31 Temmuz 2008 Perşembe

Yorumsuz

(Ntvspor sitesinden alıntıdır. Yorumsuz yazdım böyle ama aslında yorumu kendi içinde)

Fenerbahçe'ye 2005-2006 sezonunda Juventus'tan büyük umutlarla transfer edilen ve gösterdiği performansla taraftarın gönlünde taht kuran Stephen Appiah, artık sarı-lacivertli formadan uzak. Geçen sezon yaşadığı damar tıkanıklığı nedeniyle 7 ay sahalardan uzak kalan Ganalı futbolcu, bu süreç içinde yaşanan olayların ardından takımdan kopmuştu. Şu anda serbest oyuncu statüsünde bulunan Appiah, kendisini kalbi kırık bir sevgiliye benzetti ve yönetime sitem etti. Tüm sağlık sorunlarını geride bırakarak çalışmalarını İtalya'da sürdürdüğünü söyleyen Appiah, Fenerbahçe için yaptığı fedakârlıkların karşılığını alamadığını iddia etti.


Yöneticilerin kendisini sakat sakat oynamak zorunda bıraktığını söyleyen Appiah, "Bana oynamam için birçok kez yalvardılar. 'Sana şampiyonluk yolunda ihtiyacımız var' dediler ve iğneler ile oynadım. Daha sonra ağrılarım gittikçe arttı. Yürüyemiyor, uyuyamıyordum. Çünkü acı çekiyordum. Sonra haberim olmadan kontratımı dondurdular. Kontratımın dondurulduğunu internet siteleri ve haber kanallarından öğrendim. Bana önce Afrika Kupası'na, daha sonra da İtalya'ya gidip tedavi olmam için izin verdiler. Ama daha sonra FIFA'ya gidip, 'Şu an Türkiye'de değil, kendisinden haber alamıyoruz, telefonları kapalı ulaşamıyoruz' dediler" şeklinde konuştu.

İlk olarak Galatasaray maçı öncesi rahatsızlandığını ifade eden 28 yaşındaki futbolcu, ölümden döndüğünü belirterek, "Benim yerimde başka bir futbolcu olsaydı, belki de futbol hayatı bitmişti. Hatta ölmüştü. Benim başıma gelen hastalık, 50 kişinin başına gelse sadece 2 ya da 3 kişi kurtulabilir. Halen yaşıyorum, önemli olan da bu. Yönetim şubat ayından bu yana beni aramadı. Ölüp ölmediğimi bile bilmiyorlardır" dedi.

Fenerbahçe taraftarının desteğiyle hayatta olduğunu belirten Ganalı yıldız, futbol hayatına büyük olasılıkla İtalya'nın Brescia takımında devam edeceğini sözlerine ekledi.

Fakyu - 0006


Efenim Newcastle United'da oynayan bir futbolcu varmış. Adı Joey Barton. Geçen aralık ayında Liverpool şehrinde bir restoranın önünde kavga ettiği iki kişiyi dövmüş. Bu yüzden yattığı hapishaneden 74 günlük cezasını tamamlayarak tahliye olmuş. Bu angut kardeşimiz daha önce oynadığı Manchester City takımında da takım arkadaşı Ousmane Dabo'yu dövmüş ve dört ay sahalardan uzaklaştırılmış. Bu sığıra fakyu denmez de ne denir ki şimdi.

(Şimdi bu ingiliz ya, fakyuyu anlayıp gelir bir de beni dövmeye yeltenirmiş. O zaman askerde öğrendiklerimle Haldun Alagaş'tan öğrendiklerimi harmanlarak uygulayıp bunun yüzünü Zeytinburnu kaldırımlarında zımparalamaz mıyım? Evet aynen öyle zımparalarım.)

Federer'e ne oluyor.

Roger Federer Cincinnati Masters Tenis Turnuvası'na üçüncü turda veda etti ve son sekiz tenisçi arasına giremedi. Eğer son turnuvalardaki aktif çocuk Nadal turnuvayı alırsa Fedo (bakın Fedo diyorum, aramızdaki samimiyeti anlayın artık) sıralamada ikinciliğe gerileyecek. Son dört buçuk yılın (evet net olarak 235 hafta) bir numarası bu ünvanını yitirecek. İlla ki biri bu ünvanı sonlandıracaktı. Sporda zirvede olup da bunun gazıyla şımaran yavşaklardan tiskinen bir insanım. Bkz. Cristiano Ronaldo. Federer bu açıdan da gayet efendi bir kardeşimizdi.

Sonuç olarak benim Fedo'ya önerim; her şeyden önce maçlarda nerdeyse kendisinden fazla ekrana gelen, rakibi Fedo'yu feci hırpalayarak yenerken tepki vermeyen, keza Fedo rakibini tokatladığında da gramajla sevinen ve kendisine azıcık destek olamadığını düşündüğüm şu tabak suratlı sevgilisini şutlaması. Sonra da saçını kazıtması ve bir ara yaptığı gibi tepeden ayağa simsiyah giyinmesi. Şaka bir yana yıllarca dünya tenisinin bir numarası olma ünvanını taşıyan adam illa ki kendi ilacını biliyordur, ama ben bu söylediklerimin geri planda katkısının olacağını düşünüyorum. Yenge yok kendini tenise verecek, saç gitmiş yeni bir imajla yepyeni bir başlangıç.

Adına yakışan

Karadziç. Bir insana adı bundan daha fazla yakışamaz herhalde. Saçı sakalı kesilince yüzü ortaya çıkmış. İpne bir de sanki sanki bir iş yapmış gibi bakıyor fotoğrafta. Her lafında "... olursa Bosnalıları yok ederiz", "... yapılırsa Bosnalıları yok ederiz" diyordu. Madem o kadar davana inancın vardı niye kılık değiştirdin, isim değiştirdin. Yavşak.

Bunca katliamı Yugoslavya'daki savaş süresince kılını kıpırdatmadan izleyip, sonra Sırbıstan'ı Avrupa Birliği'ne almak için Karadziç'in yakalanmasını şartlardan biri olarak öne süren samimiyetsiz tüm devletlere de yazıklar olsun. Hepiniz aynı boksunuz.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Hakan Şükür

Bir iki gündür hakkında haberler çıkmıştı. Fenerli babası bastırıyormuş da, oğlum Fenere transfer ol da, vasiyetim de, falan da filan diyormuş. Bugün AA muhabirine bir açıklama yapmış Hakan Şükür bu konuyla ilgili olarak. Konunun özü şu cümlelerde:
"Ülkemizin güzide kulüplerinden Fenerbahçe’nin bir taraftarı olan ve kendi temennisi olarak, benim futbola sarı-lacivertli formayla veda etmemi isteyen babamın açıklamaları, kendi dileklerinden ibarettir. Ne Fenerbahçe Kulübü’nden böyle bir teklif gelmiş, ne de sevgili kardeşim Emre Belözoğlu, bu transfere aracılık etmiştir. Daha önce de belirttiğim gibi, Türkiye’de Galatasaray forması dışında başka bir takımın formasını giymem söz konusu değildir."

"Ben bu takımda tekmeye kafa sokmayı öğrendim" deyip o takımı paraya satan şerefsizlere karşı iyi bir örnek.

Gökhan Zan Volüm 1265

Blog müdavimleri (4 kişi:) hatırlayacaktır. Her ne kadar yüzeysel bilgileriyle birşeyler yapma çabasında olsa da sevgili yazarımız "dünyanın en yüzeysel futbol izleyicisi" bir haftanın ardından yazısında Gökhan Zan için şöyle yazmıştı:

"Kendisi hakkında "Yönetimle birbirine girdiler", "Yönetim dövdü bunu", "Maç başına 792 Milyon Euro'dan bir Eurocent aşağı olmaz dedi", "Sinan Engin'e odunla girişti" şeklinde çıkan binlerce haberin ardından sözleşme yeniledi Gökhan Zan Kaptan. 3. Kaptan. Kendisine cam diyenlere sormak lazım: Siz hiç sakatlanmayan oyuncu tanıyor musunuz?? Sorumsuz İbrahimler'den Toraman olanının yokluğunda kendisine çok iş düşüyor."


Harbiden de kendini birşeyler yazmak zorunda hisseden, bir boş yabancı kontenjanı olan takıma bir araba dolusu yabancı fitbolcüyü pompalayan basınımız bu konuda dasağlam çalışmıştı. Hep eleştirilip maytap geçiliyor Beşiktaş ilen ama hani diyorlar ya yok günlerce pazarlık yapıldı, vay anam ne cevval pazarlıklar yapıldı Gökhan'la diye. Bir ropörtajında falan Gökhan Zan'ın imzası şöyle olmuş: Fitbolcümüz tatildeymiş, yönetimle hiç görüşmemiş. İstanbul'a gelmiş ilk görüşmede de küt diye imzayı atmış. Basınımıza da atıp tutmak kalmış.

Fakyu - 0005

"Evet yarış yapıyordum. Hatalıyım." Efenim özel halk otobüsü minibüsle yarışıyormuş, kontrolden çıkmış. İçinde otuz yolcuyla durağa dalmış, durağı yıkmış, durağın arkasındaki ağaçlık alana düşmüş. Allahtan iki yaralı var duraktakilerden. Şoför de baştaki tırnakların arasındaki cümleyi kurmuş. Yuh sana şoför abi.

Edgar körfez semalarında

Ah ulan ah, CM'de kendisini aldığımda ne sevindirik olurdum, oyunda özelliklerinde en fazla 20 olan birkaç adamdan biri olan Davids'i. Kocaelispor'a geliyormuş. Fener Emre'yi alacağına Davids'i alsaydı keşke. Daha fazla katkı yapardı Emre'den. Ya da ben niye böyle konuşuyorum ki ya bir Cimbomlu olarak. Fener iyi ki Emre'nin yerine Davids'i almadı demek lazim. Kendine has karizmasıyla, saçları ve gözlükleriyle Davids; Kocaelispor başkanının deyimiyle "yüzde 90" körfezde. 35 yaşında; ama oynar mı? Oynar valla.

http://www.ntvspor.net/Pages/26134.ASP

29 Temmuz 2008 Salı

Fakyu - 0004

İşyerim Altunizade'ye taşındığından beri sanki gezegen değiştirmiş gibi hissediyorum kendimi. Hoş bir önceki işyerim de Okmeydanı (eski adıyla SSK, yeni adıyla Eğitim ve Araştırma) Hastanesi'nin karşısındaydı. Bazen öğle yemeğinde hastane bahçesinin yanındaki sokaktaki uzun boylu, bıyıklı abiden köfte yerdik. Şimdiyse Capitol'e gidiyoruz. Bayağı farklı mekanlar yani, farklı bir insan gurubu görüyorum.

Bu mekan değişiminden midir nedir, burada çok fazla şekilde kendine değil de butlarına güvenen bayan görüyorum. Butlar olabildiğince açık, ya da öyle değilse de elbisesi vücut hatlarını patates tarlalarına kadar gösterecek denli dar giyinen zavallı bayanlar, antirkot meydanda, pirzola pişmeye hazır. Welkam tu Şen Kasap. Otururken her bir yanını düzeltir, oturma esnasında rahatsız, iki de bir kontrol eder, kalkarken keza binlerce kontrol işlemi yapar, butları açar ama bakana da "pis sapık" bakışları fırlatmayı ihmal etmez, merdiven çıkamaz, merdiven inemez, etek uçacak diye yolda yürüyemez. Ah zavallı seni. Bir taraflarını açtığında daha bir kendinden emin yürüyen ama aslında kendine hiç güvenmeyen kadıncık seni. Ezik seni. Ahmak seni. Fakyu sana.

(Fotoğraf http://www.ravza.com.tr diye bir siteden)

Beşiktaş'ta neler oluyor - 2


http://www.ntvspor.net/pages/26119.ASP adresinde çok enteresan bir haber var. Diyor ki:

"Beşiktaş Asbaşkanı Levent Erdoğan, gerekli izinlerin çıkması halinde İnönü Stadı'nı hemen yıkacaklarını söyledi. Erdoğan diğer yöneticilerin 'İnönü'de kalacağız' açıklamaları için ise, 'Kombine satabilmek için öyle söylüyorlar' diye konuştu."

Ay em fırom OHAyo, velkam to yOHAnnesburg, ay layk Sıkarlet OHAra. Ya bir taraftar kitlesine bu kadar eziyet edilmez ki ya. Ne desem boş.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Haftanın Panoraması - 250708

A takımı - Tırtlarbirliği
eran - 4
suphi - 3
tunc - 5
kursat - 3 (kaleci)
tosun - 4
sercan - 4
firat - 5

B takımı - Kafiyemspor
saruhan - 8
atakan - 0
volkan - 5
okan - 4
tamercan - 8 (kaleci)
baran - 6
baris - 5

Bu haftalık kısa bir özet geçeceğiz. Maçta kalecilerin performansı çok belirleyici oldu. Bunun dışında da orta alanda teknik veya öküz gibi abanma modeli her türlü şutunu ya avuta ya kaleciye nişanlayan bir orta alan gurubu vardı Tırtlarbirliği'nde. İlk gollerini attıklarında 4-0 mağluplardı; maç bittiğinde de skor 9-3'tü. (4-0'dayken 4 olan takım 3'tü, dermişim:)

Bu grubun maçları ilerde daha da izlenilesi olur ama kondisyon olayına her zamankinden çok çalışmaları lazım. Çünkü en son beraber oynadıkları maça göre sadece Atakan ve Tosun ikilisi toplam 20 kilo almış. Bir gram bile fazlası olmayan Tunçkof bile formsuzdu. Beş ciğerli adam Supi bile trake solunumuna geçmişti. Bu kadar ham adamın olduğu bir ortamda doğal olarak herkesten gizli gizli haftada 8 maç yapan, evde de dambıllarla ağırlık çalışan Baran parladı. Maçın golünü ise gollerin nerdeyse tamamını atan Saruhan danası aşırtmayla attı.

Haftanın fitbolcüsü : Saruhan
Haftanın hayal kırıklığı : Supi
Haftanın yokluğu hissedileni : Okuldaki halısahada çalışan zik kafalı bıyıklı halısaha görevlisi.
Haftanın yokluğu hissedillmeyeni : Özgür Sülen, Salih
Haftanın varlığı hissedileni : Tamercan - Saruhan'dan başka birini yazalım
Haftanın varlığı hissedillmeyeni : Supi
Haftanın öleni : Ne söylenebilir ki Tunç tabi
Haftanın süleni : Atakan - Kendince beşinci vitese takmış giden Tosun'a çelme taktı.
Haftanın tartışmacıları : Ne süperdir ki yok. Biz yine de birilerini yazalım. Emre Kongar - Mehmet Barlas.
Haftanın huysuzu : Supi
Ceza tahtası : Salih, Ertal

Halı saha olayı

Sevgili kardeşim " kendisine ortasaha çizgisine gayet yakın bir yerde, son adamken atmaya çalıştığım çalımı yememiş topu kapmış gidip golünü atmıştır.

Her ne kadar bu toptan önceki bir pozisyonda yine tek başına gole giderken yirmi metre geriden gelip (ulan halısahanın boyu zaten 40-50 metre) tam şutuna asılmışken yetişip kesmiş de olsam; yukarıdaki paragraftaki madarasyondan sonra pek bir önemi kalmıyor tabi.

Ben bu utançla yaşayamam.

Haftanın Ardından

Fikstür
Yine üç büyüklerim güzel güzel son haftalara konuşlandılar. Fener'im gene son hafta Trabzon ile oynuyor. Süper yaaa, ne mutlu gene, rastgele belirlendi program biz de izleyeceğiz ligi. Lay lay loom.


Bobo x Güiza
Sinan Engin "Bobo 3 Güiza eder" demiş. Bence az demiş. Güiza kim be, Bobo'nun yanında. Küçük takımlarda parlamakla star olunmuyor Güiza efendi... Bobo büyük takımda büyümeye çalışıyor kaç yıldır... Daha küçük ama sağlam ("sağlam" lafını kullanayım da Ertuğrul'a yapayım göndermemi hesaaabı) adımlarla gidiyor.

Lig
Başlayacaksa başlasın artık kardeşim ne bu bekleyiş...


Beşiktaş'ın İdeal Kadrosu
E artık son transferlerden sonra bir güncelleme gerekti:
Rüştü - Ali T., Gökhan, Sivok, Seric - Ekrem, Cissé, Delgado, Tello - Bobo, Fatih Tekke

Tur dö Frans
Üçüncü senede farklı bir İspanyol (Carlos Sastre) kazanmış. İspanya ilaç sektörü gelişmiş demek ki abi. Tek diyeceğim budur.

Kamil Güğüm
Blog yazılarındaki yorumlarda Cuma akşamki maçın kaç kaç bittiğini, kendisinden orta sahada kapıp kaleye şandellediğim golün nasıl bir gol olduğunu sorunuz. Cevaplarını ısrarla isteyiniz.

Güngören
Ne denir ki... Allah rahmet eylesin ölenlere. Bu sefer en yardımseverlerimiz gitti...

Güngören


Bu nasıl bir psikolojidir. "Önce ses bombası patlatalım, millet toplanınca da esas bombayı patlatırız. Böylece daha fazla insan ölür." Bir insanın beyni bunu nasıl akıl eder, ya da bir beyinden bu fikir nasıl çıkar? Yuh olsun, yazıklar olsun, haram olsun.

Daha 3 yaşındaydı ya resimdeki Aleyna. Beddua, küfür kifayetsiz kalıyor.

27 Temmuz 2008 Pazar

Bugün anladım.

24 Temmuz 2008
"Bugün şirketin giriş kapısından geçerken; girişteki plazmaya baktım. Her zamanki gibi NTV açıktı ve Suna ablanın tabutunun başında Zihni Göktay ağlıyordu. Hıçkırıktan boğulurcasına. Zihni abiye baktım, baktım. Önce gözlerim bulanıklaştı ve sonra göz kapaklarımı kapatmama gerek kalmadan düşen yaşlar. Ben bugün ağladım."

Keresteden korksam


Büyük lokma ye, hatta eşşek yüküyle ye, hatta ayı gibi ye ama büyük söz konuşma dedim ben; iki yüz yetmiş yüzyıllık sözü modifiye ederek. İki-üç yıl önce Ben Türkiye'de Galatasaraylı Emre olarak anılmak istiyorum demişken, bugün 4 yılda 14 milyon yüroyu görünce kim takar Galatasaraylı Emreyi canım diyen kardeşimizin söyledikleri çok komik:

''Hiç kimseden tepki almadım. Her gün aynı yaşam yerlerimde bulunuyorum. Ayrıca ben Fenerbahçe'ye, Newcastle United'dan geldim, Galatasaray'dan değil. Herkesin bu kararıma saygı göstermesini istiyorum. Türkiye artık bu konuları çoktan aştı. Hepimiz profesyonel oyuncularız ve bağlı bulunduğumuz takımlara hizmet etmek durumundayız"

Hiç kimseden tepki almadım diyor sevgili kardeşimiz. Feysbukta bile fan kılabında 2.970 kişi varken, Şerefsiz sıfatıyla açılmış olan grupta 30.530 kişi var. Ben ikisine de üye değilim. Bunun yanında daha ağır küfürlerin olduğu bin kişiden fazla insanın üye olduğu bir sürü grup daha var. Konuştuğum tüm takımdaşlarımdan da olumlu konuşan olmadı. Tepki almadım derken sanırım sadece annesiyle babasından tepki almamış herhalde. Bir de esas komik olan da küçük çocukların sayılmaz demesi gibi "hem ben bi kerem fenere gassaraydan gelmedim ki" diyor adam.

Türkiye bunları aşmadı, uzun bir süre de aşamaz, hatta aşmasın. Herkesin kararına saygı göstermesini de istiyormuş 28 yaşındaki genç futbolcu. Senin kararına fakyu, seni kafaya takan Cimbomluya daha da bir fakyu. Bir Cimbom taraftarı olarak bence yazıklar olmasın, helal olsun Emre'ye. Geleceğini kurtardı, ama geçmişini zikip attı. Gördüğüm kadarıyla Fener taraftarının da içine sinmemiş Emre.

Salata kısmından sonra; gelelim konunu özüne, özetine:
Bugün Fanatik'te okudum, Aziz Yıldırım demiş ki: "Parayı verirseniz, herkesi alırsınız. Bizim de bu gücümüz var." Olay buymuş harbiden. Sarık-kırmızı formayı giymek yerine kefen giymeyi tercih ederim diyen adamın o formayı giydiği memlekette yarın Fatih Terim de Fenerbahçeye teknik traktör olur; Arda da Fener forması giyebilir. Bu işlerin rengi yeşil artık.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Üç büyüklerde noluyor?

Beşiktaş'ta noluyor adlı yazıdan sonra bir anektottaki ayrıntı dikkatimi çekti. Bu soru gerçek manasıyla sorulduğunda (sizin takımda neler oluyor), genelde "işte bunları bunları aldık, bunları gönderdik, umutluyum, umutsuzum, fakyu, falan filan ve de felan" diye cevaplar beklenir, ama geçen blogdaki "Beşiktaş'ta noluyor" başlığını görüp sesli okuyan Beşiktaşlı bir arkadaşımın bu soruya derin bir iç çekişten sonra "Ulan neler olmuyo ki a.q." diye cevap vermesi taraftardaki sıkıntıyı özetliyor.

Bir zamanlar Çanakkale

Ayaktakiler; Okan Koç, Ufuk Ateş, Gökhan Zan, Ahmet, Levent, Fevzi Elmas
Oturanlar; Arif, Senat, Emirhan Özdemir, İlkem Özkaynak, Mehmet Çoğum


(Resim http://www.hursertekinoktay.com sitesinden.)

Süper transfer

Kendisine ve Fenerbahçe camiasına hayırlı olmasını dilerim bir Cimbomlu olarak. Emre'nin son yıllarda yaptığı işlere bakarsak en azından ilk senesinde verimli olamayacağını düşünüyorum.

Bunca yıl ben Fener'e gelmem dedikten sonra dört yılda 14 milyon yüroyu görünce profesyonelliği tutan arkadaşımıza hiçbir Cimbom taraftarı laf söylememeli. Onu kafaya takandadır kabahat.

Fikistür

www.acetoblog.com adresinde okuyup fikrine katıldığımız bir spor yazısında anlatıldığı üzere fikstür çekildi ve üç büyükler arasındaki derbiler 10, 13 ve 16ncı haftalara sıralandı.
http://www.ntvspor.net/Pages/25958.ASP

Söylenecek birşey yok, aslında söylenecek çok şey var ama hepsini söylesen bile kafi değil, yani söylenecek birşey bulamıyor insan; ama herşeye rağmen söylenecek bir tanecik de olsa şey var: fakyu

Gökhan Zan'ın maaşı

"Cam adam" Gökhan nihayet kulübüyle anlaştı ve ben ilk kez bir futbolcunun alacağı paranın bu kadar deşifre edildiğini gördüm açıkçası. 850 bin YTL garanti para, artı maç başına 25 bin YTL. Artık her maç sonunda kendisi için "ulan şu oynadığın topa 25 bin YTL alıyosun, biz onu bi senede kazanamıyoruz, bugün Gökhan'ın dakkası şu kadar paraya denk geldi..." gibi yorumlar yapılması kuvvetle muhtemel.

Cam adam, "çam adam"a dönüşürse bu sezon; garanti parasının iki katından fazlasını bile kazanabilir.

22 Temmuz 2008 Salı

2008-2009 Trabzonspor Forması

Gayet güzel olmuş.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Haftanın Ardından


Süper Lig

2008-2009 futbol sezonu kuraları Çarşamba günü çekiliyor. Kuraya geçen sene düşmeyen 15 takımdan Gençlerbirliği OFTAŞ hariç 14'ü, yükselmeye hak kazanan 3 takım ve Hacettepespor katılıyor. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe doğal seri başı olarak katılıyorlar ve ilk altı hafta birbirleriyle oynamayacaklar. Bunlardan ikisi 33, bilemedin 32, taş çatlasa 31. hafta karşılaşacak, ve bunlar çok büyük bir ihtimalle Galatasaray ve Fenerbahçe olacak. Beşiktaş'ın 6. hafta kiminle karşılaşacağı da Çarşamba günü cevabını bulacak sualler arasında. Bu üç takımımız küme düşmedikleri müddetçe seribaşı olacaklar. Diğer takımlar ise Süper Lig'in figürasyonunu oluşturacaklar önceki senelerde olduğu gibi. Öncelikle ligimize değer katan bu üç takımımıza, sonra da diğer takımlarımıza başarılar dileriz.


Matias Kaptan

Kendisini Espanyol'lu yapmaya çalışan iki ülke basınına inat 2011'e kadar sözleşme yeniledi Tangocu. Kaptanlık yaraştı kendisine. Bir zamanlar Sanlı Kaptan, Rıza Kaptan, Mehmet Kaptan vardı, şimdi de Matias Kaptan var. Torunlarımıza anlatacağız kendisini Mert Kaptan ile birlikte.


Gökhan Kaptan

Kendisi hakkında "Yönetimle birbirine girdiler", "Yönetim dövdü bunu", "Maç başına 792 Milyon Euro'dan bir Eurocent aşağı olmaz dedi", "Sinan Engin'e odunla girişti" şeklinde çıkan binlerce haberin ardından sözleşme yeniledi Gökhan Zan Kaptan. 3. Kaptan. Kendisine cam diyenlere sormak lazım: Siz hiç sakatlanmayan oyuncu tanıyor musunuz?? Sorumsuz İbrahimler'den Toraman olanının yokluğunda kendisine çok iş düşüyor.

Fernando Meira

Henüz transferi bitmedi, ama Galatasaray Medyası kendisini getirmek için çok büyük bir seferberlik başlatmış durumda. Şunu sormak lazım Meira'yı değerlendirmek için: Takımını Euro 2008'de nereye kadar taşıdı?? Cevap: Çeyrek finalde Şıvanştayger yetti de arttı kendisine. Peki Gökhan Zan ne yaptı? Yarı finale taşıdı. Tartışma bitmiştir.

Nelson Piquet, Jr.

Ya da Nelsinho Piquet. 18. sırada başladı Hokkenheim'da (pistin adını vereyim de konu hakkında ne kadar bilgili olduğum anlaşılsın hesabı) 2. sırada bitirdi. Aradakiler hala kendilerine pilot diyorlarsa söyleyelim Atlasjet'e de işe alsın bunları. Neymiş, güvenlik aracı... Geç bunları anacım ne güvenliği, bir Nelson'a mı girdi güvenlik?? Hepsi yararlanabilirdi. Ama yararlanamadı. Aslan babanın aslan oğlu. Helal olsun.

Bu haftalık da bu kadar. Hadi hoşçakalın.

Sert Faullerin Mağduru

Futbolumuzda bir sürü kasap futbolcu geldi geçti. Bunlardan en katili Zago'ydu hatırladığım, zamanımızın topla değil de rakiple ilgilenen fitbolcüsü en katili İsmail Güldüren olsa gerek. Bir de -katil ve kasap olarak nitelendiremeyiz o kadar da sert değil ama- Lugano sayılabilir.

Yıldız futbolcular bu tiplerden çekiyor hep. Lincoln'de ondan dert yanmış. GSTV'de kendisine masaj yapılırken bacağındaki 10'a 5 santimetre boyutlarındaki küresel morluğu gördüğümde o güne kadar hep kendini karı gibi yere attığını iddia ettiğim adama hak verdim. O istatistiklerle Alex nasıl sağlam kalmış hayret.

Bir Hagi vardı galiba, kendine sert giren Johnson'ın birkaç pozisyon sonra kaburgalarını kırmıştı.

"Sağlam Fırça"

Ailecenek tatile gidiyorduk bir yaz, Tekirdağ'dan motora bindik, Çınarlı'ya gidiyoruz. Çocuğun biri yakınımızda oturan bir teyzeye "Anne ben geminin ön tarafına oturucam" dedi. Teyzenin cevabı gayet mütecessisti: "Dikkatli ol, düşer boğulursun bak gebertirim seni." Aşağıdaki haber de aynı hesap.

21 Temmuz 2008 - Milliyet
Beşiktaş Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam, havuzda şakalaşan futbolcularını azarladı. Sıcak hava ve ağır idmandan kendilerini su dolu havuza atan ve burada şakalaşan oyuncularını uyaran Sağlam, “Yavaş olun arkadaşlar. Şakalaşırken ayağınız kaysa kafanızı betona çarparsınız” diyerek futbolcuların dikkatini çekti. Antrenmanda siyah-beyazlı oyuncular önce pas çalışması yaptı, ardından da ikişer ikişer yüksek tempoda koştu. İdmanı izleyen Orhangazi Beşiktaş Derneği üyeleri, çalışmanın ardından Ertuğrul Sağlam’a Beşiktaş ambleminin işlendiği bir duvar halısı hediye etti.

18 Temmuz 2008 Cuma

Ronaldinho Milan'da


Stattaki imza şovuna 40 bin kişi gelmiş. Yakışır. Barcelona'da birkaç yıl önceki performansıyla bana "budur" dedirtmişti. Dünya futbolundaki zirvede oturan adam budur demiştim. Meydanı en ufak temasta kendini yere atan jöle kafalıya bıraktı. İtalya'da eski Ronaldinho'yu izlemeyi çok istiyorum.

Not1: Forma gerçekten çok yakışmış.

Not2: Fotoğrafı Milliyet'in sitesinden aldım. Onlar nerden almıştır bilemem.

Not3: http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=spor&ArticleID=894835&Date=18.07.2008&ver=60 linkindeki haberde taraftarın maç varcasına tribünleri doldurmasının "gözlerden kaçmadığı" belirtilmiş. :) Golcü futbolcunun kendisine gösterilen ilgiye çok şaşırdığı gözlerden kaçmadı olabilir. Ama 40 bin seyirci gözlerden kaçamaz ki. Yanlış kalıp yanlış yerde. Yapma bunu, yapma bunu.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Bir otobüs anektodu


Geçen kız arkadaşımla rahatsız bir belediye otobüsü yolculuğu yapmaktaydık. Belediyenin 1992'de alınmış olan, karşılıklı koltuklara sahip, giderken deli gibi yakıt tükettiği izlenimi veren Ikarus otobüslerde gidiyorduk ve bereket kız arkadaşım oturmuştu karşılıklı koltukların olduğu orta kapıdan sonraki bölümde bir yerde.

Sırt sırta verdiğimiz bir yolculuk yoldaşım habire cebinden telefonunu çıkarıp dinlediği müzikle alakalı birşey yapıyor sonra datekrar cebine koyuyor ve her seferinde de dirseğini belime vuruyordu. Kendisi bunu bilerek yapan bir kabadayı değil, bunu farkında olmayan bir saftorikti. Ben de ona doğru dönüp sırtına tık tık yaparak kendisini çağırdım. Kulaklğını çıkarıp merakla bakarken "Kardeş benim belimde ameliyat yarası var farkında olmadan çarpıyorsun" dedim. Gözleri daha da büyüyen güzide kardeşim; yüksek sesle "Abi kusura bakma, hiç farkında değilim." dedikten sonra kısa bir es verip "Hay ben bu kafamı .ikeyim ya" dedi. Bu kadar kafasına takmasını beklemiyordum açıkçası.

Neyse efenim o taraftan düzgün gitmeye başlamışken otobüsün daha da sıkışması sebebiyle insanlarla iyice yapıştık birbirimize. Bu kez de sol yanımdaki arkadaş dikkatimi celbetti. Sıkışık otobüste bu benim boyumda olan, ama benden rahat 30 kilo fazla olan, Mart günü üstüne giydiği parkayla iyice hayvani boyutlara varan bu hayvani arkadaş; iki kolunu da dirseklerinden dik kırarak tutunmuş, kimseyi yanına sokmamış sıkışık otobüste oturanlardan bile daha rahat gitmekteydi. Ben sol elimle tutunduğumdan dirseklerimiz bir iki kez çarpıştı. Sevgili gorillas kardeşim de bunu sahasına saldırı olarak algılayıp beni dirsekten ittirmeye elini benim tarafıma yaklaştırmaya başladı. Ben de yüzüne tip tip bakmaya başladım. Kız arkadaşım yanımda olmasına rağmen bu arkadaşı otobüsten inmeye ikna edip goril suratını yere yapıştırma raddesine geldim. Normalde tırsak olan ve çok ekstra durumlarda kavgaya dalan beni ekstra duruma getirmişti. Kulaklığını çıkarıp "Nooooldu arkadaşım" dedi gorillas. Ben de kendisine anlamasını beklemeden "Allah bizi dört kollu yaratsaydı, o diğer iki kolla da tutunacaktın herhalde" cevabını verdim. "Ne demek istiyorsun sen" diyince de "Bir şey demek istemiyorum sen bir aşağıya in bakalım. senin o yüzünü yerde bir zımparalayınca (aslında burada yazamayacağım başka bişeyler de dedim ama neyse) ne demek istediğimi anlayacaksın." siyerek kendisini biraz iteledim. Tam itiraz edecekti ki bir önceki paragrafta anlattığım ufak tefek arkadaş gürledi gorillasa: "Sus ulan, artis, adamın (beni gösteriyor) belinde ameliyat yarası var hayvanın oğlu, otobüste döt döte gidiyoruz. Yayılmışsın öyle, bi de ne konuşuyorsun." Sevgili goril hemen pısıp ilerledi ve arka kapıda bi yerlere. Ben de bu arada ağır abi pozlarında bizim cengavere "Sakin ol koçum, sakin ol" derken kendisi yine yine yüksek perdeden ama sakinleşmeye başlayarak "Ama abi terbiyesiiiiz" diyor iki eliyle gorili göstererek.

Otobüsten çıt çıkmıyor ondan sonra, cengaverden önce gorilden sonra iniyoruz ve başlıyoruz gülmeye.

Beşiktaş'ta noluyor

Beşiktaş taraftarlarının bunca tribün şovuna ve bunca sadakatine rağmen; takımlarının bu sevgi ve ilgiye karşılık veremediğini düşünüyorum. Gordon Milne ile üstüste yaşanan 3 şampiyonluktan sonra 16 sezonda iki şampiyonluk görmüşler. Kimi ukala tavırlı büyük takım taraftarlarının "Artık iki büyük var"; "Beşiktaş derbileri artık derbi heyecanı vermiyor." demesine neden olan şey de bu. Bunun nedenlerini de ben size bir Galatasaray taraftarı olarak kendimce sıralıyayım:

1- Birincisi takımın başına Süleyman Seba'dan sonra başkan ağırlığını taşıyan, her yerde zırt-pırt görünmeyen göründü mü de lafını çakıp oturtan bir adam gelmedi. Başkanın ağır adam olması gereklidir her zaman.

2- Sinan Engin

3- Tahammülsüzlük, her sezon Ağustos'ta transfer edilen bir araba dolu oyuncunun ilk maçtan kazma, ikinci maçtan kasap ilan edilip devre arasında paketlenip şutlanması. Bakınız Diatta. Yamulmuyorsam ilk onbirde çıktığı ilk veya ikinci maçını Marsilya'ya karşı oynamış, rakip kaleye şut çekmeyi bırakın ceza sahasına girememiş olan Beşiktaş'ta maçın kaybedilmesinin tek müsebbibi olarak gösterilmişti. Takımının şutu yok, Marsilya'nın kırkbeşi isabetli bin iki yüz şutu var; berabere kalsan sevineceksin yani. Runje de keza bir sezonda ilk yarı ıslıklandı, ikinci yarı "runyeeeee runyeeeee"

4- Yanlış adamların seyircinin gözünde favori futbolcu kimliği kazanmaları. İnönü Stadı'nda rakip fitbolcüye diklenen, hakeme dayılanan; bu sayede hem hakemi seyircinin önüne atan hem de aynı esnada "bakın ben ne cevval takımımın haklarını savunuyorum" havasını yaratmayı başaran fitbolcüler adam yerine kondu Beşiktaş'ta (Nouma değil bu bahsettiğim, Şampiyonlar Ligi'nde deplasmandaki bir maçta Leeds'li fitbolcüye yaptığı hareketi kimse yapamazdı herhalde (ulan hem de Leeds be aramızın zaten papaz olduğu bir ekip))

5- Paraya değer veren adamların kulübe alınması. Galatasaray'ın parasızlığı avantaj oluyor burda sanki. Üç büyüklerden birden fazla kulubün istediği fitbolcülerin en fazla para verilerek takıma alınması. Örneğin Okan Koç bir televizyona "beni Galatasaray da istedi ama ben sempatim olduğundan Beşiktaş'ı seçtim." demişti. Galatasaraylı antrenör Nezih Boloğlu da "Okan'la transfer sezonundan önceki konuştuklarımızı söylersem o kendisi utanır, böyle konuşmayı bıraksın yeni kulubünde çalışıp faydalı olsun, işine baksın." deyince; Okan höt olup susmuştur. Bir de pozitif örnek verelim: Elin yabancısı Holosko "Benim siyah - beyaz renklere büyük sempatim vardı zaten; kartalları da severim zaten kartal dövmem de vardı. Bu yüzden Türkiye'ye geldiğimden beri Beşiktaş'a büyük sempatim var. Orada futbol oynamayı herşeyden çok istiyorum." demişti. Okan değil de Filip gibi adamları bulmak lazım.

6 - Artıkların toplanması. Mustafa Doğan, Okan Buruk, Mehmet Yozgatlı, Rüştü Reçber, Mert Nobre. Noluyor yahu. Hiç kaleci yoksa paftan kaleciyi koyarım takıma gerekirse onuncu olurum ama Beşiktaşlı çocuğumu oynatırım. Real Madrid daha çok gençken birinci kaleci olarak oynattığı ve çabucak pişip insiyatif alan bir adama dönüşen Casillas örneğindeki gibi. Çöplük mü lan burası?

Bu liste uzar gider ama aklıma ilk anda gelenler bunlar.

Not: Süleyman Seba da fitbolcü derdi ya hep.

Haftanın Ardından

Hazırlık Dönemi

Hazırlık döneminin en başarılı takımı bence Beşiktaş oldu. Red Bull Salzburg'u 2-0, St. Johann'ı 4-0'la geçtiler. "Bunlar ne böyle köy takımı" diyenlere de en güzel cevabı Bochum'u 2-0 geriden gelip 3-2 yenerek verdiler. Hırs, azim, istek, kararlılık... Hepsi bu takımda. Böyle oynasınlar, bu sene kesin şampiyonlar bence. Önünde kimse duramaz, açık söylüyorum.

Gelelim benim ilk 11'ime:

Kale: Rüştü Reçber (Bu kaleci varsa, başka kalecinin adını bile söylemene gerek kalmaz. Öylesine güven verir.

Sağ bek: Ali Tandoğan (Serdar Kurtuluş önce ayakta durmasını öğrensin, sonra gelsin bu çocuğun formasını alsın)

Sol bek: Anthony Seric (Bu İngiliz isimli Hırvat soy isimli Avustralyalı oyuncuyu çok övüyorlar, pek izlemeye fırsat bulamadım)

Stoperler: Gökhan Zan (Devamlılığıyla bir numara zaten her zaman); Tomas Sivok (Aynı mevkiye aynı ülkeden aynı isme sahip iki futbolcu aldın, ama bunların ikisinin Gökhan'ı kesmesi çok zor. E Milli takıma seçilen de Sivok olduğuna göre, Brückner'den iyi mi bileceksin; hem unutmamak gerekir ki "yedek kalmayı sorun etmemek" Beşiktaş'ın transfer politikasında önemli bir noktadır)

Orta saha: Edouard Cissé (Bir numaradır kendisi. Beşiktaş'ın geçen sezon tökezlediği anlar kendisinin sakatlığına denk gelir); Matias Delgado (Takımın lideri, aynı zamanda da kaptanı, bu sezon çok canlar yakacak)

Sol açık: Rodrigo Tello (Efsane bir ilk sezondan sonra ikinci sezonuna hazır)

Sağ açık: Ekrem Dağ (Geçen sezon isteneni veremeyen Serdar Özkan'dan sonra ilaç gibi gelecektir)

Forvet: Filip Holosko (Yıldırım Başkan'ın takıma kazandırdığı en büyük değer); Ivan Klasnic (Bobo satılacak ve Yıldırım Başkan Ümraniye'ye getirecek kendisini)

Güiza
Fenerbahçe'nin "olay yaratma" sevdasının sonucu. Kezman da kraldı, Semih de. Hatta Zafer Biryol da. Hem bu adam küme düşmeme mücadelesi veren bir takımın, kontratak futbolunda, önemli boş alanlar yakalayıp da oynayabilen bir futbolcusu. Oyunda baskı kuran, sağlı sollu ataklarla gelen, güçlü bir takımda oynamışlığı yok. Bence Higuain gibi ara dönemde paketlenir.

Hem 17 milyon Euro'n var madem, alsana Ronaldinho'yu. 20 milyona gidiyor adam Manchester City'e.

Kewell
Kewell adam olsa, takımının 2 taraftarını sokak ortasında döverek öldüren taraftarların takımına gitmezdi.

Itandje
Bence Aykut da, Orkun da yetersizlerdi. Itandje'nin yanında öğrenecekleri çok şey var. Beklemeyi bilmeliler.

Olimpiyatlar
Bence Kış Olimpiyatları'ndan Curling'i, Yaz Olimpiyatları'ndan da Plaj Volejbolu'nu kaldırırsan geriye bir şey kalmaz. Hem izlerken hiçbir oyuna konsantre olamıyorsun. Çok sıkıcı.

Ergenekon
Tek cümlem var konuyla ilgili: Bi durun, kafam şişti sabah beri.

Saygılar, sevgiler.


12 Temmuz 2008 Cumartesi

Fakyu - 0003 - Eğlenen kadın


Dün Üsküdar'dan motorla Kabataş'a geçtim. Bu arada vapurdan küçük olan şu deniz taşıtlarına bu kadar kifayetsiz bir isim verilmesi de ayrı bir rahatsız isim babalığı. Neyse motor Kabataş'a yanaşırken bizimki gibi servis yapanlardan çok daha süslü bir motor -yerlerde halı var- da boğaza açıldı. Boğaza açılırken de şöyle bir ambiyans var:

Bu bir şirketsel gezi belli herkes resmi giyinmiş. Ya bir yıldönümü kutlaması, ya bir başarı yemeği, ya bir moral şebeği, ya da bir coşkun insan öbeği felan. Müzik yayını da biz yaklaşıp onlar açılırken başlamış.

Ahan da bu noktada dikkkatimi birşey çekti. Bir adet bayan alkışla tempo tutup oturduğu masasında eğleniyorum ben pozlarındaydı. Bir yandan da bizim gariban motordaki yolcuları kesiyor. Bakışında da bakın ben nasıl eğleniyorum pozları. Ama abartısız 30 saniyede altı veya yedi kez bizim motora bakış attı. Komik bence. Tüm şirkettekiler mıymıy konuşuyorlar birşeyler, ablanın masasındakiler dahil. Abla oynuyor.

"Ya bir dakka napıyorum lan ben, şu an yaptığımı ancak bir angut yapabilir. Hay allah benim belamı versin" demez mi? Hadi onu geçtim, "Ya bi dakka ben napıyorum" demez mi? Hai onu da geçtim bir duralamaz mı? Dingilpesent durumunu görüp "Ulan ne angutum, fak mi ya" demez mi? Bence der. Evet bu şarkı İstanbul Boğaziçi'nden eğleniyorum diyen kadın için gelsin. Kamil Güğüm'den dinliyoruz: Fakyu.

8 Temmuz 2008 Salı

Arctic Monkeys - Dancing Shoes

Get on your dancing shoes
There's one thing on your mind
Oh, been there looking for you
Sure you'll be rummagin' through
Oh and the shit, shock, horror
You've seen your future bride
Yea, but it's oh so absurd
For you to say the first word
So you're waitin'n'waitin'n...

The only reason that you came
So what ya scared for?
Well don't you always do the same
It's what ya there for, don't ya know..

.....

(Freni patlamış kamyon edasıylan giden bir şarkıdır kendisi. You've seen your future bride sözüyle de beni ayrıyetten yakalamıştır.)

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Haftanın Ardından


Kaptan

Beşiktaş takımının bir kaptanı vardır. Efendim bir de ikinci kaptanı vardır. Kaptanın olmadığı yerde ikinci kaptan'a "kaptan" denir, onun sözü dinlenir. Ama birinci kaptan varsa ikinci kaptan da dahil olmak üzere herkes onun sözünü dinler, sever, sayar. Nitekim Beşiktaş takımında kaptanlık genelde en eski kişidedir. Dolayısıyla bu adam da yaşlıdır. İcabında baban yaşındadır. Misal İbrahim Toraman'ın babası yaşında değildir ama Batuhan'ın, Ali Kuçik'in filan babası yaşında olabilir. Lafın gelişi. Zaten İbrahim Üzülmez'i kimse de muz ortalarından dolayı kaptan yapmaz. Yaşından dolayı yapar.

Kaptan ne derse odur. Bu terlik olabilir, şapka olabilir, kalpli boxer olabilir. Kaptan giyilmez derse giyilmez. Ayağı yaraymış. Kırdılar ayağını sanki.

Bu olayda Üzülmez haklı, Toraman haksızdır. Bak gene diyor adam pişman diilim diye. Olmaz tabi. Adam kuralları uygulamış gene olsa gene uygular. Gene olmaz gerçi. Değil kaptanlık pazu bandı, forması bile yok artık.

Bir de "en eski kaptan olur" kuralının çöktüğü andır. En eski kaptan olsaydı, birinci kaptan Gökhan Zan, ikinci kaptan (ki birinci kaptan Gökhan Zan olursa çoğunlukla birinci kaptan) Serdar Özkan olurdu ki bu adamın daha yaşı 21. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile bilmez. İkisi de 2003 girişli olup, birkaç yıl kiralık geçirmişlikleri var.

Kewell

Küvıl adam olaydı küme düşen takımını bırakıp Liverpool'a koşmazdı. Bak Nedved'e, bak Trezeguet'e.

Deivid

Bir adam kampın ilk antrenmanında ayağını kırıyorsa iki ihtimal vardır: 1. Ahmet Dursun'dur. 2. Karı kıza fena kaptırmış kendine bakmamıştır. Biz babalarımızdan böyle gördük böyle öğrendik.

Hasan Doğan

Hakan Sivriservi'nin Bobo'ya gösterdiği kırmızı kart dışında bir yamuğunu görmemiştim. İyi bir adama benziyordu. Bi kere iyi adam olmasa Tayyip'in arkadaşı olmaz. Allah (C.C.) rahmet eylesin.

Nadal

Federer dünyanın bir numarasıysa 232 haftadır, bu karşısında bir Sampras, efendime söyliyeyim bir Edberg olmamasındandır. Federer'in gelip de 1 numara olduğu döneme bakarsanız teniste bir bunalım döneminden söz edilebilir. Bir sezondaki 4 Grand Slam'de 8 finalist. Bir hafta Roddick No1, öteki hafta Safin, öteki hafta Hewitt, bir hafta Ferrero. Federer gelip bu boşluğu doldurmuştur fazlası değil.

Nadal da dünyanın iki numarasıysa yüz küsur haftadır, bu karşısında bir Sampras, efendime söyliyeyim bir Edberg olmamasından, sadece Federer'in olmasındandır. Nadal'ın gelip de 2 numara olduğu döneme bakarsanız teniste bir bunalım döneminden söz edilebilir. Bir sezondaki 4 Grand Slam'de 8 finalist. Bir hafta Roddick No1, öteki hafta Safin, öteki hafta Hewitt, bir hafta Ferrero. Nadal gelip bu boşluğu doldurmuştur fazlası değil.

Bu yüzden fazla büyütmemek lazım Pazar günkü maçı. Dünya tenisi Becker'den Edberg'den, Sampras'tan, Agassi'den sonra tenisçi görmemiştir. Bundan bu hezeyan.

Tur dö Frans

Bence teknolojinin de gelişmesiyle bu sene doping kullanan bisikletçi sayısı 25'in altına düşmez. Ne bu böyle ya insanın izleyesi gelmiyor. Bir gün süfer etap izliyorsun, öteki gün ipnenin doping yaptığı çıkıyor ortaya.

Bence şırıngalı mayo diye de bir şey yapılsın. Captagon Lideri, Nandrolon lideri gibi klasmanlar olsun. Sonuçta F1'de de motor gücünün katkısı var ama pilotluk becerisi de öne çıkıyor. Onun gibi olur hiç olmazsa. "Bu adam da ilaç kullandı, bu da, ama bak bu hayvan gibi bisiklet kullanıyo, öteki hala tırt" diyebilelim.

Bu haftalık bu kadar. Kamil sevdiğimiz bir arkadaşımızdır. Davet etti, kıramadım. Bu köşeyi bana ayırdığı için teşekkür ederiz kendisine...

6 Temmuz 2008 Pazar

Mutluluğun müsebbibi

" Bugün hepten anladım.
Sen benim en zayıf noktam,

tek zaafım
ve en güçlü yanımsın.


Her zaman yanındayım,
yanımdasın... "



5 Temmuz 2008 Cumartesi

Bıloga katılım var.

Dünyanın en yüzeysel futbol izleyicisi yakında aramızda arkadaşlar. Bekleyin ve bu şükela insanın şokella kıvamındaki yorumlarıyla ufkunuzu, dimağınızı genişletin.

"Hakan ve Murat Yakın'ın kardeşi Buyrun Buradan Yakın; Zeytinburnuspor'la anlaştı!"

3 Temmuz 2008 Perşembe

Mantalite - Mentalite

İki adet örnek. Bilmemkaç yıl önce bizim köyün derneğinden arkadaşlarla halısahada maç aldık. Dernek tarihinde alınan ilk maç olduğundan katılım bir hayli yüksek. Normalde yedişerli oynanan, benim boyumda sahıslar için altışarlı oynamanın daha avantajlı olacağı büyükçe bir sahada, ondokuz kişiyiz. Bir adam da devrelik. Maçta koşup tepinirken bir koku alıyorum. Herhalde çevrede biryerde kırılmış içki şişeleri var diye içsel bir şekilde düşünürken bira kokusunun sahadaki hırçın forvet İsmet kardeşimden geldiğini anlıyorum. Maç içinde kavga çıkarıyor İsmet. Kendisi aynı yirmi metrekare içinde oynarken, beş kişiyi çalımlayıp şut atan adama kızıyor İsmet pas vermediği için. Kendisine maçın başında içkili olmadığını anlamadığımızdan verdiğimiz pasları şut olarak değerlendiren ve bu şutlar neticesinde rakibe taç ve korner kazandıran armut kardeşim benim. Maç sonunda soruyorum "abi sen içkili misin" diye. "Tabi be abicim" diyor. Arkadaşlardan da hayıflananlar var "keşke bizde içip gelseydik" diye. En kötüsü de çoğunluk maça içkili gelmeyi, maçta içkili oynamayı normal kabul ediyor, yani herkes benzer olaylara şahit olmuş. Herkese teker teker fakyu dileklerimi ileterek uzuyorum ordan, uzayan forvet hesabı.

Başka bir gün bir düğündeyiz. Danalar gibi halay çekmişken salona arkadaşımız Rohat danası geliyor. Masada bulunan 20 kişiyi ben geldim diyerek adam başı 7 dakika boyunca öpmeye sarmalamaya başlıyor. Sıra bana gelince de buram buram kokuyu alıyorum ve "kanki içkili misin diye sorcam ama düpedüz sarhoşsun galiba" diyorum. Kankim de "tabi abi hiç bu düğüne ayık kafayla gelinir mi" diyor?


Eh bunlardan sonra, bana da kendi kendime fakyu demek düşüyor sanırsam. Turistik bir yurtdışı seyehatimde almanların günde ortalama 5-6 şişe bira içtiklerini gördüğümde şoke olmak bir yana adeta şokella olmuştum. (Kötü espriden dolayı özür dilerim) Biz de niye böyle bir şişe içince deliriyoruz anlamıyorum. Bir tek atsa maymuna döner, iki içki içse altına sıçar, üç tane de ortama kusar, dördüncü de acil servis. Yukardaki resim bir fb-gs maçı öncesi veya sonrası çekilemeyecekmiş gibi hissediyorum hiçbir zaman. Seyircimiz hınçlı, futbolcularımız hırslı, halkımız gürzlü.

Sakin olmak lazım sanki.


2 Temmuz 2008 Çarşamba

Aragones


Bir cimbom taraftarı olarak Euro 2008'in yarı finalinde Fenerbehçe'ye içimden gelen kıskançlıkımsı duyguyla yuh dediğimi itiraf etmek isterim. 4 takımdan ikisini eski, şampiyon olacak bir diğerini de yeni hocaları çalıştırıyordu.

Önceleri özellikle bloglarda okuduğum, sonraları blogları takip ederek gazetelerindeki köşelerinde yazdıklarını tahmin ettiğim spor yazarlarında gördüğüm teoriler var:
"Geçen sene kaçırılan şampiyonluktan ötürü Aziz Yıldırım çok kızmış, bu takım yürüye yürüye şampiyon olmalıydı demiş. Hem takımın düzenine müdahale etmek, soyunma odasına inmek de istemiyomuş artık. Hem bu yürüyen fitbolcülerden yıldığından hem de müdahale etmek istemediğinden şöyle otoriter bir hoca bulmak istiyormuş. Hem fitbolculere çakacak, hem kendisini kovacak."

Gerçekten de geçen sezon ligde başka avrupa kupalarında bambaşka oynayan adamlarla doluydu Fenerbahçe. Parendeyle gol atan arkadaşlarımız ligde iki-üç pası üstüste yapamıyorlardı. Aragones gelince güya başta Alex olmak üzere birçok adamını gönderecekmiş ya da hizaya sokacakmış kulüp. Bana da bu düzen değişiminde Fener diğer kulüplerden biraz geride kalacakmış gibi geliyor. Bakalım göreceğiz.