19 Kasım 2008 Çarşamba
Patron ne derse o!!!
Senin Sayende
Senin sayende.
Bütün yemişler elime güneştenmişim gibi uzanıyor
Senin sayende.
Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı.
Yüreğimin çalışı senin sayende.
En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi
Senin sayende.
Şehrime ulaşmadan bitirirken yolumu
Bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende
Senin sayende, içeri sokmuyorum
En yumuşak urbalarını giyip
Büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü.
Nazım Hikmet
18 Kasım 2008 Salı
Beşiktaş'taki Zuk Danılds
Fakyu - 0008
Ve yazmamışım...
Evet, fakyu mi.
3 Kasım 2008 Pazartesi
İki Haftanın Ardından
En son bıraktığımda Beşiktaş liderdi, önüne gelene giderdi (önlenemez kafiye arzusu, pardon). Derken Türk mahkemeleri blogspot ve blogger’ın yasak olduğuna kanaat getirdi. ktunnel, ltunnel gibi opsiyonlar aklımızdan bile geçmedi, bizde devlet her şeyin üstünde gelir, bir siteye girme diyorsa oraya girmekten kimseye hayır gelmez. (Hayır, gelmez ısrar etmeyin) (önlenemez esprik arzusu, pardon). Bu nedenle aksattık geçen haftayı.
Tam bu sırada televizyonda zamanında Aliye’nin çocuklarını oynamış olan iki adet çocuk yaştaki kazmanın oynadıkları Kinder reklamını gördüm, zamanında bu çocukları diziye seçenlere de (kesin kameramanın falan tanıdığıdır), o dizide bunları izleyip “allahım ne tatlı çocuklar bunlar” diyen izleyicilerin de, “bu çocukların hiçbir şey yapmayıp kazandıkları para da yetmez, reklamda da oynatmalıyım bunları” diyerek reklamda oynatanlara da söyleyecek sözlerim az geliyor. Hırsız Polis’teki ya da Babam ve Oğlum’daki çocuklara ayıp resmen yaptığınız. Yetim hakkı yemek. Tanıdığım birçok yetim ya da yetim olmayan çocuk bunlardan iyi oynar be. Rüştü Reçber bile surf reklamlarında daha iyi oynuyordu, daha da bir şey demiyorum.
Konumuza dönecek olursak, işyerimizden sevgili arkadaşlarımızın bir kısmının söylediği bir laf var, “Anadolu takımları bu sene de şampiyon olamazsa yuh artık” diye, hak vermemek mümkün değil. Bir yanda “ha patladı ha patlayacak” Ersun Yanal Trabzon’u, bir yanda garip bir taktik anlayışla oynayan Denizli Beşiktaş’ı, bir yanda ne yapacağı belli olmayan Skibbe Galatasaray’ı, bir yanda da bir türlü istikrarı sağlayamayan Uygun Sivasspor’u. Bu büyük takımların bu formsuzluğunda da Anadolu’dan şampiyon çıkmazsa daha ne diyelim ki artıkın.
Karşısında 1 puana gelmiş Sivas buldu, istediğini verdi Beşiktaş, goller dışında keyif vermedi Antalya karşısında, ve nihayet namağlup ünvanını bıraktı Kayseri’de. Zor günler bekliyor Beşiktaş’ı. Yenmesi gereken takımları yenemedi.
Galatasaray yıllardan sonra ilk kez Kadıköy’e mutlak favori olarak gidiyor. Almalı artık bu maçı, bu maçı da alamazsan hangisini alacaksın??
Geçen hafta çifte liderlik sevinci yaşar iken iki takımımız da kaybediverdi liderliği, Ah be Liverpool, ne şanssız komşumuzdun sen? Tottenham puan dağıtırken neredeydin de Redknapp dönemine denk geldi bu maç??
Bu haftalık da bu kadar olsun. Teşekkürlerimizle.
Aaa bi dakka bi dakka, ya tenis maçı veriyorlar o kadar seyredemiyoruz. Sportmenlik onuru D-Smart’ı da Digi’yi de yenecek. Ayıp yahu.... Bağış Erten’e de ayrı ayıp, Türksat’a bir Eurosport Türkiye koyduramaz mı insan??
22 Ekim 2008 Çarşamba
Fenerbahçe 2 - Arsenal 5
Seyirci Maldonado'yu ıslıklıyor, Guiza'yı alkışlıyor. Hiç anlamıyorum. Sen adamı aryıp bulmuşsun, demişsin ki "Hocam biz Fenerbahçe'yiz, şöyle iyiyiz böyle şahaneyiz. Sana şu kadar da para veririz. Gelir misin?". Adam da gelmiş, iyi veya kötü de oynuyor. Çıkınca onu yuhalıyorsun. Guiza'yı da bilmemkaç milyon yüroya almışsın gol atsın diye. Birsürü gol pozisyonunu kaçırıyor. Sonra defansa gelip yardım etti diye maçın kahramanı ilan ediyorsun. Koştu diye.
Son dakikalarda Arsenal'de 18 yaşında bir oyuncu giriyor. Sunucu veriyor gazı, bakın heyecanlı diyor, bakın heyecandan çükü düşecek. Ama sunucunun çocuk dediği eleman, sahada o kadar soğukkanlı ki, sanki 10 tane şampiyonlar ligi finali oynamış. Golünü de atıyor.
"Evet Guizaaa, hayır guiza, hayır guiza, evet demek istedik ama hayır Guiza" sunucu komedyası.
Arsenal'in defansındaki -normalde yedek olan, dördüncü golü atan- Song, Trabzonspor'lu Rigobert Song'un yeğeniymiş.
Maçtan sonra Adebayor'a soruyorlar: "5 gol süpriz oldu mu?" Aynen diyor ki: "Dürüst olmak gerekirse hayır, çünkü biz çok iyi bir takımız."
Edu ve Lugano sağlam adamlar, ben birçok kişinin aksine Edu'yu daha faydalı buluyorum. Ama sağ ve soldan hiç yardım gelmezse batmaları ve batırmaları gayet normal. Fener dün 4-4-2 görünümlü bir 4-3-1-2 oynamak için çıkmıştı sahaya dizilişe bakıldığında. Ama bu düzen 2-5-1-2 oldu. Roberto Carlos turşu olmuş, Vederson iyileşsin artık bir an önce. (Ya da ben Galatasaraylıyım abi, iyileşmesin daha iyi:)
Neyse bir Galatasaraylı olarak kendimce gördüklerimi şöyle özetliyeyim: Fener seyircisi bıkmış, Aziz başkana bu zamana kadar yaptıklarından dolayı çok sert çıkmaya kıyamıyor ya da neyse sert çıkmıyor. Bu da garip yerlere sirayet ediyor. İkinci yarı seyirci yoktu hiçbir şekilde, 4-2 yapıyor takım, tık yok. Maldonado'ya çakıyor, Guiza'yı öpüyor. Uğur'a çakıyor, Roberto Carlos'u öpüyor. Ama olan da Fener'e oluyor.
Dünkü maç bitmesine 70 dakika varken, 20nci dakikada 3-1 olduğunda bitti. Fener'in şampiyonlar ligi serüveni debitime dört maç varken; önceki Şampiyonlar Ligi haftasında oynanan Fenerbahçe-Dinamo Kiev maçında bitmişti zaten.
21 Ekim 2008 Salı
20 Ekim 2008 Pazartesi
Haftanın Ardından
Beyaz Rusya - Türkiye Ümit Milli Maçı: Bu kadar güzel bir kadroyla ancak bu kadar saçma sapan bir sonuç alınırdı. Teknik Heyet'i, aynı zamanda en baba adamları gereksiz yere A Milli Takım'a çağırıp bir de oynatmayan Fatih Hoca'yı kutlamak lazım. Maç öncesinde "Ümit Milli şampiyonası bizim için çok önemli, turnuvaya kalırsak Arda ve Mehmet Topal'ı da Ümit Milli Takım'a çağıracağız" diyerek çocukların üzerinde, "oh biz elemeleri oynayalım, şampiyonada onlar oynasın" düşüncesi yaratan Mahmut Özgener'i de unutmamak lazım...
Estonya - Türkiye Milli Maçı: Milli takımda son zamanlarda oluşan "biz bu maç boyunca s.kimizi sallayarak dolaşsak bile son 10 dakika oynar, maçı alırız" havasının dağılması açısından önemli bir maçtı. En az üç tane %100'lük gol pozisyonu var ki, nasıl kaçar belli değil. Öte yandan Estonya açısından çok önemli bir puandı. Fark üstüne fark yiyen bir takım için altın değerinde. 80'li yıllardaki İngiltere ile 0-0'lık galibiyetimizi, kaleci Fatih destanı'nı hatırlayın lütfen.
Fenerbahçe nihayet deplasmanda bir puan alabilirken, Kocaelispor'un da kendine güvenini öldürdü. "Büyük takım olduk" rehaveti, Kayseri ve Bursa'nın puan kayıplarına sebep oldu. Gaziantep'i ise ben de çözemedim. Anadolu'dan bu yüzden şampiyon çıkmıyor işte, önemli maçlara asılıyor, sonra saçma sapan maçlarda dağılıyorlar.
Beşiktaş, oyuna çok hızlı başlayarak 13 dakikada 3 gol buldu. Arzusu, isteği gayet yerindeydi, ki zaten bu ikisi aynı şey. Tello'daki fark Denizli'nin farkı olabilir pekala. Spor yazarlarımız beğenmediler oynadığı topu Beşiktaş'ın, ama 13 dakikada 3 gol bulan bir takımın geriye yaslanmaması için bir sebep göremiyorum, 2 olsa bile haklı olabilirler belki ama 3 gol artık bu kardeşim, zaten suni çimde oynuyorsun, ne diye yorasın kendini. Sakatlansan neden sakatlandın derler sonra da... Günümüz futbolunda başarı biraz da "gücünü mantıklı kullanma sanatı" değil mi?
Öte yandan, Galatasaray-Trabzonspor maçını Garfield 2'yi bir milyonuncu kez DVD'den izlemek isteyen yeğenim yüzünden seyredemedim, pek de şikayetçi değilim, kedi bir şeyler döktüğünde yeğenciğimin "ah yaramaz yaa" demesi maçtan çok daha zevkliydi... Hem zaten yıllarını İnönü kuyruklarında geçiren babam "Garfield'ı aç, çok istiyor" dedikten sonra başka seçenerk var mıydı ki??. Ama Arda güzel bir gol atarken, Servet elle gol atmış diye duydum. Arda'nın golünü şimdi gördüm ve çok memnun oldum ki geçen Perşembe aynı golden ben de attım... Bu tip gollerim meşhurdur zaten, Kamil bilir...
Liverpool da maaşallah Beşiktaş'ın İngiltere versiyonu gibi, kanser etmeden mutlu etmiyor. Umarım bu sene şampiyon olurlar artık....
14 Ekim 2008 Salı
Çüşşşşşş
"Fatih Hoca Galatasaray'a hayırlı olsun."
Aynı Fotomaç'ın onikinci sayfası:
B Planı Lucescu
E yuh size ya. Bir transfer için iki yüz yetmiş tane ismi ortaya atın, tutan olursa "Aylar önceden bildik." Çüş size ya. İki bomba haber, ama ikisi de birbirini patlatan bomba haber.
13 Ekim 2008 Pazartesi
İki haftanın ardından.
Kronolojik sıraya göre yorumlarımı dizip kendimi yormayacağım:
Fenerbahçe - Dinamo Kiev : Fener'in kazanamaması ilk başta eksi gibi gözükse de, aslında bu maçtan alınan bir puanın bir puan olduğu çok geçmeden anlaşılmıştır. Fenerbahçe bu grupta sonuncu olarak elenecektir.
Galatasaray - Bellinzona : Galatasaray'ın bu köy takımı karşısında oynadığı oyun ve iki maçta yediği dört gol içler acısıdır.
Paris St. Germain - Kayserispor : Kayseri'nin 0-0 bitiren inadı, herşeye rağmen kazandırdığı ülke puanı takdire şayandır. Gönül isterdi ki Kayseri'de o goller yenmeyeydi.
Metalist - Beşiktaş : Korkuyla beklediğimiz oldu. Sivok yoktu. Sivok'un yerinde Gökhan Zan'ın, sağ bekte Toraman'ın ve ön liberoda da Serdar Kurtuluş'un oynaması anlamsızdı. Övgüler yaptığımız Zapo'nun Gökhan Zan gibi bir adamın yanında ne hallere düşebileceğini maalesef gördük. Bobo, Delgado ve Tello'nun da kötüsü hiç çekilmiyor birader. Nobre'nin attığı goldeki Bobo'nun şutunu görürseniz ne demek istediğim anlaşılacaktır. Ertuğrul Sağlam adına utanç gecesidir. En iş yapabilecek adam olan Nobre ikinci yarının ortalarında ancak oyuna girebilmiştir.
Demirören'in Lucescu ile görüşmesi : Luçe, bu takıma Şampiyonlar Ligi'ndeki gelmiş geçmiş en kişilikli oyununu 1-1 biten Lazio-Beşiktaş maçında oynatmış adamdır. O zamandan bu zamana kadro kalitesi de yükselmiştir, ağız sulandıran bir gelişmedir. Saçma sapan bir 2003-2004 sezonu ikinci yarısına rağmen Luçe'nin tadı damağımızda kalmıştır. Luçe'ye defansif, korkak diyen bir de Ertuğrul'a bakmazsa taş olur.
Luçe'nin reddetmesi, Ertuğrul'u onurlu davranmaya davet edenler : Luçe'nin reddetmesi olağan gelişmedir. Takımı ligde kötü gitse de şampiyonlar ligi'ne devam etmekteydi. Aralık ayı'na kadar Mehmet Ekşi ile idare edileydi ya. Onurlu davranmaya davet edenler, takımına sahip çıkan, kötü gidişe dur demek isteyen, her maçtan sonra "hatalarımızdan ders alıyoruz diye diye ders bitiremeyenlerden kurtulmak isteyen, sorumlu yöneticilerdir.
Demirören'in Ertuğrul'a kal demesi : Luçe'den hava alan Demirören'in takıma kimseyi getiremeyeceğini fark ederek Ertuğrul'a son bir umut gaz verme çabasıdır ki, o da o durumda yapılabilecek en güzel şeydir.
Fener-Kayseri , GS-Bursa : Mevcut formlarının devam etmesi yönünde ağız sulandıran dört takım olur kendileri.
BJK - Hacettepe : 1,5 yıldır korka korka 11 yazan Ertuğrul'un giderayak kaplanlığı, Batuhan ve Aydın'a yer vermesi, Bobo ve Tello'yu kesmesi. Çok güzel hareketler bunlar, ama neden şimdi?
Ertuğrul'un istifası : Adam gibi adam süsü verilmiş tırsak antrenör tripleri. Seyircisiz Galatasaray deplasmanına tek forvet çıkarken neredeydi adamlığın derler adama. Neticede bir cemaatin kulübümüzden çekilmesi.
Sinan'ın kabul edilmeyen istifası : "Demirören ile geldim, Demirören ile giderim" açıklamasıyla biten istifa. (tabi böyle bir istifa gerçekten varsa)
Denizli'nin göreve gelmesi : "Demirören Denizli'ye mecbur kalacağını bile bile Luçe'ye gider miydi" diye düşündüren, ama yine de mevcut koşullarda olabilecek tek kişinin göreve gelmesi, Demirören'in de Denizli'nin de eski sözleri yalayıp yutması.
Sinan'ın kabul edilen istifası : Sinan Engin'i 2 gün içinde iki kez istifa ederek, arada "başkanla geldim başkanla giderim" demesiyle ilginç bir dünya rekorunun sahibi yapan istifa. Oh be dedirten istifa. Hatta istifra.
Ümit Davala'nın kovulması : Bak Kayahan Abi ne söylüyor?
Türkiye 1-0 Beyaz Rusya : Deplasman için ümit vermeyen galibiyet. Niye Aydın Yılmaz, Serdar Kurtuluş, Ceyhun Gülselam A Milli Takım'daydı ki dedirten galibiyet aynı zamanda.
Türkiye 2-1 Bosna Hersek : İkinci yarısıyla coşturan karşılaşma.
9 Ekim 2008 Perşembe
Gaf gaf, bir yere kadar
Yepyeni bir yönetim başarısı daha çıktı Beşiktaş'ta. Yıldırım Demirören 7 Aralık 2007'de LigTV'de yayınlanan 2'ye 1 programında çok net konuşmuş: "Ben olduğum sürece Mustafa Denizli Beşiktaş Kulübü'nden içeri giremez."
Bu kumpanya bitmez, Beşiktaş taraftarını kahretmeye, diğer takımları tutan arkadaşlarına madara etmeye devam eder.
8 Ekim 2008 Çarşamba
Galatasaray'ın Kurası
7 Ekim 2008 Salı
Hüsnü nerdesin?
Kaynayan kazan ama değerli yorumcumuz, yüzeysel insan, Beşiktaşlı, sevgili Hüsnü Demlendirici'den ses yok.
Sağlam gitti.
6 Ekim 2008 Pazartesi
- Aktütün -
Son 35 günde birer ikişer verilen toplan 20 şehide bir de bu gençler eklendi. Şehit sayısı çok olunca kafamız basıyor bizim. Son bir ayda zaten bundan fazla şehit verilmişti ama farkında değiliz. Büyük vurgun yiyince bu hale geliyor durum.
Yine olacak mı peki? Kılığını kendi seçen beyefendiler yine kelimesine dokunmadan "Acımız büyük, ama bizi yıldıramazlar. Terörün üzerine aynı kararlılıkla gideceğiz." diyecek mi? Acısından, ağlamaktan, perişanlıktan artık mahvolmuş insanların en ufak tepkisinde, onları kollarından tutup kırarcasına götürerek devlet büyüğüne hakaretten içeri atacaklar mı? bu büyükler kendilerine bağıran kendi halklarına zırhlı araçlarının içinden posta da koyacaklar mı? Oğluna kıyak askerlik ayarlayan beylere şehit babaları "Vatan sağolsun" diyecek mi?
Allah kahretsin. Sözün başlaması gereken, ama başlamasına izin dahi verilmediği yerdeyiz. Sözün bitirildiği, sadece ezber sözlerin var olmasına izin verilen bir yerdeyiz.
Anne faktörü
5 Ekim 2008 Pazar
Fenerbahçe Kayseri
Bugün bir haberde okudum ve bizim takım eksik kadro diye vikvik etmemem gerektiğini anladım. Kayserinin 8 eksiği varmış Fenerbahçe karşısında. Defans bloğunda görevli 4 as futbolcudan üçü yok ve Fenerbahçe'ye karşı oynayan dörtlünün yaş ortalaması 22. Sakat kadro, tam takım filan hikaye; aylar oldu futbol oynamıyor bizim takımlar.
Türk Övün Çalış Güven
Dün haberlerde ise Beşiktaş'ın Lucescu ile anlaşmak üzere olduğunu ve göreve gelirse yardımcılarından birinin Sergen Yalçın olacağını söylediler. O zaman yazının başlığına ekleme yapmak lazım: Utan Ertuğrul, sen de şimdiden çalış Sergen.
4 Ekim 2008 Cumartesi
Lamborghini'nin Türk futbolundaki yeri
Neyse Gökhan kardeşimiz borçlanarak bir ev ve Lamborghini marka bir araba almış. (Futbolcuların lüks araba kullanması mecburiyeti var Türkiye'de biliyorsunuz.) Taksitleri ödeyemeyecek hale gelmiş ve bunun için "Her türlü sorununuzda önce bana gelin" diyen Aziz başkana koşmuş. Aziz başkan da bir önceki cümledeki sınırsız şefkat vaadini "Bize sordun da mı aldın Gökhan?" diyerek yerine getirmiş.
