24 Eylül 2009 Perşembe

Yeni maç geliyor


Evet bu hafta saat 20:30'da yine bir maça çıkacağım. Bu yıl yaptığım 3 maçı da kazandım umarım bunu da kazanırım. Ancak dikkat edilmesi gereken hususlar var:

* Oğuzhan'la aynı takımda olursam diye yanıma Eti Cin almam lazım. Yoksa rakip Oğuzhan'ı Eti Cin'le kandırabilir.
* Keltoş Cemfer ve Serdar'ın kafaların parlamasına dikkat etmek lazım. Göz alabilir aynı takımdaysak eğer, kafa attıklarında kayıp gidebilir.
* Taklacı güvercin Özgür'ün gaza gelmesini engellemek lazım.
* Küskün Ali'yle dalaşmamak lazım.
* Fercem ile Serkan kardeşleri rakip yapmak lazım, dalaşıyor hoşaflar aynı takımda olunca.
* Görev adamı Serhat'ı ne yapıp edip almak lazım takıma.
* Diyar ve Şiar kuzenler oynarsa yine takımlarının tokat manyağı olacaklar ve her pozisyonda hata bu iki elemana yüklenecektir. Ama Diyar yeine göre ters tepki veriyor, Şiar lafını yiyip gidiyor. Şiar'ı kapmak lazım derhal.
* Uzun Özgür fıtık zaten, bi numara olmaz ondan.
* Enişteye defansta dikkat etmek lazım.

Bütün bu bilgiler ışığında yine bir adet golümü atarım ama onla kalırım herhalde.

23 Eylül 2009 Çarşamba

22 Eylül 2009 Salı

Dila bebek.

Silivri'de kaybolan Dila bebek Bursa-Karacabey'de yani kaybolduğu yerin 45 mil uzağında bulundu. Sel olurken, annesi onu bırakmamaya çalışırken, ne olduğunu anlamadan nasıl can verdi bu bebecik.

Babası nasıl kafayı yemeden duruyor, annesi nasıl kendini öldürmüyor hayret. Allah sabır versin.

18 Eylül 2009 Cuma

Benim güzel ülkem

Cem Garipoğlu da 17 yaşında, suçu ispatlandı. Polisler gel koçum sen bize emanetsin diye teslim aldılar. Avukatı çocuk çok tedirgindi, sucuk ekmek ısmarladım dedi. "Çocukcağız, o daha çocuk."

Erdal Eren 17 yaşındaydı, suçu ispatlanmamıştı, yaşı büyütülerek asıldı.

*******************

Güz sabahı buğusunda bir salkım üzüm mü avuçlarımdaki ne?
Ayışığı yansıyor yüzüne.
Ben böyle bulutsu yüzü, ben böyle ışıksı yüzü
Bir onyedi yaşındakinde gördüm,
Bir de şimdi düşümde.

17 Eylül 2009 Perşembe

Kamil sus artık

Bu yazının linkini ayrı olarak bu kenardaki menüye koyuacağım ki yaptığım her güçsüz hareketimden sonra okuyup kendime rahat rahat ve içli bir şekilde sövebileyim. Patron fırçamsı birşey söylüyor ben oturup kalıyorum vay anasını, adaletsizlik ile karşılaşıyorum frenliyorum kendi kendimi şevkimi kırıyorum, haksızlığa uğruyorum yaşamımda mal gibi oturuyorum oturduğum yerde. Hayat sana ne haksızlık etti, mal Kamil. Dana gibi adamsın, ne sorunun var. Sana tatsız gelen şeyleri yaşatanlar senin çevrendekiler. Biraz çevreni ve çehreni değiştirsen bitecek herşey. Ya değiştiremeyecek bir sorunun olsaydı, ha Kamil, altına sıçardın artık. Sen hayata 1-0 yenik başlamadın ki.

Sümeyye sadece 6 yaşında ve doğustan iki kolu yok. Ama Moskova’da onun yaptığı resimlerden oluşan bir sergi açıldı. E kolları yok bu kızcağızın dersin şimdi Kamil; resimlerini ayaklarıyla yapmış. Bu tatlı kız artık okula da başlamış. Altı yaşındaki azme bakın, otuz yaşında ben Kamil’in yaptığı koyvermeye bakın. Artmutun önde gidenisin Kamil. Bak Sümeyye’ye de kendine gel.

Nike reklamında Sümeyye oynamalı, farkı o yarattı ve bana çok şey öğretti. Sümeyye İstanbul’da bir abin oldu, haberin olsun. Senin gibi azimli bir kız benim gibi bir mal müdürünü kabul etmeyebilir ama ne yapayım artık. Helal olsun sana.


Hava atışı

Turkcell’in Türk Milli Basketbol takımı2na yaptığı reklam var. 5 tane yeşilli basketbolcu var, bir tane de bizim oyuncumuz var. Yeşilliler bizimkinin parmağı kadarlar, bizimki de şutta, savunmada, hava atışında ve maç sonu forma değişiminde her türlü eziyor bunları.

Yalnız bir yanlış var. Reklamlardan birinde hava atışına çıkıyorlar. Bizimki topu iki parmağıyla tutuyor, e burda da basketbol kurallarına göre hatalı hareket. Çünkü hava atışında topu hava atışına çıkan kişi tutamaz, kontrol edemez, bir taraflara çelmesi lazım. O topu öyle tutarsa (hani bir parmağı iki metre olan oyuncu olmasını, reklamın tamamen absürd bir temel üzerine kurulduğunu bırakıp reklamda mantık arıyorum ama :) top rakibe geçer.

Aferin bana, evet aferin. Aferim hatta.

Fakyu - 0010

- Yahu sen hangi akla hizmet cenazeyle köye gidiyorsun, deden ölmüş olabilir ama sonuçta bu 75 yaşında bir adam, normaldir. Senin böyle bir durumda ne yapman lazım? Annecim babacım, evet acımız büyük ama benim bir görevim var işlerim var diyip işinin başına geri dönmen lazım.
- ...

- Hem sen gittin, işler durmadı ve ben buna hayret ettim. Demek ki senin üstünde iş yoktu dedim kendi kendime.

- ...

- Şimdi hemen bir uçak bileti bul ve atla gel sana ihtiyacımız var burda.

(İşe yaramıyorsun, ama atla gel. Gayet güzel. Bu diyalogun ana fikri şu: Hata cümlelerin sahibi olan patronda değil üç noktaların sahibi olan kişide.)

Galatasaray: 3 - Bekşiktaş: 0

Bu maçın bize öğrettiği şudur: Bu ülkedeki futbol yorumcularından bir tanesi bile adam gibi yorumcu değildir. Nenemin sakalı olsaydı dedem olurdu hesabı cümlelerden farklı birşey söyleyen yok. Skor sizi yanıltmasın. Serdar’ın pozisyonları gol olsaydıymış. İyi de güzel abicim, sevgili kardeşlerim, maçın dördüncü dakikasında Galatasaray gol atınca tabiki geri çekilecek ne yapabilir ki başka. Golü atan takım skoru korumak ister, golü atan Galatasaray’ın karşısındaki takım Kasımpaşa değil ki Beşiktaş abi. Kötü de olsa Beşiktaş. Cimbom’un çekilmesinden doğal ne var. Derbilerde gol attıysa üstüne bir de saldırılan tek bir durum var: O da Kadıköy’de Galatasaray’ın başına gelir.

Beşiktaş dakika dörtte gol atsa, maç da 1-0 bitse kalan 86 dakikada büyük bir ihtimalle Galatasaray presli oynamış olacaktı. Bu sefer de diyeceklerdi ki: Beşiktaş 1-0 aldı maçı ama sizi yanıltmasın Galatasaray baskılıydı. Sonuçta Galatasaray’ın bir fazla şutu var, pozisyon sayısı da denk, maç denkti yani. Skora bakmayın beşiktaş daha iyi oynadı filan gibi bir durum (es) yok.

Neyse anektodlara geçersek:

1-0’ı korumak isteyen Rijkard Nonda’yı oyuna sokmazdı. Bu bence olumlu bir hareket. Nonda oyuna girmek için giyindiğinde büyük ihtimalle Baros’un yerine girecekti. Forvet – forvet değişikliği yapsa bile yine de bence olumlu bakılmalı. Nonda’yle oyuna devam ederim, Baros’un gerçekten iyi yıprattığı defansa kafadan dalarım. Zamanında forvet çıkarıp DMC alan teknik traktörlere göre gayet iyi.

Sabri melek gibiydi maçta. Tabata’nın Mustafa’ya daldığı pozisyonda benim amcaoğlu anında dedi ki: Ya bu bizimkiler gerçekten manyak ya, al işte Emre de geldi oh ne güzel. Şimdi Sabri’de gelir dedik içimizden ama gelmedi. Baktık maç genelinde de hiç itirazı yok. Dedim heralde bu maçlık böyle birşey oldu. Yok, adam maçtan sonra aynen demiş. Ben o işleri bıraktım artık namuslu, şeref timsali bir yaşam süreceğim bu memlekette. Hadi hayırlısı.

Beşiktaşlı arkadaşlarım ağlıyordu hakem diye geçen haftalarda. Baktım bu hafta tık yok hoşafingenlerde. Tabata’nın hareketi direkt kırmızıydı. Oldu canım.

Serdar Özkan bu sene atılım senesini gerçekleştirebilir. Bizi bayağı bir terletti. Baktım Manchester maçında da insiyatif aldı, şutlar attı filan. Bence kaçırdığı şutlara rağmen Beşiktaş’ın eniyisiysi. Desteklenmesi lazım bu kardeşimizin, kaçırsa bile pozisyona girmesi meziyet, atmayı da öğrenir zamanla. Bu arada Manchester Mençıstır diye okunmaz, Şansal abi gibi okunur, Mançester diye hatta e’ler açık e şeklinde okunur, öyle cahil ayılar gibi okumayın.

Beşiktaş defansında Recep Çetin’in eksikliği hala hissediliyor. Abi düşünsene sağda Takoz Recep var solda Deli İbrahim. Mançester kim be.

Beşiktaş bu maşta korner kullansa kim gol atar, Nihat, Serdar, Ekrem, Tabata, Bu dörtlünün boy ortalaması 1.70.

Galatasaray’da Leo Franco rengini belli etti. Yusuf’un maç boyunca yaptığı tek iyi şey olan şutunu süper yakaladı. İyi kaleci, inşallah devamı gelecek ve iyi bir şekilde eğittiği Ufuk’a kaleyi teslim edecek.

Transfer konusunda çağ atladığımız bir gerçek. Beşiktaş’ın Tabata artı İsmail’e verdiği bonservis parası, Galatasaray’ın Elano artı Keita’ya verdiği bonservis parasından çok. Futbolcuların aldıkları ücrette Galatasaray –aynı oyuncular için konuşuyorum- net iki katı para veriyor olsa gerek.

İsmail Köybaşı için “Ne köy olur ne kasaba” demişler. Bi susun lan diyorum ben de.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Titinet way fay

Bir kafede oturuyorum TTNET wifi bağlantısı varmış. Bilmeden soruyorum garsona internetin olup olmadığını. O da diyor ki:

-Evet ama fifi var.

Çok güldüm içten içe çook.

Nutella

Bazı reklamlar ürünü dezavantajına olabiliyor ve bunu son örneği de Nutella. Adam sıcacık ramazan pidesine bol bol Nutella sürüyor ve reklamın finalinde de bu pideleri görüyoruz. Çaydanlık gibi buharları üzerinde yani sıcacıklar. Beklenen de biz izleyicinin coşması ve koşarak 1000 santigrat derecedeki pide edinerek Nutella ile doldurup Erol Taş usulü dalmamız heralde.

Şimdi iyi güzel de sevgili reklamı tasarlayan, onay veren, çeken kardeşlerim. (Bu kardeşlerden sadece onay veren Nutella ekibinden sanırım, diğer ikisi bir reklam şirketinden felan olsa gerek.) Siz hiç mi ekmek arası çıkolata yemediniz? Sıcacık ekmekte o gariban çikolata ne hale gelir hiç mi düşünemediniz? Reklamdakini yiyen direkt ishal olur zaten. Ben çeksem var ya yeminle söylüyorum ki daha iyisini çekerim. Ahan buraya da yazıyorum. (Yazdım)

Urfa sana küsmüş

İki adet vasataltı adana dürüm ve artı iki de ayran ne kadardır? İstanbul’da 8-10 lira, Urfalı Hacı Mehmet’te 20 lira. Ankara Ulus’ta bir ara sokaktaki lokantada, tek ilavesi havuç olan iki dürüm ve de iki ayran. Bence lokantanın adı değişmeli: Urfalı Mehmet Efendi olmalı.

O parayı haketmediniz sayın abim, burayı okuyabilmeniz neredeyse imkansız ama bilin: Helal etmiyorum.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Başı ve sonu

Ya Ne Yapmak Lazımmış? Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi, bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi yerden etekleyerek velinimet sanmak mı? Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı?

İstemem eksik olsun!

Tırmanma! Varsın boyun olmasın söğüt kadar, bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar? Kavaklar sıra sıra dikilse de karşına, boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!

Türkiye - İspanya

İspanya bir önceki grupta bir maçını Sırbistan'a kaybettiğinden dolayı rahatlık, ama maçın gidişatı nedeniye sıkıntı veren bir maç oldu. Çocuklar biraz daha günlerinde olsalardı. Daha rahat ve farklı kazanabilirdik.

Hidayet dizinden, Engin ayak bileğinden sakat, Ömer ateşli hastalık geçiriyor. Ama takımdaki tüm oyuncular yine de gereken yerlerde sorumluluğu üstleniyor, riske girip elini taşın altına koyuyorlar. Hepsi ayrı ayrı tebrik edilmeli. Buraya kadar olan kısmı herkesten duymuşsunuzdur zaten.


Söylenmeyen şeylerden birincisi ise İspanyolların oyunculuğu. Basket oynamalarını kastetmiyorum, adamlar tiyatro oyuncusu. Bir pozisyonda yukarıdaki Gasol danası arkası bizim oyuncuya dönük topu sektirerek geliyor. Bizimkinin elleri yukarıda sabit duruyor, sonra bu gasol çarpıyor bizim adama ve topu sağ koluyla vücuduna bastırıp duruyor. Sol eliyle de belini tutuyor, suratında muhteşem bir acı ifadesiyle. Mal.

Oscar alır, Los Angeles'te yaşaya yaşaya ordaki meşhur oyunculardan ders almış herhalde. Bari Robert De Niro, Jack Nicholson'a gitseydin mal müdürü. Biz tiyatrocuyuz (tiyatrocuyduk da denebilir) diye geçiniyoruz. Adam bizden iyi tiyartocu. Faullere estetik katma var baskette, ama oyunculukla faul kapmak fena.

11 Eylül 2009 Cuma

Sen bizi güldürdün ya

Son 3 yıldır formaya ambargo koyan, Aragones ve Zico'nun vazgeçilmezi olan Uğur, Daum'un göreve gelmesiyle maziyi mumla arar oldu.

Bu sezon formaya hasret kalan Uğur ayrılık noktasına geldi. Arda'nın sözlerine atıfta bulunan Milli yıldız, "Uğurinho olsam formam garantiydi" diye konuştu...

Bugün Gazetesi'nin haberine göre, Son 3 yıldır sol kanatta Sarı- Lacivertli formaya ambargo koyan, Aragones ve Zico'nun vazgeçilmezi haline gelen Uğur Boral, Daum'un göreve gelmesiyle maziyi mumla arar oldu. Geçtiğimiz sezon hazırlık maçları dahil 60'a yakın resmi müsabakada forma giymesi rağmen bu sene ligde geride kalan 4 haftada hiç görev yapmayan Uğur sonunda isyan etti. Sezon başında Osasuna'nın kiralamak istediği ancak Daum'un transferine onay vermediği yıldız futbolcu yakın çevresine de dert yandı.

BİZ KURBAN MI SEÇİLDİK!

İdmanlarda hırsından ve temposundan hiçbir şey kaybetmediğinin altını çizen Uğur'un dostlarına, "Elimden geleni yapıyorum. Neyim var neyim yoksa idmanda gösteriyorum. Ama bir türlü Daum'un gözüne giremiyorum. Madem oynatmayacaktı neden Osasuna'ya gitmeme izin vermedi? Eğer bana forma vermeyecekse bıraksın gideyim" diye sitem ettiği bildirildi.

Uğur ayrıca, hafta içinde Arda'nın 'Adım Ardinho olsaydı her şey daha farklı olabilirdi' sözlerini hatırlatan Uğur'un, "Türk futbolcusu yabancılara kurban ediliyor. Arda söylediklerinde yerden göğe kadar haklı. Benim de Uğurinho olmam lazım herhalde" sözleriyle derdini dile getirdiği bildirildi.

10 Eylül 2009 Perşembe

Doğru doğru

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Derenin intikamı ağır olur. Şu anda olan da budur.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım: Kendi elimizle Allah’ın yarattığı doğayı katlediyoruz. Kamu idaresinin ihmali olduğu kadar vatandaşın da var.

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu: Bu hakikaten bir tufan belirtisi. Buna ne Amerika’da ne Türkiye’de alınacak önlem yoktur.

İstanbul Valisi Muammer Güler: Altyapıda bazı sorunlarımız yok değil, ama bu yağış çok güçlü altyapıların bile dayanamayacağı nitelikte.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş: İnsanoğlunun doğayı hoyratça kullanmasının faturası. Buzullar erimeye başladı, ekolojik kıyametten bahsediliyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay: ‘Silivri’den neredeyse Gebze’ye kadar bütün bu alanı İstanbul saymak da ne kadar tarihen doğru, ne kadar şehirci açısından doğru?’ Bu sorgulanmalı.

Sorgulanması gereken hükümet muhalefet hepinizsiniz ama halkı öyle bir insan güruhuna çevirdiniz ki kimsenin umrunda değilsiniz. Doğa olayı yapacak birşey yok, halk da suçlu, buna önlem alınamazdı, ekolojik kıyametin bir uzantısı, felaketin olduğu yer İstanbul sayılmaz ki. Bunların hepsi doğru, kalan herşey yanlış.

Münevver'in Babası


Ulan Apo için bile en fazla "Asalım" demiş bir milletiz. Saw - Testere serisini iştahla seyrettiğimize bakmayın. Kedimiz öldüğünde kafayı yeriz, iki kuruş zam alamayınca moral dibe vurur zombi gibi dolaşırız. Kendinizi babanın yerine koymaya çalışın bir. Koyamıyorsunuz, ben yapamıyorum. Nasıl kafayı yemesin bu adam.

Herkeste aynı vik vik: "Son yaptıklarından sonra artık psikolojik destek almasının şart olduğunu düşünüyorum" Sittir lan, kimsin sen? Almıyor mu destek, almış hali bu. Akşam kızını yemeğe bekliyor, kızını beklerken polis geliyor. Alıp götürüyorlar. Noldulara cevap yok, merkezde cevap alırsınız, e yemek? Sıcakta bekletelim kızım yer gelince. Bir düşünün, olayın ne olduğunu, oluş şeklini öğrenene kadar geçen zamanda neler geçer aklından. Herşey bir yana o zaman nasıl geçer? Üç saat önce yemeğe bekliyordu, şimdi kızınızı kestiler diyorlar adama. Kızını toprağa verirken hala kan sızıyor naaşından. Nasıl kafayı yemesin. Günler değil aylar geçiyor, herşey belirsiz, katil yok ortada. Günler böyle geçerken nasıl kafayı yemesin.

Herşeyi de ayrıntısına kadar öğrendik basından. Kızın iç çamaşırının üstüne bir boksör çamaşır daha giydiğini, bunların renklerini, boynundaki yaralar kanadığından anlaşıldığı üzere kesilirken hayatta olduğu, boğuştuğunu, direndiğini. Vücudunu kesen bıçağı tutmaya çalıştığını. Of of of. Korkuyorum ya. Ben upuzun bir adamım, 105 kiloluk upuzun bir adam. Görsen yuh dersin, atışsak tırsarsın benden. Ama korkuyorum ben, askerde komandoydum, rekorum olarak altı kişiye tekme tokat dalmışlığım var. Ben eski bir Zeytinburnu psikopatı, korkuyorum abi. O kız ne düşündü, baygın mıydı testere işini görürken uyanık mıydı? Allahım nolur baygınken olmuş olsun diyorum içimden, kötünün iyisine bak.

"Son yaptıklarından sonra artık psikolojik destek almasının şart olduğunu düşünüyorum"muş. Adam basın açıklamasında su içiyor, ve durduk yerde diyor ki: "Bunu da bakkal verdi, Turkuaz içip reklamını yaptı demeyin, ben orospu çoçuğu değilim." Adam psikolojik destek sınırını geçmiş. Adam ayrı bir dünyaya gitmiş. İlaç verilerek uyutulması lazım günlerce. Sinir nakli yapılması lazım. Katilin yakalanması lazım.

Yine de hiçbirşey normale dönmeyecek. Bu olayı hiç düşünmeden geçireceği bir günü değil, bir saati, bir dakikası bile olmayacak bu babanın ve ailenin. Belki güldüğünü göreceğiz, katil yakalanınca aştığını söyleyecek belki. Ama evine girip de kapıyı kapatınca o sessizlik, o duvarlar.

Fıtık

Abi sağ tarafımda bir ağrı var son aylarda. Kesin fıtıksal birşey. Oturmak bir dert, oturduktan sonraki yayılmaları yapmak ayrı dert. Otobüs tramwayda oturduğumda kaykıla kaykıla anca oturuş pozisyonu alıyorum. Halısaha maçına gidiyorum, şut atamıyorum sadece koşuyorum, o da eskiye göre yavaş. Şut attım bitane evvelki maçta, eve zor vardım, ertesi gün çok zor kalktım. Az önce bir şey okudum ekşisözlükte "koşma isteği" diye. İçim buruldu.

Gerçekten ya fiziksel bir imkansızlık içinde olmak çok kötü yahu. Şunu doktora bir göstereyim de iyileşeyim de, bundan sonra çok dikkat edeceğim kendime. Eskisi gibi tıkış tıkış metroçüşlerde leptop taşımak yok artık. Sabahtan akşama kadar iş güç diye koşturmak da yok.

Yok deve

Yedi yıldır iktidardasın, onbeş yıldan fazla bir süredir belediye başkanlığındasın. On beş yıldır İstanbul kanatlarının altında ama facianın suçlusunu bulmuşlar.

9 Eylül 2009 Çarşamba

Bugünkü Bosna Türkiye maçı

Şunu bir kez daha gördük ki, Arda Türk futbolunda son 15-20 senede yetişmiş olan en iyi futbolcudur. Estonya maçındaki hırsı koşusu pası presi... Boyu 1.76 bacakları kısa koca kafalı filan diyor ya çekemeyenler, bu çocukta kafam kadar yürek var. Her türlü övgüyü hakediyor.

Arda'dan giriş yaptım çünkü maça yöne verebilecek ilk adam Arda. Yanında kimi sayabiliriz? Tuncay'ı. Başka? Dengesiz arkadaşlar bütününden bahsettiğimizden herkesi sayabiliriz. Arda ve Tuncay'ın pozitif yönde katkısı olacaktır muhakkakama takımdaki başka herkes saatli bomba gibi batmamıza sebep olabilir. Kalecimiz Volkan dengesiz gol yiyebilir, defansımız Estonya maçındaki dengesizlikte bir gol yiyebilir, Emre, Sabri vs küt diye kırmızı kart görebilir.

Bosna'dan teknik traktör demiş ki "Siz o fırsatı Belçika maçında kaçırdınız"

Fatih hoca demiş ki "Kalemde pozisyon gördüğümde değil, rakip kalede pozisyon üretemediğimde sıkıntı hissediyorum. Herşeyden çok yüreğimize güveniyoruz."

Çorba gibi bir durum. Şahsen güvenebildiğim adam teknik kadro artı futbolcular iki. Arda, Tuncay. Rakip tarihinin en büyük çıkışını yapmış. Onlarda motivasyon bizde gaz var daha çok.

Korkuyorum ama 2-1 veya 3-1 kazanacağız gibi hissediyorum.

Bugünkü Polonya Türkiye maçı

Geçen Haziran'daki hazırlık turnuvası mahiyetindeki Gamo On'da Polonya'yı yenmek için son çeyrekte oyuna asılmamız yetmişti. Hatta 60 sayının altında tutarak yenmiştik kendilerini 66-58.

Dünkü Bulgaristan maçı gösterdi ki artık her başarısız hücumun analizi herşeyiyle yapılabiliyor, başarısız bir hücumun nedeninin hangi oyuncu(lar)ın hangi adım(lar)ında gizli olduğunu bile kestirebiliyoruz. Ve her top değerli.

Adamlarda bir tane oyuncu var kilit olan, o da amerikalı oyun kurucu David Kyle Logan. Sağlam bir piyotları var Lampe diye, adam uzun 2.11 ama hareketli. Hem pivot hem forvet oynayabiliyor. Sut isabeti de yüksek. Galatasaray'da vardı bir ara Dan Handlogten diye o stilde. Bir de NBA'de oynayan Marcin Gortat var. Üç adama endeksli bir takım, hatta sıkarsak bir adama endeksli. O da Logan, Logan'ı iyi savunur ve kendisinin pas alışverişini sekteye uğratırsak işin gerisi iseyirci avantajına rağmen kolay.

Litvanya'yı yendiğimizde helal olsun demiştim ama tırtlamışlar artık, Bulgaristan bile yenebilir bugün.

Laleler şehri

Sel oldu, an itibariyle 17 kişi öldü. Servisten inen yedi işçi suya kapılarak can verdi. Sürüklenerek giden otomobillerden cesetler çıkarılıyor. Evler yıkıldı, evler denize kaydı, arabalar ters döndü, kullanılmaz hale geldi. İnsanlar yıkıntıları yağmaladı, yıkılan fabrikalardaki depolardaki malları çaldı, ramazanda.

Belediye başkanı da hiç ortalarda görünmedi, gören nerede olduğunu bilen yok. Sadece "Bu tablo İstanbullunun tedbirsizliğinin sonucudur" dedi NTV'ye. Yani "İstanbul'da sel - 17 ölü" diye özetlenebilecek olan bu durumun sebebi ben dahil tüm İstanbullu vatandaşlar. Ya da otur abicim evinde, rahat mı batıyor, bir gün de gitmeyiver işe, bizi dinlemeyip yollara düşersen ölürsün böyle tabi.


Lale diker artık önümüzdeki bahar. Yolları yeniler, yapar viyadükleri, saatte 50 araba geçmeyen yere milyon dolarlık altgeçit yapar, seçim öncesi yetiştirdiği metrobüsün seçim sonrası yollarında çalışma yapılması gibi. Sizin için çalışıyoruz afişleri asar her yere.

Biz de hala buna tepki vermeyelim, at gözlüğüyle "gitsin izlesin adamcağız Bosna maçını, burda dursa sanki eline maşrapa alıp su mu temizleyecek" diyelim. İnsanlar layık olduğu şekilde yönetilir diye bir söz var ya hani, öyle mi acaba gerçekten? Oy verene birşey demeye hakkımız yok, ama onun da o makamda oturmaya hiç hakkı yok.

8 Eylül 2009 Salı

Kırmızı Buğday

Kırmızı buğday ayrılmıyor sezinden,
Mevlâm mevlâm versin güzellerin gencinden.
Kim ayrılmış ben ayrılam wşimden.

Yörü yörü dilber salma saçın sürünsün,
Açıver açıver cepkeni elmas gerdan görünsün.

Yol üstüne kura koymuş ilyeni
Ben istemem istemem mavi şalvar giyeni.
Ben isterim setre pantol giyeni.

Yörü yörü dilber salma saçın sürünsün,
Açıver açıver cepkeni elmas gerdan görünsün.

Antifiriz tünyasu.

İşim gereği bilişim güvenliğine hakimim. (Şampuan reklamı girişi gibi oldu: İşim gereği gittiğim her ortamda bakımlı görünmem gerek ve bunun yolu da dolgun saçlarımdan geçiyor.) Bu aralar işyerindeki arkadaşımla yeni birkaç ürün denedik.

Webroot firmasının bir ürününü de oldukça beğendik: Webroot Web Security Saas

Şöyle ki:

Normalde senaryo şu: Siz modeminizin hemen arkasına bir server koyarsınız. Bu server da gelen giden bütün bilgiyi tarar. Atıyorum siz bu servera dersiniz ki şu sitelere girilmesin, girilmemesini sağlar. Facebook'ta vakit öldüren arkadaşlar işine döner. Gelen geçen trafikte virüs veya diğer tehditlerden var mı tarar, bilgisayarlarınıza çok daha az malware (zararlı yazılım) bulaşır. Gelen giden tüm mailleri spam taramasından geçirir. Gereksiz çöp mailler, dünyada dolaşan tüm maillerin yüzde 92'sini oluşturduğu için mail trafiğinizi ferahlatır. Falan filan. Dezavantajı bir makineye bağlı olmanızdır. Güncelleme vs yaptığınız zaman -bazen yapmadığınızda bile- server kitlenirse (kilitlenirse değil) işler kitlenir. Server eskiyince yetmez yenileme ister. vs

Webroot senaryosu ise şu: Modemin arkasına koyulacak bir servera gerek yok arkadaşım. Al şu 1 megabaytlık ufak programcığı tüm bilgisayarlarına kur. (Domain yapıysa çocuk oyuncağı) Bundan sonra gir internete yap ayarlarını bitsin gitsin. Aynı korumayı ben de sana sağlıyorum diyor. Ve denedik baktık, valla da sağlıyor. Süper bir raporlama aracı da var. Kim ne halt yemiş belli.

Denedik ve beğendik. Fiyatları Türkiye normallerinden azıcık yüksek, ama değer mi değer. Yeni yönetmelikler her firmaya tüm internet geçmişini raporlar halinde tutmasını yani loglamasını şart koşuyor. Bu ürün de bunu sağlıyor. Detaylı bilgi.

Bu haftaki halısaha macerası

Geçen Pazar günü, yani iki gün önce bir halısaha maçı yaptık. Varis ameliyatı olduğum sol bacağımı kollayarak, fıtık başlangıçı olan sağ yanımı zorlamayarak katılım sağlayabildim. Normalde altışarlı oynanabilecek bir sahada sekizerli oynayarak hepten kendimizi sınırladık. Maçtan anektodlar:

* Bu seneki üçüncü maçım, ilki Ocak'taydı. İkincisi de geçen haftaydı. Varmak istediğim sonuç: Hamlık kötü birşey.
* Bir adet gol attım.
* Maç öncesi ve maç sonrası sadece şortla tartıldım. Net 950 gram ter atmışım.
* Bir dahaki maça formamla altına giydiğim tişörtümü de maç öncesinde ve sonrasında tartacağım.
* Geçen haftaya göre fıtıksal bölge daha az ağrıdı.
* Geçen maçta bileğimdeki dikişime yemiştim darbeyi, bu hafta kalftaki dikişlerime tekme yedim.
* Fercem penaltıyı kullanırken kaleye doğru bir adet Eti Cin fırlattı. Top ve Eti Cin'i farklı köşelere gönderdi. Kaleci Oğuzhan Eti Cin'in gittiği tarafa atlayınca penaltı gol oldu.
* Yerli Elano süper pres yaptı.
* Hakan Şükür'ün Dersim şubesi Hüseyin ilk maçında bekleneni veremedi.
* Geçen hafta kullandığım bir faulde, topa dokunamayarak kaleden kaleye gol atmamı sağlayan Diyar ve yaşı küçük olduğu için herkesin fırçaladığı Şiyar oynamadı.
* Ertekin adim maçı izlemye gelmişti, maç bittiğinde "Ne biçim oynuyorsun" diyerek beni fırçaladı.
* Arabayla maça gitmek süper bir olay, maç bittikten sonra 5 dakika içinde duşa girebiliyorsunuz, teriniz soğumadan yıkanmak çok leziz.

Fakyu - 0009 Bakar mısın

Anlaşılacak bir yanı yok. Kıçı kırık bir alışveriş merkezinde vermişsin 10 liranı almışsın yemeğini. Geliyorsun ortak alan olan, yemek yeme ünitelerine. Boş bir masa var ama üstü biraz dolu. Görevi burayı temizlemek olan görevliye uzaktan bağırıyorsun: "Bakar mısın?" Hizmet veren kişi o diye bu artistliği yapma hakkı buluyorsun kendinde. Bir de bayan olacaksın. Bayandan da öküz oluyormuş demek ki.

Anlaşılacak bir yanı yok dedim ama bir galeriye gitsen de orda 5-10 tane arabayı tek seferde alsan -yine yanlış ama- valla anlarım. Peki bu neyin tribi ya. Fakingım seyl seni.

- Bakar mısın?
- Sen bir elime bakar mısın?

Geri döndük

Genelde basketbolda kullanılan bir deyimdir ya bu, aynen o hesap. İşleri biraz kolayladık ve şu blogcanla biraz daha ilgilenelim dedik. Birinci çoğul konuşuyorum çünkü bu blogun arka planında yaklaşık 1200 kişi çalışıyor.