersek : İkinci yarısıyla coşturan karşılaşma.

9 Ekim 2008 Perşembe

Gaf gaf, bir yere kadar

En meşhuru "Maçlara PAF takımla çıkacağız."dı. Sonra bir de istifasını reddettikten sonra hoca kovmuşlardı. Bir de "Arkasındayız" dedikten hemen sonra kovmuşlardı.

Yepyeni bir yönetim başarısı daha çıktı Beşiktaş'ta. Yıldırım Demirören 7 Aralık 2007'de LigTV'de yayınlanan 2'ye 1 programında çok net konuşmuş: "Ben olduğum sürece Mustafa Denizli Beşiktaş Kulübü'nden içeri giremez."

Bu kumpanya bitmez, Beşiktaş taraftarını kahretmeye, diğer takımları tutan arkadaşlarına madara etmeye devam eder.

8 Ekim 2008 Çarşamba

Galatasaray'ın Kurası

Detaya girmenin manası yok. Son yıllarda iyice gördüm ki, Galatasaray yurtdışı müsabakalarında özellikle paçoz takımlara karşı çok kötü. Takımın en turşu olduğu zamanlarda bile Liverpool'a 3-2 yenilmiştik deplasmanda ve İngiliz gazetelerinde işte "GS tehlikeli takım, mücadeleyi asla bırakmadığını gördük, feci tırstık, vooööw dostum çok korkuttular" falan demişlerdi. Ben bu yüzden kurada tüm gruplardan gelebilecek en güçlü takımları istedim. Milan, Schalke, Aston Villa, hangi torbada büyük olarak kim varsa... Gelen kura bu yüzden kötü.
(Resmin büyük halini görmek için üzerine tıklayın.)

7 Ekim 2008 Salı

Hüsnü nerdesin?

Önce Metalist Kharkiv destanı!, sonra Ertuğrul Sağlam'ın istifa etmesi, sonra sinan Engin'in istifası ve kabul edilmemesi ile birlikte hemen “Bu saatten sonra istifa düşüncemi rafa kaldırıyorum. Tek düşüncem, Beşiktaş’ı içinde bulunduğu bu kaos ortamından çıkarmak. Ben Demirören yönetimi ile geldim ve bugünden sonra sadece onlarla giderim.” demesi...

Kaynayan kazan ama değerli yorumcumuz, yüzeysel insan, Beşiktaşlı, sevgili Hüsnü Demlendirici'den ses yok.

Sağlam gitti.

“Beşiktaş’ın yetiştirdiği bir isim olarak, Türk antrenörlüğünün bir temsilcisi olarak son günlerde bana yapılanları içime sindiremiyorum. Yapılanları hak etmediğimizi düşünüyorum. Yüzüme karşı böyle bir görüşme olmadığı dense de arkandayız dense de bu kadar inandırıcı olmayan söylemleri duyduktan sonra artık burada olmamız mümkün değil. Kendime olan saygım, Beşiktaş’a olan sevgim ve Türk antrenörlüğünün saygınlıgı için istifa ediyorum. Şu toplantıya girene kadar ’Kesinlikle kimseyle görüşmedik, arkandayız’ diyenler şimdi rahatlıkla görüşebilirler. Görevime adam gibi başladım, adam gibi devam ettim ve adam gibi bitiriyorum.”
Helal olsun.

6 Ekim 2008 Pazartesi

- Aktütün -

Sözün bittiği yer mi, yoksa başladığı yer mi? Tam yirmi yıl sürüyor, en az. Bir gencin askere gitmesi için yirmi yaşına ulaşması gerek. 15 tane aile bu kadar emek verdikleri çocuklarını toprağa verdi. Hepimiz üzüldük ve ağladık belki ama esas birkaç gün geçince bu aileler evlerine kapanınca anlayacaklar durumu.

Son 35 günde birer ikişer verilen toplan 20 şehide bir de bu gençler eklendi. Şehit sayısı çok olunca kafamız basıyor bizim. Son bir ayda zaten bundan fazla şehit verilmişti ama farkında değiliz. Büyük vurgun yiyince bu hale geliyor durum.

Yine olacak mı peki? Kılığını kendi seçen beyefendiler yine kelimesine dokunmadan "Acımız büyük, ama bizi yıldıramazlar. Terörün üzerine aynı kararlılıkla gideceğiz." diyecek mi? Acısından, ağlamaktan, perişanlıktan artık mahvolmuş insanların en ufak tepkisinde, onları kollarından tutup kırarcasına götürerek devlet büyüğüne hakaretten içeri atacaklar mı? bu büyükler kendilerine bağıran kendi halklarına zırhlı araçlarının içinden posta da koyacaklar mı? Oğluna kıyak askerlik ayarlayan beylere şehit babaları "Vatan sağolsun" diyecek mi?

Allah kahretsin. Sözün başlaması gereken, ama başlamasına izin dahi verilmediği yerdeyiz. Sözün bitirildiği, sadece ezber sözlerin var olmasına izin verilen bir yerdeyiz.

Anne faktörü

Anne bu, polis-molis dinlemez. Terlikle dalar adama. Oğlunun polisler tarafından göz altına alınmasına çok kızan Süheyla E. bunu engellemek için polis abilere feci dalmış. Habere bakılırsa gözaltı olayında oğlu haksız, saldırganlık yapmış haksızken üstelik. Bence gözaltı yerine çocuğunun yaptıklarının anneye anlatıp çocuğu da akabinde eline vermek lazım. Abla o terliği monte eder valla kafasına.

5 Ekim 2008 Pazar

Fenerbahçe Kayseri

Fenerbahçeli arkadaşıma diyorum ki "Ya 13 tane eksiğimiz var takım kuramıyoruz". O da diyor ki "Bizde de çok eksik var Alex yok, Lugano yok" Üç büyüklerden herhangi birinin oynadığı futbol tek bir oyuncuya endeksli olmamıştı son yıllarda Fenerbahçe'nin Alex'e olduğu kadar. Bu hafta Galatasaray maçının tamamını Fenerbahçe maçının geniş özetini seyrettim. Bu iki maçın hakkı şöyleydi bence Bursaspor:5 Galatasaray:1 ve Fenerbahçe:1 Kayserispor:7

Bugün bir haberde okudum ve bizim takım eksik kadro diye vikvik etmemem gerektiğini anladım. Kayserinin 8 eksiği varmış Fenerbahçe karşısında. Defans bloğunda görevli 4 as futbolcudan üçü yok ve Fenerbahçe'ye karşı oynayan dörtlünün yaş ortalaması 22. Sakat kadro, tam takım filan hikaye; aylar oldu futbol oynamıyor bizim takımlar.

(Resim alakasız oldu ama günün anlam ve önemi sebebiyle bulunsun istedim.)

Türk Övün Çalış Güven

Sergen Yalçın, Vatan Gazetesi'ndeki "Utan Ertuğrul" başlıklı yazısında Ertuğrul Sağlam'a sağlam bir şekilde giydiriyordu. Takıma hatalarından ötürü iyice bir döşeyip sonra da Ertuğrul hocaya lafı geçiriveriyordu, görevden alınmasını şiddetle tavsiye ediyordu.

Dün haberlerde ise Beşiktaş'ın Lucescu ile anlaşmak üzere olduğunu ve göreve gelirse yardımcılarından birinin Sergen Yalçın olacağını söylediler. O zaman yazının başlığına ekleme yapmak lazım: Utan Ertuğrul, sen de şimdiden çalış Sergen.

4 Ekim 2008 Cumartesi

Lamborghini'nin Türk futbolundaki yeri

Gökhan iyi topçu şüphesiz. Fenerbahçe'ye geldiğinden beri takip ediyorum kendisini, iyi topçu ama devamlılığının olmadığını da göstersi bize ne yazık ki. Geçen sezon Fenerbahçe'de kendini göstermeye başladıktan hemen birkaç hafta sonra kendisiyle yapılan ropörtajda "Türkiye'de 3 büyük yok, her anlamda tek büyük var" gibi birşeyler demiş; ve önce 'kefen giymeyi Galatasaray forması giymeye tercih edeceğini' sonra Galatasaray'la anlaştığında da 'küçüklükten beri Galatasaraylı olduğunu' söyleyen beyefendiyi hatırlatmıştı bana. Daha Fenerbahçe'deki ilk senesindeyken ve kendini daha yeni yeni göstermeye başlamışken böyle triplere girmek hata ötesi bir durum. Bir dur ya bir dur. Alex öyle artistlik yapmıyo sağda solda sen kimsin be...

Neyse Gökhan kardeşimiz borçlanarak bir ev ve Lamborghini marka bir araba almış. (Futbolcuların lüks araba kullanması mecburiyeti var Türkiye'de biliyorsunuz.) Taksitleri ödeyemeyecek hale gelmiş ve bunun için "Her türlü sorununuzda önce bana gelin" diyen Aziz başkana koşmuş. Aziz başkan da bir önceki cümledeki sınırsız şefkat vaadini "Bize sordun da mı aldın Gökhan?" diyerek yerine getirmiş.

Cold Case

Bu yazıya başlık "Angutlar" da olabilirdi. Bu kadar kefal dedektifi başka bir yerde bir arada göremezsiniz. Her bölüm de eski bir cinayeti ele alıyorlar. Dava kapanmış ama bunlar kurcalıyor hesabı. O dönemden 6-7 kişiyle konuşuyorlar, e katil de bölüm sonunda bunlardan biri çıkacak tabi. Şüphelendikleri kişi oluyor ve direkt posta koyuyolar adama: "X'i öldürürken de böyle yaptın herhalde yavşak herif seni" gibi. Sonra deli gibi şüphelendikleri, posta koydukları adam "O gün orda Y de vardı ama" gibi birşey geveleyince şüphe bulutları küt diye dağılıyor ve hemen deparla Y'ye gidiyorlar. Kefal dedektifler ancak vakit geçirmek için izlenebiliyor zaten.

3 Ekim 2008 Cuma

Yorumsuz

Yorumsuz dedik ama zaten yoruma gerek bırakmayan bir deklerasyon bu. Genç Fenerbahçeliler Derneği'nin sitesinin girişinde "İtiraf ediyoruz kullanıldık, ancak değiştik, değişmeye devam edeceğiz" başlığıyla verilmiş.


Sayın Aziz Yıldırım takımın gidişi ile ilgili tek bir açıklama bile yapmazken sürekli GFB yi hedef alan açıklamalarla gündem saptırmaya devam ettiğine ve bu açıklamaları yapmakla takımımıza zarar vermediğine göre biz de Sayın Yıldırım'ın iftiralarına, hakaretlerine, onur kırıcı ithamlarına cevap vermekte sakınca görmüyoruz. Zamanında kullanıldık evet kabul ediyoruz ama dört senedir değiştik ve değişmeye devam ediyoruz. 4 sene öncesine dönmemiz için yapılan her teklife karşı çıktığımız için bu günlere geldik.

12 Eylül 2008 günü FBTV de Sayın Aziz Yıldırım “o zaman şartlar onu gerektiriyordu artık değişti” demişti. Ekim 2008 tarihli kulübümüzün resmi yayın organı olan Fenerbahçe Dergisi’nde “Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun sürecek” demiştir. Sayın Aziz Yıldırım kişisel sorunlarına kulübümüzün resmi yayın organlarını alet etmeye devam ediyor. Üstü kapalı ithamlarda bulunuyor. Sürekli olarak geçmişten “o zamanın şartları” şeklinde bahsediyor. Herkes öğrensin o zaman neler oldu? Şartlar neydi? Bugün GFB ne kadar değişti? Aziz Yıldırım ne kadar değişti?

Öncelikle protestolarımız Sayın Aziz Yıldırım’ın bahsettiği gibi Gençlerbirliği maçında ya da takım kötü sonuçlar aldığında değil, Aziz Yıldırım'ın taraftara uyguladığı yaptırımlar zamanında başlamıştır. Yani Partizan maçından beri protesto vardır. Bu protestolar kesinlikle takımın aldığı kötü sonuçlar için ya da fubol takımımız kötü gittiği için yapılmamıştır ve yapılmayacaktır. Taraftar maç boyunca takımına 90 dk. desteğini verecektir.

Aziz Yıldırım'ın idaresinde olduğumuz o günlerde neler yaptık? Neler yaşadık? Nelere şahit olduk? Geçmişte şartlar neydi o şartlarda neler yapıldı herkes bilsin istiyoruz.

1- Sayın Yıldırım ilk istifanızı açıkladığınız Show Tv ye gitmeden önce yanınızdaydık. Göreve geldiğiniz günden itibaren en çekindiğiniz slogan “Ali Şen Başkan Fenerbahçe Şampiyon” du. Show Tv'ye giderken akıl hocalarınız size “ Türk halkı duygusaldır, duygusal bir ortam oluşturursan Ali Şen'in “Ali Şen başkan Fenerbahçe Şampiyon” sloganını unutturur “Aziz Yıldırım başkan Fenerbahçe şampiyon dönemini başlatırsın” dediler. Siz de çıktınız uzun süren konuşmalar ardından birden istifa ettiğinizi ağlayarak ve tv karşısındaki yüzbinleri ağlatarak anlattınız. Aynı gecenin sabahında bize otobüsler tutmamız için para göndertip semtlerden insanları toplattınız. Bu otobüslerle yüzlerce kişiyi Fenerbahçe parkına taşıttınız ve “Taraftarız biz çekeriz cefa, büyük başkan bizi bırakma” tezahüratlarıyla yürüttünüz. Tabii bu yürüyüşe hiçbir şeyden habersiz gönülden katılan yüzlerce taraftarda katıldı. Onların hakkını teslim etmek gerekir.

2- Deplasmanda kaybedilen Diyarbakır maçı sonrasında bizzat grubumuzun kurucularını
arayarak “toplanıp alana gelin, Mustafa hocayı protesto edin, istifaya zorlayın” dediniz. Sonrasında havaalanında yaşananları anlatmaya gerek yok herkes biliyor.

3- Altay maçı ve Göztepe maçları sonrasında protestolar başlayınca bunu daha fazla büyümeden engellememiz için bizimde içinde bulunduğumuz bazı gruplara bedelsiz 3000 er tane bilet yolladınız. Hem de şu an hain ilan ettiğiniz Sayın Tahir Kıran a rica ederek yanımıza gönderdiniz. Sayın Kıran da bizlere hitaben hala unutmadığımız güzel bir konuşma yaptı ve sizin yolladığınız biletleri verdi.

4- Deplasman yasağını protesto için maratonda bulunan kadim dostumuz KFY nin açtığı “Taraftar+Kombine= Dolar” ve “Fenerbahçemizi izlemimizi İngiliz İşgal Komutanları Bile engelleyemedi” pankartları sonrasında hafta içi dereağzına bizleri çağırarak “Seneye Maraton ortayı size veriyorum” dediniz. Kabul etmememiz üzerine yanınızdakileri ısrar edip ikna olmamız için peşimizden yolladınız. Biz “dostlarımızı satmayız” diyince gözlüğünüzü çıkartıp bize “sizi de üzerim” dediniz.

5- Aranızın kötü olduğu 1907 Dernek başkanı Sayın Necdet Ersoy UNIFEB oluşumunu destekleyince bizi çağırdınız ve “Bunlar çok büyüyor, başımıza dert açacaklar, tribünde barınmalarına Müsaade etmeyin” dediniz. Biz de bu emir büyük yerden diyerek bir basket maçında “UNIFEB başkanının kalbini kırdık. Sonradan hatamızı anlayıp özür diledik ve UNIFEB ile kardeş olduk... 6 Kasım 2002 GS maçı sonrası yaşanan haksız gözaltılar esnasında Sayın Necdet Ersoy'un ismini verdiniz ve UNIFEB sorumlularından Barış Ertül'ü gözaltına aldırdınız.

6- Dereağzında yapılan Galatasarayla oynanan PAF maçından önce aradınız “kalabalık gelin” dediniz. Ve aranızın açıldığı Sayın Atiila Kıyat'ı protesto ettirdiniz.

7- İkinci kez kulubümüzü zor günde bırakıp gitme kararı aldığınızda bile hain dediğiniz Sayın Tahir Kıran bizleri arayarak “Bakın mutlaka yürüyüş yapın ve yapılan yürüyüşlere katılın, başkanı istifadan döndürmek lazım. Defalarca başkanla konuştum ikna etmeye çalışıyoruz, siz de kırgınlıkları unutun ve Fenerbahçe için bu yürüyüşlere destek verin” dedi. Biz bu teklifi reddettik. Israrla size destek vermemiz için bizi arayan Tahir Kıran ile bizi özdeşleştirdiğiniz o günlerde en sonunda biz de yürüyüşe dahil olduk. Aranız kötü diye her yerde konuştuğunuz Tahir Kıran ile o günlerde her gün görüşüyordunuz. Sebebi neydi acaba? Ve ne ilginç ki o da sizi istifadan döndürmek için gayret ediyordu.

8- İkinci kez istifa etmenizin gerçek sebebini ise bir çok kişi gibi biz de biliyoruz. Gazeteci yakınlarınız, o dönem sizinle olan idareci arkadaşlarınız, yakın dostlarınız gibi biz de biliyoruz. Sağlık sebebi de bir sebep ama asıl sebep değil. Gerçek sebebini tüm Fenerbahçe camiasına açıklamanızı bekliyoruz.

9- 2004 yılında tarafımıza vermiş olduğunuz 1200 adet Migros kombinesi iptal ettiniz. Çünkü hoşlanmadığınız diğer tribün gruplarına karşı bir şeyler yapmamızı istiyordunuz ancak biz dostlarımızı satmadık, isteklerinizi uygulamadık ve bize karşı savaşınızı başlattınız.

10- Olimpiyat stadında oynanan kupa finalinde 2 kişiyi yanımıza yolladınız ve bir istekte bulundunuz. Biz reddettik. Aynı kişileri tekrar yolladınız ve adeta tehdit ederek isteğinizi yinelediniz. Ama biz kabul etmedik ve yapmadık. Kaybedilen kupadan sonra çıkıp “anama küfredenlerle beraberler” açıklaması yaptınız. Oysa sizin istediğinizi kabul etsek bu açıklamayı yapmayacaktınız. Bu teklifinizin bize iletildiği an kapalı tribünde olaya şahit olan bir çok kongre üyesi ve taraftarda vardı.

11- MTK maçında size yakın bir grubu bedelsiz kombineler vererek satada soktunuz ve olaylar meydana getirttiniz, sonra önceden hazırladığınız senaryoyu hayata geçirtip haksız cezalar aldırttınız.

12- 1 oyla başkan seçildiğiniz kongre ile 600 oy farkla başkan seçildiğiniz kongre arasında geçen dönemde neler yaşandı biz biliyoruz. Neler döndü, ne senaryolar hayata geçirildi hepsine şahidiz. Şu an çok iyi dost gözüktüğünüz camiamızdaki büyüklerimizle ikili ilişkilerinizin bozulmaması için susuyoruz. O döneme ilişkin tek bir açıklama bile yapmamış olmanızı hayretle izliyoruz.

Bütün kamuoyu önünde bu olayların gerçek olduğuna dair ŞEREFİMİZ ve NAMUSUMUZ üzerine yemin ederiz.

Anadoluda sizle resim çektirmek, sizden imza almak isteyen insanları hor gördünüz, yanınızdan kovdunuz, selam almadınız, selam vermediniz, kibirinizle, kendinizi dev aynasında görmenizle halkı HALKIN TAKIMINDAN soğutmaya çalıştınız. 100.yıl kutlamalarını bile bir ilçeye ve bir caddeye, o caddeyle özdeşleşmiş bir kültüre hitaben yaptınız. Anadoludaki milyonlarca taraftarımızı yok saydınız. Hatta İstanbul'un öbür yakasını bile unuttunuz. Çünkü siz taraftar değil müşteri istiyordunuz ve insanlara bakışınız “kulübe kaç dolar kazandırır” bakışıydı. Oysa Fenerbahçeyi bugünlere o insanların vefa duyguları ve hiçbir paranın satın alamayacağı sevdaları getirmişti. Sizin istediğiniz müşteriler oyuncularımızı, takımımızı yuhalamayı, oyunculara küfretmeyi, ıslıklamayı kendilerine hak olarak görüyor ama siz tribünlerimizi bitirmek için sürdürdüğünüz politikanın en büyük avantajımız olan iç saha avantajımızı yok edip bitirdiğini görmüyorsunuz.

Ranttan bahseden Sayın Aziz Yıldırım’ın şu an rantla hiçbir ilişkisi olmayan GFB’ye karşı yapmış oldukları teklifleri sırayla ve tarihleriyle aşağıya yazıyoruz. Bu bahsedilenlerin hepsi gerçek ve yaşanmıştır. İşte tarafımızdan reddedilen teklifler ;

1 – Sayın Bülent İşcen, 7 Ağustos 2008 tarihinde Grubumuzun kurucularını arayarak yanında Sayın Aziz Yıldırım’ın olduğunu ve Maraton Üst Tribünü’nde bizden şikayetçi olanlar olduğunu ve derhal Sayın Ömer Temelli ile sorunların giderilmesi için görüşmemiz gerektiğini aksi taktirde “Aziz Yıldırım sizi Başbakan’a ve İstanbul Valisi’ne şikayet edecek, haberiniz olsun” diyerek tehdit olarak algıladığımız bir konuşma yapmıştır. Teklif 8 Ağustos 2008 tarihinde Sayın Ömer Temelli aracılığıyla grubumuzun kurucusuna, Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda yapılmıştır. Yapılan görüşme esnasında Sayın Ömer Temelli “Kombine kartları ücreti karşılığında iade ediniz ve sizlere karşılık olarak 500 adet bedelsiz bilet” verelim teklifinde bulunmuştur. Teklif sıcağı sıcağına orada reddedilmiştir. Grubumuzun kurucusu, oraya sorunların giderilmesi ve E Blok’un bağıran taraftara ayrılması umuduyla geldiğini ancak hayal kırıklığına uğradığını belirtmiştir. Görüşme anında Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu Müdürü Sayın Ayhan Bak, Sayın Özcan Tuzcuoğlu ve görüşmeye kısmen de olsa telefonla iştirak eden Sayın Bülent İşcen’de yer almıştır. Bu görüşme tamamen Sayın Aziz Yıldırım’ın izni, istekleri ve bilgisi dahilinde olmuştur.

2 – İkinci teklif ilk tekliften birkaç saat sonra yani akşam saatlerinde Sayın Aziz Yıldırım’la sürekli olarak beraber olan Sayın Bülent İşcen tarafından telefonla yine grubumuzun kurucusuna yapılmıştır. Sayın Bülent İşcen 500 adet olan bedelsiz bilet tekliflerini, 1.000 adet bedelsiz bilete çıkardıklarını, kartları bir an önce iade etmemiz gerektiğini aksi taktirde Sayın Aziz Yıldırım’ın bizleri devlet büyüklerine şikayet edeceğini belirtmiştir. Başkanın ilk teklifi reddetmemize inanamadığını ve “bu ….ler naz yapıyor” dediğini aktarmıştır. Başkanın onayı ile bilet sayısını arttırdıkları yeni teklifde grubumuzca “ bir daha bu konular için bizi aramayın” denilerek reddedilmiştir. İlk teklifin olduğu gün yani 8 Ağustos 2008 günü Sayın Aziz Yıldırım başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bazı devlet büyüklerimize asılsız ithamlarla GFB’yi kötü lanse etmiştir. Zaten bu durumuda FBTV de itiraf etmiştir. Valiyle bu konuyu konuştuğunu açıklamıştır. Hakkımızda yasal işlem yapılması için asılsız iftiralarda bulunmuştur. Daha önce yaşadığımız haksız gözaltıların benzeri durumların yaşanması için bir senaryo hayata geçirilmiştir.

Sonraki günlerde 2 kez daha kamuoyunca bilinen yeni teklifler gelmiş ama grubumuz hepsini reddetmiştir.

12 Eylül 2008 Cuma günü Fenerbahçe Televizyonu’nda yayınlanan Futbol’un Zirvesi adlı programda bütün kamuoyu önünde “ufacık beyinliler”, “rantçılar”, “elebaşı” ve benzeri gibi ithamlarla hakaretlere uğruyoruz. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlık Makamı kullanılarak, “ben ne dersem doğrudur ve doğru anlaşılır” mantığıyla yapılan bu açıklamaların nedeni Sayın Aziz Yıldırım’ın isteklerini kabul etmememiz ve kendimizi teklif ettiği biletlere karşı teslim etmeyişimizdir.

Sayın Yıldırım, tekliflerinizi kabul etmediğimiz, artık bizi istediğiniz gibi yönetemediğiniz için yaşadığınız şaşkınlıkla yaptığınız tutarsız açıklamalarınızın ve attığınız iftiralarınızın ardı arkası kesilmiyor.

Bu tekliflerin ve anlattığımız olayların tamamı gerçektir. Bu yaşananlara şahitlik edecek olan tarafsız onlarca kişi vardır. Bütün kamuoyu önünde bu olayların gerçek olduğuna dair ŞEREFİMİZ ve NAMUSUMUZ üzerine yemin ederiz. Aksini iddaa edeceklerinde aynı şekilde bütün kamuoyu önünde yemin etmelerini isteriz.

Sayın Aziz Yıldırım reddetmiş olduğumuz tekliflere karşılık makamını ve kulübün çıkarlarını bir yana bırakarak bizlere resmen kişisel bir savaş açmıştır.

Rantı reddedenlere karşı iftira, hakaret, yalan dolu ithamlar savaşına başlamıştır. Sayın Aziz Yıldırım’ın devlet büyüklerine söylemiş olduğu “Stadımızda mescit var ama onlar mescitte namaz kılmak yerine koridorda kılıyorlar. Tinerci, hapçı, çapulcu ve serseri takımı bunlar” sözlerii çok acıdır. Öncelikle belirtmek isteriz ki Migros ve Maraton Üst tribünlerinde herhangi bir mescit yoktur. Bu yüzden namaz kılmak isteyenler namazlarını koridorlarda kılmaktadırlar.

Tinerci, hapçı, serseri ve çapulcu kişiler miyiz? Yoksa namazı ve dini istismar etmeye çalışan kişiler miyiz? Burada yaşanan çelişki maalesef Sayın Aziz Yıldırım’ın bizlere karşı beslemiş olduğu kin duyguları sonucu kurduğu yanlış cümlelerdir. Bu konu bizleri son derece üzmüştür. Bir başka çelişkide Sayın Aziz Yıldırım’ın her yerde bizi azınlık olarak göstermesi, “bunlar 100-200 kişi” demesi, ancak bu sayının çok fazlası bilet teklif etmesi ayrıca bir çelişkidir. Son olarak bahsettiği ve iftira attığı, hakaret ettiği, aşağıladığı 10 kişiler diye küçümsediği kişiler öyle parmakla sayılacak kişiler değildir. Bizim arkadaşlık bağımızda hepimiz biriz, o itham ettiğiniz kişiler tüm GFB dir. İzmir ve Ankaradaki elebaşları diyerek çamur attığı arkadaşlarımız üniversite mezunu, kariyerli, mesleklerinde son derece başarılı iş adamı kişilerdir.

Taraftar olarak Fenerbahçe iktidarında gözümüz yoktur. Fenerbahçe iktidarına muhalefetimizde yoktur. Aksine o makama saygımız vardır fakat bu makamın başında olan Sayın Aziz Yıldırım, kişisel sorun ve kavgaları sebebiyle başta GFB olmak üzere bazı tribün gruplarımızı camiaya karşı olarak göstermektedir.

Bir sorun var, bir kavga var ama bu FENERBAHÇE Tribünleriyle, FENERBAHÇE arasında değildir. Bu kavga Sayın Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe tribünleri arasındadır. Bu kavgayı başlatanda ne yazık ki Sayın Aziz Yıldırım’dır. Bu kavgayı başlatan o olduğu gibi bitirmesi gerekende o olacaktır. Taraftarına sahip çıkması gereken yerde taraftarını sürekli olarak hedef olarak göstermesi ve dışlaması bulunduğu makama yakışmamaktadır. Bugün beğenmediğimiz camiaların taraftarına nasıl sahip çıktığını hepimiz gördük.

Paramızla Migros'a kombine istedik, çıkarmadınız. Bunun üzerine Maraton’a geçtik ve kombine almak istediğimiz yerden satışları durdurdunuz. Biz bunları yaparken sizden herhangi maddi bir destek beklemedik sadece manevi olarak desteğiniz bizlere yeterdi fakat sizler manevi destek yerine deyimi yerindeyse köstek oldunuz.

Tutturmuşsunuz kombine kartları bizlere başkaları aldı diye. Açıklayın o zaman kim aldı bize kombine kartları. Açıklayabiliyor musunuz? Hayır. Çünkü öyle birisi yok. O kartları kimimiz borçla, kimimiz banka kredisiyle, kimimiz taksitle, kimimiz kendi harçlığıyla, kimimiz de babasının parasıyla aldı. Varsa aksini iddia eden çıksın da ispatlasın. Sürekli olarak “çamur at, izi kalsın” mantığıyla yürütülen bu tutuma bundan önce olduğu gibi bundan sonrada tepkimizi vermeye devam edeceğiz.

“Tek Reis” olmak başında olduğu camiayı birleştirmek, kaynaştırmak ve ayırmamaktan geçer. Bu düzen sağlanırsa şayet başarı kaçınılmazdır, aksine sağlanmaz ve çifte standartlara sebebiyet verilirse başarısızlık kaçınılmazdır. Bunları sizde çok iyi biliyorsunuz fakat kişisel sorunlarınız maalesef camianın başarısının üstüne çıkıyor. Biz bir adım attıkça siz adım atmak yerine yaptırımlar uygulamaya devam ediyorsunuz. Bu kişisel kavganızda camianın başkanlık makamını, yayın organlarını ve devletin birimlerini kullanmanızda ayrıca rahatsızlık verici ve üzücü bir durumdur.

GFB’nin geçmişte çokca hataları olmuştur, bu hatalarından geçte olsa bile ders çıkarmıştır ve bu hatalardan dolayı özür dilemesini bilmiştir. Sürekli olarak kendini yenileyen ve iyileştirmeye çalışan GFB, gönül verdiği renklerin başkanlık makamından daha cana yakın ve babacan tavırlar beklerken “ufacık beyinliler”, “kandırılmış gençler”, “elebaşı”, “çapulcu”, “rantçı”, “serseri”, “dini istismar edenler” ve benzeri gibi asılsız ithamlarla daha da üzülmüş ve soğutulmuştur.

Futbol takımımız bu kadar kötü ve zor bir durumdayken bugün resmi yayın organımız olan Fenerbahçe Dergisi’nde çıkan “Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun sürecek” başlıklı yazınızın içeriği bu sezon ve bundan sonraki sezonlar için bizde hedefin kupalar, şampiyonluklar ve başarılar olduğunu değil de bizler olduğu izlenimini uyandırmıştır. Hal böyleyken yapacağınız en iyi iş önceki satırlarda belirtmiş olduğumuz gibi taraftarı bir sorun olarak görmemek, onlara manevi anlamda destek vermek ve tezahüratlarımızda belirttiğimiz gibi “Bizimle uğraşmayarak, Takımı toparlamanız” olacaktır..

Son bir uyarı tribündeki taraftarlarımıza: Lütfen dikkatli olunuz, tribünle ve taraftarlıkla ilgisi alakası olmayan grup ve oluşumlar stadımıza tekrar sokulabilir, provakasyon ortamı oluşturulabilir, GFB başta olmak üzere aktif tribün gruplarının mensuplarına cezalar aldırtmak için yeni bir senaryo hayata geçirilebilir. Sayın Aziz Yıldırım benzeri girişimlerde daha önce bulunmuştur. Bursa ve MTK maçlarında kardeşi kardeşe kırdırma politikası uygulanmıştır. Lütfen provakasyonlara alet olmayınız.

Hakemler üzerine

Beşiktaşlılarda -özellikle Sinan Engin'de- maç sonunda hakeme feci bir öfke vardı. Bir gün sonra öfkeleri daha da büyüdü. Galatasaray'da ilk gol ofsayt ikinci gol faulmüş, bize çalıyorlar onlara çalmıyorlarmış. Beşiktaş'ın 1-1 kaldığı maçta oynadığı topla Galatasaray'ın 4-1 yendiği maçta oynadığı top denkmiş gibi. Şöyle denebilir "hakem kötüydü ama biz de kötü oynadık (veya yeterli çabayı göstermedik)". Ama toptan hakeme dalmak Yüzüncü yılda ikinci haftadan itibaren "Bu hakemlerle bu lig bitmez" diye çığırtkanlığa başlayan ve bir sezon boyu sürdüren sinan Engin'in artık böyle bu işleri yürütemeyeceğini anlaması laızm. Artık kendi taraftarı bile destek vermiyor çünkü kendisine bu konuda.

Bahtsız bedevi

Liverpool'dan 8 golü yiyen Hakan dün Beşiktaş'ın 4 yediği Kharkiv maçında da sahadaydı. Dün pek bir hatası yoktu ama naparsın bir bahtsızlık var heralde. Gazetelerde de bir iğneleme var hafiften. Numarası 84 diye.

Roberto Carlos


Sonda söylenecek şeyi baştan söyleyeyim: Son zamanlarda yaptıkları yüzünden artık "Fener'e prestijden başka bir fayda sağlamadı" diyorum kendisi için. Geçen yılın sonlarına doğru düşüşe geçen abimiz sürünüyor artık.

Geçen sezon Kadıköy'deki Kayseri maçında Mehmet Eren'in sarı kart gördüğü bir pozisyon var. Mehmet uçarak kayıp geliyor ve Carlos'un ayağındaki topa vuruyor, sonra da "top gittikten sonra" da Carlos Mehmet'e takılıp yere düşüyor. Dünyanın en süratli futbolcularından biri güleryüzlü Carlos kalkıp Mehmet'in üzerine yürüyor. O gün "hey gidi koca Carlo neydin noldun" dedirtmiştir birçok kişiye Carlos. Bu seneki Hacettepe maçında da Can Arat'ın kendi kalesine attığı golde hiç baskıya uğramadan Fener'in sol kanadında bin iki yüz elli pas yapan Hacettepe futbolcularına o imkanı veren Carlos'un maç sonunda kendisine sorulmadan mikrofonlara çıkıp "Can'a artislik yapmayın lan, ben boş bıraktım ordan geldiler ve golü attılar" demesi artık tartışılabilir duruma gelen futbol kalitesinin yanında insanlığının bir gram eksilmediğini gösterirdi.

Forma sattırdı, kulübüne isim ve tanınırlık sağladı; ve hepsi bu ne yazık ki.

Sivasspor-Fenerbahçe maçı

Son bir haftada o kadar çok maç izledim ki paylaşmak istediğim, üzerine ahkam kesmek istediğim çok konu var. Umarım hepsine ayrı ayrı vakit ayırabiliriz.

Öncelikli olarak Süper Lig beşinci hafta maçında izlemiş bulunduğum iki ekipten, daha doğrusu özellikle Fenerbahçe'den bahsedeyim. Hep gitiğim çotanaklar kıraathanesinde izledim bu maçı, yoğunluğu Fener taraftarlarının oluşturduğu bir günde. Fenerbahçe'nin 90 dakika izlediğim maçlarında bu kadar aciz oynadığını hatırlamıyorum. Dakika 60 küsur, isabetli şutlar 8'e 3 Sivas lehine.

Kadrodaki futbolcularda anlaşılmaz tripler var. Kazım'ın şımarıklığı artık nerdeyse her hareketine sirayet etmiş, Sivas'lı Hayrettin'le her pozisyonda karşılaştılar ve sık sık birbirlerine fauller yaptılar en son adamın ayağını kırmaya çalıştı. O pozisyona kırmızı vermeyen hakeme de yuh olsun. Uğur - Gökhan'da anlaşılmaz bir agresiflik. Carlos gitti mi gelmiyor zaten geriye, gerideyse 60 - 70 metrelik paslar atıyor.

Alex hasta haliyle birkaç pozisyonu kovaladı ve o aşırtmayı da yapabilse maçı da çevirecek belki. Guiza iyi niyetli ama Fener çapındaki bir takımın oyuncusu değil bence, kontraatak oynayan bir takımda verimli olabilecek bir adam. Kaleci Volkan Babacan değil de Volkan Demirel olsaydı o gün maç daha erken kopardı. Birkaç hafta öncesine kadar; görülen yerde dövülebilecek kadar tiksinilen Maldonado, maçı beraber izlediğimiz Fenerli arkadaşlar tarafından maçın en iyilerinden biri olarak nitelendiriliyordu. Ama Hıncal Uluç'un dediği gibi; defansif bir ortasaha oyuncusunun maçın en iyilerinden biri olduğunu söylemek takımın çok atak aldığını gösteriyordu.

Fenerbahçe'nin nasıl düzene gireceği de ayrı bir yazı olur artık. Zira güzel bir farklı galibiyet alıp çıkışa geçer ve devamını da getirebilirler; iki hafta da ha kötü devam edip sonra Aragones'i de şutlayabilirler. Velhasılı kelam maç sonuna kadar Sivas'ın hakkıydı, öyle de oldu.