9 Eylül 2009 Çarşamba

Bugünkü Polonya Türkiye maçı

Geçen Haziran'daki hazırlık turnuvası mahiyetindeki Gamo On'da Polonya'yı yenmek için son çeyrekte oyuna asılmamız yetmişti. Hatta 60 sayının altında tutarak yenmiştik kendilerini 66-58.

Dünkü Bulgaristan maçı gösterdi ki artık her başarısız hücumun analizi herşeyiyle yapılabiliyor, başarısız bir hücumun nedeninin hangi oyuncu(lar)ın hangi adım(lar)ında gizli olduğunu bile kestirebiliyoruz. Ve her top değerli.

Adamlarda bir tane oyuncu var kilit olan, o da amerikalı oyun kurucu David Kyle Logan. Sağlam bir piyotları var Lampe diye, adam uzun 2.11 ama hareketli. Hem pivot hem forvet oynayabiliyor. Sut isabeti de yüksek. Galatasaray'da vardı bir ara Dan Handlogten diye o stilde. Bir de NBA'de oynayan Marcin Gortat var. Üç adama endeksli bir takım, hatta sıkarsak bir adama endeksli. O da Logan, Logan'ı iyi savunur ve kendisinin pas alışverişini sekteye uğratırsak işin gerisi iseyirci avantajına rağmen kolay.

Litvanya'yı yendiğimizde helal olsun demiştim ama tırtlamışlar artık, Bulgaristan bile yenebilir bugün.

Laleler şehri

Sel oldu, an itibariyle 17 kişi öldü. Servisten inen yedi işçi suya kapılarak can verdi. Sürüklenerek giden otomobillerden cesetler çıkarılıyor. Evler yıkıldı, evler denize kaydı, arabalar ters döndü, kullanılmaz hale geldi. İnsanlar yıkıntıları yağmaladı, yıkılan fabrikalardaki depolardaki malları çaldı, ramazanda.

Belediye başkanı da hiç ortalarda görünmedi, gören nerede olduğunu bilen yok. Sadece "Bu tablo İstanbullunun tedbirsizliğinin sonucudur" dedi NTV'ye. Yani "İstanbul'da sel - 17 ölü" diye özetlenebilecek olan bu durumun sebebi ben dahil tüm İstanbullu vatandaşlar. Ya da otur abicim evinde, rahat mı batıyor, bir gün de gitmeyiver işe, bizi dinlemeyip yollara düşersen ölürsün böyle tabi.


Lale diker artık önümüzdeki bahar. Yolları yeniler, yapar viyadükleri, saatte 50 araba geçmeyen yere milyon dolarlık altgeçit yapar, seçim öncesi yetiştirdiği metrobüsün seçim sonrası yollarında çalışma yapılması gibi. Sizin için çalışıyoruz afişleri asar her yere.

Biz de hala buna tepki vermeyelim, at gözlüğüyle "gitsin izlesin adamcağız Bosna maçını, burda dursa sanki eline maşrapa alıp su mu temizleyecek" diyelim. İnsanlar layık olduğu şekilde yönetilir diye bir söz var ya hani, öyle mi acaba gerçekten? Oy verene birşey demeye hakkımız yok, ama onun da o makamda oturmaya hiç hakkı yok.

8 Eylül 2009 Salı

Kırmızı Buğday

Kırmızı buğday ayrılmıyor sezinden,
Mevlâm mevlâm versin güzellerin gencinden.
Kim ayrılmış ben ayrılam wşimden.

Yörü yörü dilber salma saçın sürünsün,
Açıver açıver cepkeni elmas gerdan görünsün.

Yol üstüne kura koymuş ilyeni
Ben istemem istemem mavi şalvar giyeni.
Ben isterim setre pantol giyeni.

Yörü yörü dilber salma saçın sürünsün,
Açıver açıver cepkeni elmas gerdan görünsün.

Antifiriz tünyasu.

İşim gereği bilişim güvenliğine hakimim. (Şampuan reklamı girişi gibi oldu: İşim gereği gittiğim her ortamda bakımlı görünmem gerek ve bunun yolu da dolgun saçlarımdan geçiyor.) Bu aralar işyerindeki arkadaşımla yeni birkaç ürün denedik.

Webroot firmasının bir ürününü de oldukça beğendik: Webroot Web Security Saas

Şöyle ki:

Normalde senaryo şu: Siz modeminizin hemen arkasına bir server koyarsınız. Bu server da gelen giden bütün bilgiyi tarar. Atıyorum siz bu servera dersiniz ki şu sitelere girilmesin, girilmemesini sağlar. Facebook'ta vakit öldüren arkadaşlar işine döner. Gelen geçen trafikte virüs veya diğer tehditlerden var mı tarar, bilgisayarlarınıza çok daha az malware (zararlı yazılım) bulaşır. Gelen giden tüm mailleri spam taramasından geçirir. Gereksiz çöp mailler, dünyada dolaşan tüm maillerin yüzde 92'sini oluşturduğu için mail trafiğinizi ferahlatır. Falan filan. Dezavantajı bir makineye bağlı olmanızdır. Güncelleme vs yaptığınız zaman -bazen yapmadığınızda bile- server kitlenirse (kilitlenirse değil) işler kitlenir. Server eskiyince yetmez yenileme ister. vs

Webroot senaryosu ise şu: Modemin arkasına koyulacak bir servera gerek yok arkadaşım. Al şu 1 megabaytlık ufak programcığı tüm bilgisayarlarına kur. (Domain yapıysa çocuk oyuncağı) Bundan sonra gir internete yap ayarlarını bitsin gitsin. Aynı korumayı ben de sana sağlıyorum diyor. Ve denedik baktık, valla da sağlıyor. Süper bir raporlama aracı da var. Kim ne halt yemiş belli.

Denedik ve beğendik. Fiyatları Türkiye normallerinden azıcık yüksek, ama değer mi değer. Yeni yönetmelikler her firmaya tüm internet geçmişini raporlar halinde tutmasını yani loglamasını şart koşuyor. Bu ürün de bunu sağlıyor. Detaylı bilgi.

Bu haftaki halısaha macerası

Geçen Pazar günü, yani iki gün önce bir halısaha maçı yaptık. Varis ameliyatı olduğum sol bacağımı kollayarak, fıtık başlangıçı olan sağ yanımı zorlamayarak katılım sağlayabildim. Normalde altışarlı oynanabilecek bir sahada sekizerli oynayarak hepten kendimizi sınırladık. Maçtan anektodlar:

* Bu seneki üçüncü maçım, ilki Ocak'taydı. İkincisi de geçen haftaydı. Varmak istediğim sonuç: Hamlık kötü birşey.
* Bir adet gol attım.
* Maç öncesi ve maç sonrası sadece şortla tartıldım. Net 950 gram ter atmışım.
* Bir dahaki maça formamla altına giydiğim tişörtümü de maç öncesinde ve sonrasında tartacağım.
* Geçen haftaya göre fıtıksal bölge daha az ağrıdı.
* Geçen maçta bileğimdeki dikişime yemiştim darbeyi, bu hafta kalftaki dikişlerime tekme yedim.
* Fercem penaltıyı kullanırken kaleye doğru bir adet Eti Cin fırlattı. Top ve Eti Cin'i farklı köşelere gönderdi. Kaleci Oğuzhan Eti Cin'in gittiği tarafa atlayınca penaltı gol oldu.
* Yerli Elano süper pres yaptı.
* Hakan Şükür'ün Dersim şubesi Hüseyin ilk maçında bekleneni veremedi.
* Geçen hafta kullandığım bir faulde, topa dokunamayarak kaleden kaleye gol atmamı sağlayan Diyar ve yaşı küçük olduğu için herkesin fırçaladığı Şiyar oynamadı.
* Ertekin adim maçı izlemye gelmişti, maç bittiğinde "Ne biçim oynuyorsun" diyerek beni fırçaladı.
* Arabayla maça gitmek süper bir olay, maç bittikten sonra 5 dakika içinde duşa girebiliyorsunuz, teriniz soğumadan yıkanmak çok leziz.

Fakyu - 0009 Bakar mısın

Anlaşılacak bir yanı yok. Kıçı kırık bir alışveriş merkezinde vermişsin 10 liranı almışsın yemeğini. Geliyorsun ortak alan olan, yemek yeme ünitelerine. Boş bir masa var ama üstü biraz dolu. Görevi burayı temizlemek olan görevliye uzaktan bağırıyorsun: "Bakar mısın?" Hizmet veren kişi o diye bu artistliği yapma hakkı buluyorsun kendinde. Bir de bayan olacaksın. Bayandan da öküz oluyormuş demek ki.

Anlaşılacak bir yanı yok dedim ama bir galeriye gitsen de orda 5-10 tane arabayı tek seferde alsan -yine yanlış ama- valla anlarım. Peki bu neyin tribi ya. Fakingım seyl seni.

- Bakar mısın?
- Sen bir elime bakar mısın?

Geri döndük

Genelde basketbolda kullanılan bir deyimdir ya bu, aynen o hesap. İşleri biraz kolayladık ve şu blogcanla biraz daha ilgilenelim dedik. Birinci çoğul konuşuyorum çünkü bu blogun arka planında yaklaşık 1200 kişi çalışıyor.

2 Mart 2009 Pazartesi

Züper lik

"Fenerbahçe geçen hafta Gençlerbirliği'ne yenilmiş ve ligde şampiyonluk şansı tamamen bitmişken bu hafta aldığı Sivasspor galibiyetiyle bensiz şampiyonluk yarışı olmaz dedi. Galatasaray geçen hafta kaybettiği Kocaeli maçından sonra bitmişti ama bu haftaki Konya maçından sonra şampiyonluğu sonuna kadar kovalayacağını gösterdi."

Bu bizim basın ne ucubik bir ortam ya.

Yalamaya devam


23 Şubat 2009 Pazartesi

Bakana bak.

Kendilerine aynı muamele yapılsa posta koymayı biliyorlar. Hakkını arayan çiftçinin kolunu kırmaya çalışan korumalar eşliğinde "ananı da al git" diyen başbakandan bunları öğrenmiş demek ki bakanımız. Cevabını da almış ama, bakana bilmediği adabı görgüyü bir balıkçı hatırlatmış.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, AKP’nin Beşiktaş Çarşı’daki seçim irtibat bürosunun açılışına katıldı. Bağış, açılışın ardından AKP’nin Beşiktaş Belediyesi Başkan adayı Sibel Çarmıklı’yla beraber esnafı ziyaret etti. Beşiktaş Çarşı esnafınının sorunlarını dinleyen Bağış, adayları Çarmıklı için oy istedi.

Beşiktaş Balık Çarşısı’ndaki balıkçılarla da sohbet eden Bağış, bir balıkçıdan destek isteyerek, “Beşiktaş ve Şişli’de iki şovmen var. Desteklerinizle Beşiktaş ve Şişli’yi şovmenlerin elinden alacağız” dedi. Bağış, daha sonra bir balıkçı tezgâhına yaklaşarak balıkçıya, “Seni AKP’li yapalım” dedi. Bağış’ın davetine kesin bir cevap vermeyen balıkçı, ekonomik krizden yakındı ve işlerin iyi olmadığını söyledi. Bağış ise, “Hep birlikte bu süreci atlatacağız. Hatırlarsınız, vaktinde adamın biri bir anayasa kitapçığı fırlatmıştı” dedi. Bunun üzerine balıkçı, “O adamın biri değil, Cumhurbaşkanı’ydı” diye yanıt verdi.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Hezeyan

Galatasaray'ın bize haksızlık edildi mealindeki bildirisine, hezeyandasınız diye 3 saat içinde cevap verdi federasyon. Kimseye böyle tepki vermemişti. Artı bir de 100 bin tl. Stadında adam ölen dakikalarca küfür edilen takımlara bu cezaları vermemişti. Hıncal abinin ropörtajında söyledikleri doğru. Galatasaray'ı doğramaya çalışıyorlar. Ama attıkları b.kun içinde boğulacaklar.

----- Fotomaç'tan alıntı -----

Beşiktaş-Trabzon maçıyla başlayalım isterseniz. Haftanın sonucu merakla beklenilen karşılaşması 1-1 sona erdi.

Hayır, federasyonla başlayalım. Çünkü derbilerin, maçların bir önemi kalmadı benim için. Türkiye Futbol Federasyonu taraf olduğunu geçen hafta ilan etti.

Resmen ve alenen Galatasaray'a cephe alıp, 'yok etmeye' karar verdi. Federasyonun bir numaralı adamı Mahmut Özgener, benim 40 yıllık arkadaşım; iki numaralı adamı Lütfi Arıboğan da benim 40 yıllık arkadaşım; ikisi de çok sevdiğim, çok inandığım insanlar. Ama artık onlara da inanmıyorum. Onlar da benim için artık Sayın Özgener, Sayın Arıboğan değil, Aziz Özgener ve Aziz Arıboğan oldu. Bu federasyonun yaptıklarını Galatasaray'a Aziz Yıldırım yapmaz. Ben böyle ayıp görmedim. Evvela o yüz karası, utanç verici bildiriyi yayınladılar; Galatasaray'a cevap olarak. "Kim yazdı ve altına kim Futbol Federasyonu imzası attı" sorusunu sordum geçen pazartesi günü 90 Dakika'da, bir kişi telefon edip 'şu yazdı, şu yaptı' diyemedi bana. Öyle utanıyorlar. Sonradan ben öğreniyorum ki federasyonun üyeleri falan da değil. Görevli olup olmadığı belli olmayan Aziz Yıldırım'la ilişkisi nedir onu da bilmediğim bir gazeteci, o bildiriyi yazıyor ve Türkiye Futbol Federasyonu imzasıyla anında jet gibi uygulamaya koyuyor. O bildiride Galatasaray kulübü için "Hezeyan" kelimesi kullanılıyor. Türkiye Futbol Federasyonu'nun Galatasaray'a hakaret etme hakkı yok. Galatasaray'ın bildirisinde sana karşı bir şey varsa disiplin kuruluna verirsin. Kişisel, kurumsal bir hakaret varsa mahkemeye verirsin. Ama sen Türkiye'nin en köklü kulübüne hakaret etme hakkına sahip değilsin federasyon olarak.

"Hezeyan" diyor utanmadan. Maçın gözlemcisi, 90 dakika sonunda hakem odasına girmiş Selçuk Dereli'yi paylamış. Lincoln'e ikinci sarıdan gösterdiği kırmızı kart yüzünden. Gözlemcinin bunu yaptığını bütün Türkiye televizyondan öğreniyor. O gözlemcinin raporu federasyona ulaşmadan federasyon bildiri yayınlıyor; "Selçuk Dereli dün geceki gibi başarılı maçlar yönetmeye devam edecektir" diye. Böyle bir ayıp, böyle bir utanç olur mu? Sen bir futbol adamısın federasyon, yargı organı değilsin. Üstelik elinde daha gözlemci, temsilci raporları yokken "Selçuk Dereli başarılı yönetmiştir" diye önceden karar açıklama hakkın var mı? Sen karşı hakarette bulunuyorsun "Hezeyan" diye. Sen kararını önceden açıklıyorsun ondan sonra da utanmadan, sıkılmadan, çekinmeden Galatasaray'a 100 bin lira ceza veriyorsun. 100 bin lira, bugüne kadar federasyonun verdiği en ağır para cezası. Sonra da benim buna inanmamı bekliyorsunuz. Sen hakarete hakaretle mukabele ettin zaten o zaman daha ne ceza veriyorsun!.. Galatasaray da Futbol Federasyonu'nu disiplin kuruluna ve mahkemeye sevk etsin. Karşı hakaret için. Galatasaray bu federasyonla uğraşmanın peşini bırakmamalı... Söyledikleri gibi FIFA mı, UEFA mı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mi kime gidebilirlerse gitmeliler. Bu federasyon Türk futbolunu yönetmeye layık değil. Bu federasyon, Galatasaray düşmanlığı tescil edilmiş bir federasyondur. Galatasaray'ın bildirisindeki "Galatasaray Türkiye'dir" lafını iyi anlasın Mahmut ve Lütfi kardeşlerim. İyi anlasın. Bu laf kadar doğru edilmiş bir laf yok. Gidelim mi Arjantin'in Patagonya yaylasına, 'Galatasaray' diyelim bakalım ne diyecekler? Ya da 'Türkiye' diyelim bakalım ne diyecekler? Dünyanın öbür ucundaki Singapur Adası'na gidelim mi? 'Galatasaray' diyelim ne diyecekler, 'Türkiye' diyelim ne diyecekler? Copa Cabana Plajı'nda soralım mı? Kenya'nın safarisinde eli mızraklı aslan peşinde koşan zencilere soralım mı? 'Galatasaray' deyince akıllarına ne geliyor ya da 'Türkiye' deyince akıllarına ne geliyor!.. Galatasaray öyle Türkiye olmuş sizin haberiniz yok. Türkiye Futbol Federasyonu benim için artık inanılır olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra Hıncal Uluç'un bir tek hedefi var spor yazarı olarak. 'Bu federasyondan bu ülkeyi kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmak.'

Çok sevgili arkadaşlarım Mahmut ve Lütfi beni affetsinler. Kardeşliğimiz, dostluğumuz baki ama artık o koltukta oturmayı hak etmiyorlar. Bana telefon açıp cevap vermeye cesaret edemediler. 'Hıncal ağabey o bildiriyi şöyle yaptık, şu yazdı. Kimsenin haberi yoktu. Cart diye internete kondu' diyemediler. 'Altında bizim imzamız vardı' diyemediler. 'Altında şu şu üyelerin imzası var' diyemedi hiçbirisi. Federasyon üyelerinden bir tanesi beni arayıp 'Ben bildirinin altına imza attım' demedi. Benim davetim Türkiye'nin en çok izlenen spor programında yapıldı. NTV'nin 90 Dakikası... Ama bu onların ilk saldırısı değil. Benim aleyhime bildirinin nasıl yazıldığını ben sonra öğrendim. Fatih Terim, dikte ettiriyor federasyondaki adamına ve tehditle "Hemen koymazsanız internet sitesine, istifa eder çeker giderim" diyor. Bu ikincisi. Bu defa kim tehdit etti Aziz Özgener, Aziz Arıboğan'ı!.. Şimdi hangi maçı istersen konuşalım. Kaç paralık kıymetiharbiyesi kalmışsa maçların!..

30 Ocak 2009 Cuma

Kompleks - Cornfleks

Aşağıdaki haber Fenerbahçe resmi sitesinden. Takımın yöneticisi, taraftarı, futbolcusu ne kadar fanatik olursa olsun resmi organların bir adabı olması lazım. Bir restoran açılışına katılanlar yazılıyor, bir paragraf yazıdan sonra ve diğer spor kulüplerinin takımlarından bazı oyuncular yer aldı ibaresi yer alıyor. Kompleks her yerde, sadece stadıyla ve Galatasaray'ı daha fazla yenmesiyle övünebilen kulübün içindeki ezikler buraya da el atmış. Tüm Fenerbahçelileri kastetmiyorum tabi kastedemem zaten. Ama tarihte bir kez oynadıkları çeyrek finalle kendi kendilerine payeler veren, aşağıdaki haberleri yapan ezikler Fenerbahçe kulübünden nefret edilmesini sağlıyor. Bir cimbomlu arkadaşımın dediği gibi: "Fenerbahçe'nin başına Sadettin Saran gelse süper olur, ama gelmesin abi boşver Aziz Yıldırım iyi, hep kalsın. Sayesinde Fenerbahçe'yi kimse sevmiyor. Aynen deavam etsin ya da onun gibi biri gelsin."

27 Ocak 2009 Salı

Bi dur yahu


Esprileri zaten her zaman ilkokul düzeyindeydi, bu karikatürde olduğu gibi. Atv ana haberin bitiminde çıkan o karikatür san'atının doruk noktası, muhteşem (!) Bizimcity çizgi diziciği bittiğinde Ali Kırca'daki zoraki gülümsemeyi hala hatırlarım. Allah'ın yalakası ya, başka denecek hiçbir şey yok. Yarın öbür gün gazeteyi bir başkası olsa ona göre yazacak çizecek. Karaktersiz.


13 Ocak 2009 Salı

Özet

- Babam dediki siz Araplar terörist hayvanlarsınız.
- Benim babam bana birşey demedi, sizinkiler tarafından öldürüldü.

10 Ocak 2009 Cumartesi

Yusuf Şimşek


Transfer herkese hayırlı olsun ama insanların kafasına takılan birkaç milyar adet soru var, işte birkaç örnek:

1 - Yaşlı diye paketlenen Sergen'den birkaç yıl sonra 34 lük Yusuf Şimşek neden alınır?
2 - Fenerbahçe teknik direktörüyken Yusuf'u sağ bek oynatan Mustafa Denizli, Yusuf'u ne yapacaktır, nerede kullanacaktır?
3 - Ümit milli takımda gayet leziz oynayan Aydın neden verilir?
4 - Eski Beşiktaş yeni Bursaspor hocası Ertuğrul Sağlam'ın Aydın'ı ısrarla istemesine bir Allah'ın kulu uyanmaz mı Beşiktaş camiasında?
5 - Kendisinin sevmeyeni de çok ama; bir transfer olayında "Ben birini transfer etmek almak için genç oyuncularımı kimseye vermem kardeşim" diyen Fatih Terim'den hiç mi örnek alınmaz?
6 - Beşiktaş taraftarı bu kadar saçmalıktan sonra nasıl hayatta kalmaktadır, bu adamlar nasıl beslenmektedir?

Maç geldi

Evet saygıdeğer blog müdavimleri, bu akşam maçımız var nihayet Muradiye tesislerindeki büyük, devyarasa sahada. Sipor şehidi vereceğiz gibime geliyor ama umarım korktuğum gibi olmaz. Gidip de dönmemek yok ama gidip de sakat dönmek var allah korusun. Maç içinde gaza geldiğimiz anlar olacak olsa da yine de rölantisi yüksek bir maç olmak zorunda. İnşallah abone olursak devamını getireceğiz. (Not: Resimdeki saha bizimki değil, nun bugün resmini çekip koyarım maç raporuna.)

4 Ocak 2009 Pazar

İlginç benzerlik

Bu kadar olur dedirtecek cinsten: Solaryum yanıklı Gökmen abi (Özdenak) ve Zeus:)

Maç geliyor

Binyılların hamlığı üzerimde şu anda, maç etmeye etmeye tiksinç bir hale geldim. Tiksinçlik kısmını bilemem ama okuldan arkadaşlarımın hamlık konusunda aynı durumda olduğunu sanıyorum. Bu cumartesi de saat 21:30'da Muradiye büyük saha da maçımız var. Maçta şehit verir miyiz bilemiyorum, ama atın ölümü arpadan olsun diye ölümüne oynayacağımız kesin. İşte bu maça çıkacak olan 16 adet cengaver:

1. Sülen
2. Mami
3. Volkan
4. Ejder
5. Supi
6. Baran
7. Fırat
8. Erdem Baş
9. Ilker Elibol
10. Salih Coşkun
11. Yasin Gündüz
12. Ertal
13. Semih
14. Tosun
15. Saruhan
16. Tunç

Pompaya devam

Skibbe "Transfer istemiyorum", yönetim de "Transfer yapmayacağız" demişken; spor gazeteleri tiraj ve diğer gazeteler de spor sayfalarının okunması için Mehmet Yıldız'ın Galatasaray'a transferini uzun uzun pompalamışlardı. Şimdi de yeni bombalar var, CSKA Lincoln için 14 milyon euro teklif etmiş. Komple şarkısını "Pompa" diye devşirip söylüyor heralde bu arkadaşlar. Bu haberleri pompalaıp duruyorlar. Adnan Polat "hemen" geri çevirmiş bu teklifi, Lincoln de sıcak bakmamışmış. "Servet olmadı, Gerets Ümit karan'ı Marsilya'ya istiyor", "Gizli Tabata harekatı", "Aslan Makulula için West Bromwich'le kapışıyor" pompalarını ise saymıyorum bile.

3 Ocak 2009 Cumartesi

Gazze

2009'un ilk gönderisi. Gönül isterdi ki yine geyik muhabbeti dönsün. Ama öyle değil, öylesi değil. Evinde internet başında sevgilim Ester'i ağlatan Gazze'yi yazmak lazım. Her toplu ölümden sonra söylenen bir geyik cümle var. Sözün bittiği yerdeyiz, derler. Gazze'ye kara hareketi başladı ve kimsenin kaçacak yeri yok. Ben mal gibi bilgisayarın başındayım evimde, az önce çayımı içtim, forvartlana forvartlana gelmiş maillerdeki karikatürlere baktım. Kendimden, yanımdaki çay fincanından, evimi ısıtan kalorifer peteğinden, ayağımdaki terlikten, kapının önünde duran arabamızdan, şu yazıyı klavyesinden yazdığım leptoptan tiksiniyorum. Rahatımdan tiksiniyorum. Bugün aynaya baktığında yanağında gördüğü deri dökülmesini kendine dert eden lavuk benden tiksiniyorum. Ölüyor lan millet diyorum kendime. Parçalanmış çocuk cesetleri, enkazlardan çıkan bebeler; sen hala suratındaki sivilcedesin suratına sıçayım diyorum.Az önce babama, anama iyi geceler dedim. Dünyanın bir yerinde ise insanlar ölümü bekliyorlar. Ben babama, anama iyi geceler demişken dünyanın bir yerinde insanlar ailelerinin gözü önünde ölüyor sırayla.
Sözün bittiği yerde miyiz? Ben böyle dünyanın içine edeyim dememiz gereken yerdeyiz. Kızmak, öfkelenmek, küfür etmek sakinleştirmiyor hiç beni. Bu siktiğimin dünyası nereye dönüyor ya.

İçimden gelen, zihnimden geçen; tüm benliğimle, her zerremle duadayım.