3 Ocak 2009 Cumartesi

Gazze

2009'un ilk gönderisi. Gönül isterdi ki yine geyik muhabbeti dönsün. Ama öyle değil, öylesi değil. Evinde internet başında sevgilim Ester'i ağlatan Gazze'yi yazmak lazım. Her toplu ölümden sonra söylenen bir geyik cümle var. Sözün bittiği yerdeyiz, derler. Gazze'ye kara hareketi başladı ve kimsenin kaçacak yeri yok. Ben mal gibi bilgisayarın başındayım evimde, az önce çayımı içtim, forvartlana forvartlana gelmiş maillerdeki karikatürlere baktım. Kendimden, yanımdaki çay fincanından, evimi ısıtan kalorifer peteğinden, ayağımdaki terlikten, kapının önünde duran arabamızdan, şu yazıyı klavyesinden yazdığım leptoptan tiksiniyorum. Rahatımdan tiksiniyorum. Bugün aynaya baktığında yanağında gördüğü deri dökülmesini kendine dert eden lavuk benden tiksiniyorum. Ölüyor lan millet diyorum kendime. Parçalanmış çocuk cesetleri, enkazlardan çıkan bebeler; sen hala suratındaki sivilcedesin suratına sıçayım diyorum.Az önce babama, anama iyi geceler dedim. Dünyanın bir yerinde ise insanlar ölümü bekliyorlar. Ben babama, anama iyi geceler demişken dünyanın bir yerinde insanlar ailelerinin gözü önünde ölüyor sırayla.
Sözün bittiği yerde miyiz? Ben böyle dünyanın içine edeyim dememiz gereken yerdeyiz. Kızmak, öfkelenmek, küfür etmek sakinleştirmiyor hiç beni. Bu siktiğimin dünyası nereye dönüyor ya.

İçimden gelen, zihnimden geçen; tüm benliğimle, her zerremle duadayım.

Hiç yorum yok: