14 Temmuz 2008 Pazartesi

Beşiktaş'ta noluyor

Beşiktaş taraftarlarının bunca tribün şovuna ve bunca sadakatine rağmen; takımlarının bu sevgi ve ilgiye karşılık veremediğini düşünüyorum. Gordon Milne ile üstüste yaşanan 3 şampiyonluktan sonra 16 sezonda iki şampiyonluk görmüşler. Kimi ukala tavırlı büyük takım taraftarlarının "Artık iki büyük var"; "Beşiktaş derbileri artık derbi heyecanı vermiyor." demesine neden olan şey de bu. Bunun nedenlerini de ben size bir Galatasaray taraftarı olarak kendimce sıralıyayım:

1- Birincisi takımın başına Süleyman Seba'dan sonra başkan ağırlığını taşıyan, her yerde zırt-pırt görünmeyen göründü mü de lafını çakıp oturtan bir adam gelmedi. Başkanın ağır adam olması gereklidir her zaman.

2- Sinan Engin

3- Tahammülsüzlük, her sezon Ağustos'ta transfer edilen bir araba dolu oyuncunun ilk maçtan kazma, ikinci maçtan kasap ilan edilip devre arasında paketlenip şutlanması. Bakınız Diatta. Yamulmuyorsam ilk onbirde çıktığı ilk veya ikinci maçını Marsilya'ya karşı oynamış, rakip kaleye şut çekmeyi bırakın ceza sahasına girememiş olan Beşiktaş'ta maçın kaybedilmesinin tek müsebbibi olarak gösterilmişti. Takımının şutu yok, Marsilya'nın kırkbeşi isabetli bin iki yüz şutu var; berabere kalsan sevineceksin yani. Runje de keza bir sezonda ilk yarı ıslıklandı, ikinci yarı "runyeeeee runyeeeee"

4- Yanlış adamların seyircinin gözünde favori futbolcu kimliği kazanmaları. İnönü Stadı'nda rakip fitbolcüye diklenen, hakeme dayılanan; bu sayede hem hakemi seyircinin önüne atan hem de aynı esnada "bakın ben ne cevval takımımın haklarını savunuyorum" havasını yaratmayı başaran fitbolcüler adam yerine kondu Beşiktaş'ta (Nouma değil bu bahsettiğim, Şampiyonlar Ligi'nde deplasmandaki bir maçta Leeds'li fitbolcüye yaptığı hareketi kimse yapamazdı herhalde (ulan hem de Leeds be aramızın zaten papaz olduğu bir ekip))

5- Paraya değer veren adamların kulübe alınması. Galatasaray'ın parasızlığı avantaj oluyor burda sanki. Üç büyüklerden birden fazla kulubün istediği fitbolcülerin en fazla para verilerek takıma alınması. Örneğin Okan Koç bir televizyona "beni Galatasaray da istedi ama ben sempatim olduğundan Beşiktaş'ı seçtim." demişti. Galatasaraylı antrenör Nezih Boloğlu da "Okan'la transfer sezonundan önceki konuştuklarımızı söylersem o kendisi utanır, böyle konuşmayı bıraksın yeni kulubünde çalışıp faydalı olsun, işine baksın." deyince; Okan höt olup susmuştur. Bir de pozitif örnek verelim: Elin yabancısı Holosko "Benim siyah - beyaz renklere büyük sempatim vardı zaten; kartalları da severim zaten kartal dövmem de vardı. Bu yüzden Türkiye'ye geldiğimden beri Beşiktaş'a büyük sempatim var. Orada futbol oynamayı herşeyden çok istiyorum." demişti. Okan değil de Filip gibi adamları bulmak lazım.

6 - Artıkların toplanması. Mustafa Doğan, Okan Buruk, Mehmet Yozgatlı, Rüştü Reçber, Mert Nobre. Noluyor yahu. Hiç kaleci yoksa paftan kaleciyi koyarım takıma gerekirse onuncu olurum ama Beşiktaşlı çocuğumu oynatırım. Real Madrid daha çok gençken birinci kaleci olarak oynattığı ve çabucak pişip insiyatif alan bir adama dönüşen Casillas örneğindeki gibi. Çöplük mü lan burası?

Bu liste uzar gider ama aklıma ilk anda gelenler bunlar.

Not: Süleyman Seba da fitbolcü derdi ya hep.

Hiç yorum yok: