5 Ekim 2008 Pazar

Türk Övün Çalış Güven

Sergen Yalçın, Vatan Gazetesi'ndeki "Utan Ertuğrul" başlıklı yazısında Ertuğrul Sağlam'a sağlam bir şekilde giydiriyordu. Takıma hatalarından ötürü iyice bir döşeyip sonra da Ertuğrul hocaya lafı geçiriveriyordu, görevden alınmasını şiddetle tavsiye ediyordu.

Dün haberlerde ise Beşiktaş'ın Lucescu ile anlaşmak üzere olduğunu ve göreve gelirse yardımcılarından birinin Sergen Yalçın olacağını söylediler. O zaman yazının başlığına ekleme yapmak lazım: Utan Ertuğrul, sen de şimdiden çalış Sergen.

4 Ekim 2008 Cumartesi

Lamborghini'nin Türk futbolundaki yeri

Gökhan iyi topçu şüphesiz. Fenerbahçe'ye geldiğinden beri takip ediyorum kendisini, iyi topçu ama devamlılığının olmadığını da göstersi bize ne yazık ki. Geçen sezon Fenerbahçe'de kendini göstermeye başladıktan hemen birkaç hafta sonra kendisiyle yapılan ropörtajda "Türkiye'de 3 büyük yok, her anlamda tek büyük var" gibi birşeyler demiş; ve önce 'kefen giymeyi Galatasaray forması giymeye tercih edeceğini' sonra Galatasaray'la anlaştığında da 'küçüklükten beri Galatasaraylı olduğunu' söyleyen beyefendiyi hatırlatmıştı bana. Daha Fenerbahçe'deki ilk senesindeyken ve kendini daha yeni yeni göstermeye başlamışken böyle triplere girmek hata ötesi bir durum. Bir dur ya bir dur. Alex öyle artistlik yapmıyo sağda solda sen kimsin be...

Neyse Gökhan kardeşimiz borçlanarak bir ev ve Lamborghini marka bir araba almış. (Futbolcuların lüks araba kullanması mecburiyeti var Türkiye'de biliyorsunuz.) Taksitleri ödeyemeyecek hale gelmiş ve bunun için "Her türlü sorununuzda önce bana gelin" diyen Aziz başkana koşmuş. Aziz başkan da bir önceki cümledeki sınırsız şefkat vaadini "Bize sordun da mı aldın Gökhan?" diyerek yerine getirmiş.

Cold Case

Bu yazıya başlık "Angutlar" da olabilirdi. Bu kadar kefal dedektifi başka bir yerde bir arada göremezsiniz. Her bölüm de eski bir cinayeti ele alıyorlar. Dava kapanmış ama bunlar kurcalıyor hesabı. O dönemden 6-7 kişiyle konuşuyorlar, e katil de bölüm sonunda bunlardan biri çıkacak tabi. Şüphelendikleri kişi oluyor ve direkt posta koyuyolar adama: "X'i öldürürken de böyle yaptın herhalde yavşak herif seni" gibi. Sonra deli gibi şüphelendikleri, posta koydukları adam "O gün orda Y de vardı ama" gibi birşey geveleyince şüphe bulutları küt diye dağılıyor ve hemen deparla Y'ye gidiyorlar. Kefal dedektifler ancak vakit geçirmek için izlenebiliyor zaten.

3 Ekim 2008 Cuma

Yorumsuz

Yorumsuz dedik ama zaten yoruma gerek bırakmayan bir deklerasyon bu. Genç Fenerbahçeliler Derneği'nin sitesinin girişinde "İtiraf ediyoruz kullanıldık, ancak değiştik, değişmeye devam edeceğiz" başlığıyla verilmiş.


Sayın Aziz Yıldırım takımın gidişi ile ilgili tek bir açıklama bile yapmazken sürekli GFB yi hedef alan açıklamalarla gündem saptırmaya devam ettiğine ve bu açıklamaları yapmakla takımımıza zarar vermediğine göre biz de Sayın Yıldırım'ın iftiralarına, hakaretlerine, onur kırıcı ithamlarına cevap vermekte sakınca görmüyoruz. Zamanında kullanıldık evet kabul ediyoruz ama dört senedir değiştik ve değişmeye devam ediyoruz. 4 sene öncesine dönmemiz için yapılan her teklife karşı çıktığımız için bu günlere geldik.

12 Eylül 2008 günü FBTV de Sayın Aziz Yıldırım “o zaman şartlar onu gerektiriyordu artık değişti” demişti. Ekim 2008 tarihli kulübümüzün resmi yayın organı olan Fenerbahçe Dergisi’nde “Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun sürecek” demiştir. Sayın Aziz Yıldırım kişisel sorunlarına kulübümüzün resmi yayın organlarını alet etmeye devam ediyor. Üstü kapalı ithamlarda bulunuyor. Sürekli olarak geçmişten “o zamanın şartları” şeklinde bahsediyor. Herkes öğrensin o zaman neler oldu? Şartlar neydi? Bugün GFB ne kadar değişti? Aziz Yıldırım ne kadar değişti?

Öncelikle protestolarımız Sayın Aziz Yıldırım’ın bahsettiği gibi Gençlerbirliği maçında ya da takım kötü sonuçlar aldığında değil, Aziz Yıldırım'ın taraftara uyguladığı yaptırımlar zamanında başlamıştır. Yani Partizan maçından beri protesto vardır. Bu protestolar kesinlikle takımın aldığı kötü sonuçlar için ya da fubol takımımız kötü gittiği için yapılmamıştır ve yapılmayacaktır. Taraftar maç boyunca takımına 90 dk. desteğini verecektir.

Aziz Yıldırım'ın idaresinde olduğumuz o günlerde neler yaptık? Neler yaşadık? Nelere şahit olduk? Geçmişte şartlar neydi o şartlarda neler yapıldı herkes bilsin istiyoruz.

1- Sayın Yıldırım ilk istifanızı açıkladığınız Show Tv ye gitmeden önce yanınızdaydık. Göreve geldiğiniz günden itibaren en çekindiğiniz slogan “Ali Şen Başkan Fenerbahçe Şampiyon” du. Show Tv'ye giderken akıl hocalarınız size “ Türk halkı duygusaldır, duygusal bir ortam oluşturursan Ali Şen'in “Ali Şen başkan Fenerbahçe Şampiyon” sloganını unutturur “Aziz Yıldırım başkan Fenerbahçe şampiyon dönemini başlatırsın” dediler. Siz de çıktınız uzun süren konuşmalar ardından birden istifa ettiğinizi ağlayarak ve tv karşısındaki yüzbinleri ağlatarak anlattınız. Aynı gecenin sabahında bize otobüsler tutmamız için para göndertip semtlerden insanları toplattınız. Bu otobüslerle yüzlerce kişiyi Fenerbahçe parkına taşıttınız ve “Taraftarız biz çekeriz cefa, büyük başkan bizi bırakma” tezahüratlarıyla yürüttünüz. Tabii bu yürüyüşe hiçbir şeyden habersiz gönülden katılan yüzlerce taraftarda katıldı. Onların hakkını teslim etmek gerekir.

2- Deplasmanda kaybedilen Diyarbakır maçı sonrasında bizzat grubumuzun kurucularını
arayarak “toplanıp alana gelin, Mustafa hocayı protesto edin, istifaya zorlayın” dediniz. Sonrasında havaalanında yaşananları anlatmaya gerek yok herkes biliyor.

3- Altay maçı ve Göztepe maçları sonrasında protestolar başlayınca bunu daha fazla büyümeden engellememiz için bizimde içinde bulunduğumuz bazı gruplara bedelsiz 3000 er tane bilet yolladınız. Hem de şu an hain ilan ettiğiniz Sayın Tahir Kıran a rica ederek yanımıza gönderdiniz. Sayın Kıran da bizlere hitaben hala unutmadığımız güzel bir konuşma yaptı ve sizin yolladığınız biletleri verdi.

4- Deplasman yasağını protesto için maratonda bulunan kadim dostumuz KFY nin açtığı “Taraftar+Kombine= Dolar” ve “Fenerbahçemizi izlemimizi İngiliz İşgal Komutanları Bile engelleyemedi” pankartları sonrasında hafta içi dereağzına bizleri çağırarak “Seneye Maraton ortayı size veriyorum” dediniz. Kabul etmememiz üzerine yanınızdakileri ısrar edip ikna olmamız için peşimizden yolladınız. Biz “dostlarımızı satmayız” diyince gözlüğünüzü çıkartıp bize “sizi de üzerim” dediniz.

5- Aranızın kötü olduğu 1907 Dernek başkanı Sayın Necdet Ersoy UNIFEB oluşumunu destekleyince bizi çağırdınız ve “Bunlar çok büyüyor, başımıza dert açacaklar, tribünde barınmalarına Müsaade etmeyin” dediniz. Biz de bu emir büyük yerden diyerek bir basket maçında “UNIFEB başkanının kalbini kırdık. Sonradan hatamızı anlayıp özür diledik ve UNIFEB ile kardeş olduk... 6 Kasım 2002 GS maçı sonrası yaşanan haksız gözaltılar esnasında Sayın Necdet Ersoy'un ismini verdiniz ve UNIFEB sorumlularından Barış Ertül'ü gözaltına aldırdınız.

6- Dereağzında yapılan Galatasarayla oynanan PAF maçından önce aradınız “kalabalık gelin” dediniz. Ve aranızın açıldığı Sayın Atiila Kıyat'ı protesto ettirdiniz.

7- İkinci kez kulubümüzü zor günde bırakıp gitme kararı aldığınızda bile hain dediğiniz Sayın Tahir Kıran bizleri arayarak “Bakın mutlaka yürüyüş yapın ve yapılan yürüyüşlere katılın, başkanı istifadan döndürmek lazım. Defalarca başkanla konuştum ikna etmeye çalışıyoruz, siz de kırgınlıkları unutun ve Fenerbahçe için bu yürüyüşlere destek verin” dedi. Biz bu teklifi reddettik. Israrla size destek vermemiz için bizi arayan Tahir Kıran ile bizi özdeşleştirdiğiniz o günlerde en sonunda biz de yürüyüşe dahil olduk. Aranız kötü diye her yerde konuştuğunuz Tahir Kıran ile o günlerde her gün görüşüyordunuz. Sebebi neydi acaba? Ve ne ilginç ki o da sizi istifadan döndürmek için gayret ediyordu.

8- İkinci kez istifa etmenizin gerçek sebebini ise bir çok kişi gibi biz de biliyoruz. Gazeteci yakınlarınız, o dönem sizinle olan idareci arkadaşlarınız, yakın dostlarınız gibi biz de biliyoruz. Sağlık sebebi de bir sebep ama asıl sebep değil. Gerçek sebebini tüm Fenerbahçe camiasına açıklamanızı bekliyoruz.

9- 2004 yılında tarafımıza vermiş olduğunuz 1200 adet Migros kombinesi iptal ettiniz. Çünkü hoşlanmadığınız diğer tribün gruplarına karşı bir şeyler yapmamızı istiyordunuz ancak biz dostlarımızı satmadık, isteklerinizi uygulamadık ve bize karşı savaşınızı başlattınız.

10- Olimpiyat stadında oynanan kupa finalinde 2 kişiyi yanımıza yolladınız ve bir istekte bulundunuz. Biz reddettik. Aynı kişileri tekrar yolladınız ve adeta tehdit ederek isteğinizi yinelediniz. Ama biz kabul etmedik ve yapmadık. Kaybedilen kupadan sonra çıkıp “anama küfredenlerle beraberler” açıklaması yaptınız. Oysa sizin istediğinizi kabul etsek bu açıklamayı yapmayacaktınız. Bu teklifinizin bize iletildiği an kapalı tribünde olaya şahit olan bir çok kongre üyesi ve taraftarda vardı.

11- MTK maçında size yakın bir grubu bedelsiz kombineler vererek satada soktunuz ve olaylar meydana getirttiniz, sonra önceden hazırladığınız senaryoyu hayata geçirtip haksız cezalar aldırttınız.

12- 1 oyla başkan seçildiğiniz kongre ile 600 oy farkla başkan seçildiğiniz kongre arasında geçen dönemde neler yaşandı biz biliyoruz. Neler döndü, ne senaryolar hayata geçirildi hepsine şahidiz. Şu an çok iyi dost gözüktüğünüz camiamızdaki büyüklerimizle ikili ilişkilerinizin bozulmaması için susuyoruz. O döneme ilişkin tek bir açıklama bile yapmamış olmanızı hayretle izliyoruz.

Bütün kamuoyu önünde bu olayların gerçek olduğuna dair ŞEREFİMİZ ve NAMUSUMUZ üzerine yemin ederiz.

Anadoluda sizle resim çektirmek, sizden imza almak isteyen insanları hor gördünüz, yanınızdan kovdunuz, selam almadınız, selam vermediniz, kibirinizle, kendinizi dev aynasında görmenizle halkı HALKIN TAKIMINDAN soğutmaya çalıştınız. 100.yıl kutlamalarını bile bir ilçeye ve bir caddeye, o caddeyle özdeşleşmiş bir kültüre hitaben yaptınız. Anadoludaki milyonlarca taraftarımızı yok saydınız. Hatta İstanbul'un öbür yakasını bile unuttunuz. Çünkü siz taraftar değil müşteri istiyordunuz ve insanlara bakışınız “kulübe kaç dolar kazandırır” bakışıydı. Oysa Fenerbahçeyi bugünlere o insanların vefa duyguları ve hiçbir paranın satın alamayacağı sevdaları getirmişti. Sizin istediğiniz müşteriler oyuncularımızı, takımımızı yuhalamayı, oyunculara küfretmeyi, ıslıklamayı kendilerine hak olarak görüyor ama siz tribünlerimizi bitirmek için sürdürdüğünüz politikanın en büyük avantajımız olan iç saha avantajımızı yok edip bitirdiğini görmüyorsunuz.

Ranttan bahseden Sayın Aziz Yıldırım’ın şu an rantla hiçbir ilişkisi olmayan GFB’ye karşı yapmış oldukları teklifleri sırayla ve tarihleriyle aşağıya yazıyoruz. Bu bahsedilenlerin hepsi gerçek ve yaşanmıştır. İşte tarafımızdan reddedilen teklifler ;

1 – Sayın Bülent İşcen, 7 Ağustos 2008 tarihinde Grubumuzun kurucularını arayarak yanında Sayın Aziz Yıldırım’ın olduğunu ve Maraton Üst Tribünü’nde bizden şikayetçi olanlar olduğunu ve derhal Sayın Ömer Temelli ile sorunların giderilmesi için görüşmemiz gerektiğini aksi taktirde “Aziz Yıldırım sizi Başbakan’a ve İstanbul Valisi’ne şikayet edecek, haberiniz olsun” diyerek tehdit olarak algıladığımız bir konuşma yapmıştır. Teklif 8 Ağustos 2008 tarihinde Sayın Ömer Temelli aracılığıyla grubumuzun kurucusuna, Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda yapılmıştır. Yapılan görüşme esnasında Sayın Ömer Temelli “Kombine kartları ücreti karşılığında iade ediniz ve sizlere karşılık olarak 500 adet bedelsiz bilet” verelim teklifinde bulunmuştur. Teklif sıcağı sıcağına orada reddedilmiştir. Grubumuzun kurucusu, oraya sorunların giderilmesi ve E Blok’un bağıran taraftara ayrılması umuduyla geldiğini ancak hayal kırıklığına uğradığını belirtmiştir. Görüşme anında Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu Müdürü Sayın Ayhan Bak, Sayın Özcan Tuzcuoğlu ve görüşmeye kısmen de olsa telefonla iştirak eden Sayın Bülent İşcen’de yer almıştır. Bu görüşme tamamen Sayın Aziz Yıldırım’ın izni, istekleri ve bilgisi dahilinde olmuştur.

2 – İkinci teklif ilk tekliften birkaç saat sonra yani akşam saatlerinde Sayın Aziz Yıldırım’la sürekli olarak beraber olan Sayın Bülent İşcen tarafından telefonla yine grubumuzun kurucusuna yapılmıştır. Sayın Bülent İşcen 500 adet olan bedelsiz bilet tekliflerini, 1.000 adet bedelsiz bilete çıkardıklarını, kartları bir an önce iade etmemiz gerektiğini aksi taktirde Sayın Aziz Yıldırım’ın bizleri devlet büyüklerine şikayet edeceğini belirtmiştir. Başkanın ilk teklifi reddetmemize inanamadığını ve “bu ….ler naz yapıyor” dediğini aktarmıştır. Başkanın onayı ile bilet sayısını arttırdıkları yeni teklifde grubumuzca “ bir daha bu konular için bizi aramayın” denilerek reddedilmiştir. İlk teklifin olduğu gün yani 8 Ağustos 2008 günü Sayın Aziz Yıldırım başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bazı devlet büyüklerimize asılsız ithamlarla GFB’yi kötü lanse etmiştir. Zaten bu durumuda FBTV de itiraf etmiştir. Valiyle bu konuyu konuştuğunu açıklamıştır. Hakkımızda yasal işlem yapılması için asılsız iftiralarda bulunmuştur. Daha önce yaşadığımız haksız gözaltıların benzeri durumların yaşanması için bir senaryo hayata geçirilmiştir.

Sonraki günlerde 2 kez daha kamuoyunca bilinen yeni teklifler gelmiş ama grubumuz hepsini reddetmiştir.

12 Eylül 2008 Cuma günü Fenerbahçe Televizyonu’nda yayınlanan Futbol’un Zirvesi adlı programda bütün kamuoyu önünde “ufacık beyinliler”, “rantçılar”, “elebaşı” ve benzeri gibi ithamlarla hakaretlere uğruyoruz. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlık Makamı kullanılarak, “ben ne dersem doğrudur ve doğru anlaşılır” mantığıyla yapılan bu açıklamaların nedeni Sayın Aziz Yıldırım’ın isteklerini kabul etmememiz ve kendimizi teklif ettiği biletlere karşı teslim etmeyişimizdir.

Sayın Yıldırım, tekliflerinizi kabul etmediğimiz, artık bizi istediğiniz gibi yönetemediğiniz için yaşadığınız şaşkınlıkla yaptığınız tutarsız açıklamalarınızın ve attığınız iftiralarınızın ardı arkası kesilmiyor.

Bu tekliflerin ve anlattığımız olayların tamamı gerçektir. Bu yaşananlara şahitlik edecek olan tarafsız onlarca kişi vardır. Bütün kamuoyu önünde bu olayların gerçek olduğuna dair ŞEREFİMİZ ve NAMUSUMUZ üzerine yemin ederiz. Aksini iddaa edeceklerinde aynı şekilde bütün kamuoyu önünde yemin etmelerini isteriz.

Sayın Aziz Yıldırım reddetmiş olduğumuz tekliflere karşılık makamını ve kulübün çıkarlarını bir yana bırakarak bizlere resmen kişisel bir savaş açmıştır.

Rantı reddedenlere karşı iftira, hakaret, yalan dolu ithamlar savaşına başlamıştır. Sayın Aziz Yıldırım’ın devlet büyüklerine söylemiş olduğu “Stadımızda mescit var ama onlar mescitte namaz kılmak yerine koridorda kılıyorlar. Tinerci, hapçı, çapulcu ve serseri takımı bunlar” sözlerii çok acıdır. Öncelikle belirtmek isteriz ki Migros ve Maraton Üst tribünlerinde herhangi bir mescit yoktur. Bu yüzden namaz kılmak isteyenler namazlarını koridorlarda kılmaktadırlar.

Tinerci, hapçı, serseri ve çapulcu kişiler miyiz? Yoksa namazı ve dini istismar etmeye çalışan kişiler miyiz? Burada yaşanan çelişki maalesef Sayın Aziz Yıldırım’ın bizlere karşı beslemiş olduğu kin duyguları sonucu kurduğu yanlış cümlelerdir. Bu konu bizleri son derece üzmüştür. Bir başka çelişkide Sayın Aziz Yıldırım’ın her yerde bizi azınlık olarak göstermesi, “bunlar 100-200 kişi” demesi, ancak bu sayının çok fazlası bilet teklif etmesi ayrıca bir çelişkidir. Son olarak bahsettiği ve iftira attığı, hakaret ettiği, aşağıladığı 10 kişiler diye küçümsediği kişiler öyle parmakla sayılacak kişiler değildir. Bizim arkadaşlık bağımızda hepimiz biriz, o itham ettiğiniz kişiler tüm GFB dir. İzmir ve Ankaradaki elebaşları diyerek çamur attığı arkadaşlarımız üniversite mezunu, kariyerli, mesleklerinde son derece başarılı iş adamı kişilerdir.

Taraftar olarak Fenerbahçe iktidarında gözümüz yoktur. Fenerbahçe iktidarına muhalefetimizde yoktur. Aksine o makama saygımız vardır fakat bu makamın başında olan Sayın Aziz Yıldırım, kişisel sorun ve kavgaları sebebiyle başta GFB olmak üzere bazı tribün gruplarımızı camiaya karşı olarak göstermektedir.

Bir sorun var, bir kavga var ama bu FENERBAHÇE Tribünleriyle, FENERBAHÇE arasında değildir. Bu kavga Sayın Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe tribünleri arasındadır. Bu kavgayı başlatanda ne yazık ki Sayın Aziz Yıldırım’dır. Bu kavgayı başlatan o olduğu gibi bitirmesi gerekende o olacaktır. Taraftarına sahip çıkması gereken yerde taraftarını sürekli olarak hedef olarak göstermesi ve dışlaması bulunduğu makama yakışmamaktadır. Bugün beğenmediğimiz camiaların taraftarına nasıl sahip çıktığını hepimiz gördük.

Paramızla Migros'a kombine istedik, çıkarmadınız. Bunun üzerine Maraton’a geçtik ve kombine almak istediğimiz yerden satışları durdurdunuz. Biz bunları yaparken sizden herhangi maddi bir destek beklemedik sadece manevi olarak desteğiniz bizlere yeterdi fakat sizler manevi destek yerine deyimi yerindeyse köstek oldunuz.

Tutturmuşsunuz kombine kartları bizlere başkaları aldı diye. Açıklayın o zaman kim aldı bize kombine kartları. Açıklayabiliyor musunuz? Hayır. Çünkü öyle birisi yok. O kartları kimimiz borçla, kimimiz banka kredisiyle, kimimiz taksitle, kimimiz kendi harçlığıyla, kimimiz de babasının parasıyla aldı. Varsa aksini iddia eden çıksın da ispatlasın. Sürekli olarak “çamur at, izi kalsın” mantığıyla yürütülen bu tutuma bundan önce olduğu gibi bundan sonrada tepkimizi vermeye devam edeceğiz.

“Tek Reis” olmak başında olduğu camiayı birleştirmek, kaynaştırmak ve ayırmamaktan geçer. Bu düzen sağlanırsa şayet başarı kaçınılmazdır, aksine sağlanmaz ve çifte standartlara sebebiyet verilirse başarısızlık kaçınılmazdır. Bunları sizde çok iyi biliyorsunuz fakat kişisel sorunlarınız maalesef camianın başarısının üstüne çıkıyor. Biz bir adım attıkça siz adım atmak yerine yaptırımlar uygulamaya devam ediyorsunuz. Bu kişisel kavganızda camianın başkanlık makamını, yayın organlarını ve devletin birimlerini kullanmanızda ayrıca rahatsızlık verici ve üzücü bir durumdur.

GFB’nin geçmişte çokca hataları olmuştur, bu hatalarından geçte olsa bile ders çıkarmıştır ve bu hatalardan dolayı özür dilemesini bilmiştir. Sürekli olarak kendini yenileyen ve iyileştirmeye çalışan GFB, gönül verdiği renklerin başkanlık makamından daha cana yakın ve babacan tavırlar beklerken “ufacık beyinliler”, “kandırılmış gençler”, “elebaşı”, “çapulcu”, “rantçı”, “serseri”, “dini istismar edenler” ve benzeri gibi asılsız ithamlarla daha da üzülmüş ve soğutulmuştur.

Futbol takımımız bu kadar kötü ve zor bir durumdayken bugün resmi yayın organımız olan Fenerbahçe Dergisi’nde çıkan “Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun sürecek” başlıklı yazınızın içeriği bu sezon ve bundan sonraki sezonlar için bizde hedefin kupalar, şampiyonluklar ve başarılar olduğunu değil de bizler olduğu izlenimini uyandırmıştır. Hal böyleyken yapacağınız en iyi iş önceki satırlarda belirtmiş olduğumuz gibi taraftarı bir sorun olarak görmemek, onlara manevi anlamda destek vermek ve tezahüratlarımızda belirttiğimiz gibi “Bizimle uğraşmayarak, Takımı toparlamanız” olacaktır..

Son bir uyarı tribündeki taraftarlarımıza: Lütfen dikkatli olunuz, tribünle ve taraftarlıkla ilgisi alakası olmayan grup ve oluşumlar stadımıza tekrar sokulabilir, provakasyon ortamı oluşturulabilir, GFB başta olmak üzere aktif tribün gruplarının mensuplarına cezalar aldırtmak için yeni bir senaryo hayata geçirilebilir. Sayın Aziz Yıldırım benzeri girişimlerde daha önce bulunmuştur. Bursa ve MTK maçlarında kardeşi kardeşe kırdırma politikası uygulanmıştır. Lütfen provakasyonlara alet olmayınız.

Hakemler üzerine

Beşiktaşlılarda -özellikle Sinan Engin'de- maç sonunda hakeme feci bir öfke vardı. Bir gün sonra öfkeleri daha da büyüdü. Galatasaray'da ilk gol ofsayt ikinci gol faulmüş, bize çalıyorlar onlara çalmıyorlarmış. Beşiktaş'ın 1-1 kaldığı maçta oynadığı topla Galatasaray'ın 4-1 yendiği maçta oynadığı top denkmiş gibi. Şöyle denebilir "hakem kötüydü ama biz de kötü oynadık (veya yeterli çabayı göstermedik)". Ama toptan hakeme dalmak Yüzüncü yılda ikinci haftadan itibaren "Bu hakemlerle bu lig bitmez" diye çığırtkanlığa başlayan ve bir sezon boyu sürdüren sinan Engin'in artık böyle bu işleri yürütemeyeceğini anlaması laızm. Artık kendi taraftarı bile destek vermiyor çünkü kendisine bu konuda.

Bahtsız bedevi

Liverpool'dan 8 golü yiyen Hakan dün Beşiktaş'ın 4 yediği Kharkiv maçında da sahadaydı. Dün pek bir hatası yoktu ama naparsın bir bahtsızlık var heralde. Gazetelerde de bir iğneleme var hafiften. Numarası 84 diye.

Roberto Carlos


Sonda söylenecek şeyi baştan söyleyeyim: Son zamanlarda yaptıkları yüzünden artık "Fener'e prestijden başka bir fayda sağlamadı" diyorum kendisi için. Geçen yılın sonlarına doğru düşüşe geçen abimiz sürünüyor artık.

Geçen sezon Kadıköy'deki Kayseri maçında Mehmet Eren'in sarı kart gördüğü bir pozisyon var. Mehmet uçarak kayıp geliyor ve Carlos'un ayağındaki topa vuruyor, sonra da "top gittikten sonra" da Carlos Mehmet'e takılıp yere düşüyor. Dünyanın en süratli futbolcularından biri güleryüzlü Carlos kalkıp Mehmet'in üzerine yürüyor. O gün "hey gidi koca Carlo neydin noldun" dedirtmiştir birçok kişiye Carlos. Bu seneki Hacettepe maçında da Can Arat'ın kendi kalesine attığı golde hiç baskıya uğramadan Fener'in sol kanadında bin iki yüz elli pas yapan Hacettepe futbolcularına o imkanı veren Carlos'un maç sonunda kendisine sorulmadan mikrofonlara çıkıp "Can'a artislik yapmayın lan, ben boş bıraktım ordan geldiler ve golü attılar" demesi artık tartışılabilir duruma gelen futbol kalitesinin yanında insanlığının bir gram eksilmediğini gösterirdi.

Forma sattırdı, kulübüne isim ve tanınırlık sağladı; ve hepsi bu ne yazık ki.

Sivasspor-Fenerbahçe maçı

Son bir haftada o kadar çok maç izledim ki paylaşmak istediğim, üzerine ahkam kesmek istediğim çok konu var. Umarım hepsine ayrı ayrı vakit ayırabiliriz.

Öncelikli olarak Süper Lig beşinci hafta maçında izlemiş bulunduğum iki ekipten, daha doğrusu özellikle Fenerbahçe'den bahsedeyim. Hep gitiğim çotanaklar kıraathanesinde izledim bu maçı, yoğunluğu Fener taraftarlarının oluşturduğu bir günde. Fenerbahçe'nin 90 dakika izlediğim maçlarında bu kadar aciz oynadığını hatırlamıyorum. Dakika 60 küsur, isabetli şutlar 8'e 3 Sivas lehine.

Kadrodaki futbolcularda anlaşılmaz tripler var. Kazım'ın şımarıklığı artık nerdeyse her hareketine sirayet etmiş, Sivas'lı Hayrettin'le her pozisyonda karşılaştılar ve sık sık birbirlerine fauller yaptılar en son adamın ayağını kırmaya çalıştı. O pozisyona kırmızı vermeyen hakeme de yuh olsun. Uğur - Gökhan'da anlaşılmaz bir agresiflik. Carlos gitti mi gelmiyor zaten geriye, gerideyse 60 - 70 metrelik paslar atıyor.

Alex hasta haliyle birkaç pozisyonu kovaladı ve o aşırtmayı da yapabilse maçı da çevirecek belki. Guiza iyi niyetli ama Fener çapındaki bir takımın oyuncusu değil bence, kontraatak oynayan bir takımda verimli olabilecek bir adam. Kaleci Volkan Babacan değil de Volkan Demirel olsaydı o gün maç daha erken kopardı. Birkaç hafta öncesine kadar; görülen yerde dövülebilecek kadar tiksinilen Maldonado, maçı beraber izlediğimiz Fenerli arkadaşlar tarafından maçın en iyilerinden biri olarak nitelendiriliyordu. Ama Hıncal Uluç'un dediği gibi; defansif bir ortasaha oyuncusunun maçın en iyilerinden biri olduğunu söylemek takımın çok atak aldığını gösteriyordu.

Fenerbahçe'nin nasıl düzene gireceği de ayrı bir yazı olur artık. Zira güzel bir farklı galibiyet alıp çıkışa geçer ve devamını da getirebilirler; iki hafta da ha kötü devam edip sonra Aragones'i de şutlayabilirler. Velhasılı kelam maç sonuna kadar Sivas'ın hakkıydı, öyle de oldu.

29 Eylül 2008 Pazartesi

Yine İki Haftanın Ardından

Pazartesiyi aksatınca bir daha yaka bir araya gelmiyor, yazı da bir türlü yazılmıyor. Hele de bayrama girersek iyiden iyiye yazısız kalırız diye Pazartesi geç saatte bilgisayarı açıyor ve yazımı yazıyorum. Biz de bu hafta Puan Durumuna uygun gidecek ve en üst sıradan başlayacağız:


Trabzonspor: Süper gidiyor. Yıllar sonra güçlü bir Trabzonspor görmek çok güzel. İsterim ki haksız yere Milli Takım'dan kovulan şu adam sonunda güçlü bir takımla şampiyon olsun...


Bursaspor: 5'te 4 yaparken arada Kayseri'yi yendi bu takım. Bir tek Sivas deplasmanına takıldı, ama helal olsun. Sercan Yıldırım da 18 yaşında ve gol krallığında lider. Yıllar sonra timsah yürüyüşü gördük, Mususi'den yadigar.


Galatasaray: Top oynamıyor, çapsız diye eleştirdiler Skibbe'yi ama taşlar yerine oturuyor galiba. İlginç olan geçen sene yabancısız maçlar kazandı, şampiyon oldu diye göklere çıkarılan takımın şimdi sadece yabancılarıyla ön plana çıkması.

Beşiktaş: Gaziantep maçında da 1-0 öne geçip geriye yaslanmış, rakibe 11 kişiyken de 10 kişiyken de pozisyon vermemişti, 10 kişi kalınca ekstra rahatlayıp, 3-0 yapmış, daha büyük farkı da kaçırmıştı... Bu hafta da aynı plan işlemekteyken Sivok'un kurban olunası kaslarından biri çekiverdi, Sivok da yerini Gökhan Zan'a bırakıverdi, golü de duran toptan yiyiverdik. Demek ki güven verme işlemi de Sivok ile beraber dışarıya çıktı... SVK plakalı bir araba var iş yerinde, Sivok deyip bağrıma basıyorum elin arabasını. Allah iniş takımlarına zeval vermesin Sivok, 1 puan kaybettik 1 puan daha kaybetmeyelim... Bu arada İsveçlisi Türkü kim olursa olsun, Beşiktaş'ın rakip yarı sahada Bobo ve Nobre ile kazandığı her topa faul çalmayı, oyunu durdurmayı hakemlik sayıyorlar. Beşiktaş'ı öldüreceğim diye futbolu öldürüyorsunuz haberiniz yok. Böyle hakemlik de olmaz futbol da. Beşiktaş'ın sayılmayan ikinci golünü saymayıp da Lincoln'ün golünü saymanın izahı da yok. Geçen seneki öyküye geri dönmeye başladık. 2 puan yazalım Beşiktaş'tan çalınanlar hesabına.


Sivasspor: Bu haliyle de Fener'i yenemeseydi, helal olsun diyecektik, ama şimdi yendiği için helal olsun diyoruz. Sezer Badur süper adam, gol nefis.

Diğerlerine de değinmeye gerek yok zaten. Bizim Kartal Yüreğimiz Kazım Kanat, Galatasaray'ın da Alparslan'ı gidiverdi. İki camianın da başı sağ olsun.


Kazım Abimiz, inatçıydı. En basitinden bütün futbolculara soyadıyla hitap etmede, Milli Takım'a Ulusal Takım demede. Daha da ötesi Ümit Karan'ın solcu olduğu için Fethullah Hoca'nın Milli Takımı'na seçilmediğini belirtecek kadar inatçıydı.

Bayramınız kutlu olsun. Haftaya inşallah görüşmek üzere, aksatmasam, bu blogdan da kovulmasam iyi olacak....

25 Eylül 2008 Perşembe

Fakyu - 0007

Üstteki fotoğraf yorumsuz, alttaki sözlere de şöyle ciğerden ağız dolusu bir fakyu ister ama o da yorumsuz.

"Ben F.Bahçe'ye para için gelmedim. Kulübün başında Aziz Yıldırım olduğu için, ailem F.Bahçeli olduğu için buradayım.
Çocukluğumda F.Bahçeliydim. G.Saray'da oynarken de F.Bahçeliydim, bu bir gerçek. Kimseye cici çocuk görünmek için de söylemiyorum bunu. Öyle bir kaygım yok ama G.Saray'da da mutlu oldum."

23 Eylül 2008 Salı

Yeni transfer

Elvan Abeylegesse Galatasaray formasını giyip pozunu verdi. Yakışmış yakışmış; heyyt be koçum benim.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Conrad Mcrae

1971- 2000

Geçen bir yerde bir görüntüsüne rastladım. Benim gördüğüm en güçlü basketbolculardan biriydi. Bazılarının oyunu birbirine benzer. "Abi Efes bi gard almış, Naumoski gibi" Bazılarının da benzeri yoktur. Pete Williams, Larry Richard. Conrad da o tarifsiz adamlardan biriydi. Saha içinde görmeyene anlatmak gerçekten zor. Sakarya Üniversitesi'nde okuduğum yıl trende Sakarya'ya giderken okumuştum öldüğünü. Adamı şoktan şoka sokan erken bir ölümdü bu. Tribünde izettiklerini de başka zaman yazarım artık.

Harry Potter

Bizimkiler kendisini transfer ettiğinde "bir müzmin sakat Türkiye'ye para kazanmaya geldi herhalde" dedim. Ama Allah nazardan saklasın gayet iyi gidiyor bizden sekiz ay farkla büyük olan abimiz. 11 sakatlı dün 12nci sakatını veren takımda mükemmele yakın oynadı. Attığı golde ise mantalite farkını gördük zaten. Sakin yahu sakin.

Nice yıllara Herry Kewell.
İyi ki gelmişsin buralara..

19 Eylül 2008 Cuma

Yok artık Ali Sami

Manchester City Ronaldo'yu alıyormuş. Artık Ronaldo diyince aklımıza gelen Portekizli olanı değil, geçen yaz acetoblog 'ta 95 kiloluk halini gördüğümüz 32 yaşındaki Ronaldo'yu. Bence hiç gerek yok. Inter taraftarı yıllarca kendisinin sakatlığının bitmesini beklemişken, iyileşir iyileşmez Real'in yolunu tutmuştu. Ronaldo'yu alırsa Manchester City, Ali Sami Alkış'a "isterseniz beni de ön libero olarak alın" deme hakkı doğar. Turgay Şeren'in bu cümleye vermiş olduğu cevabı verme görevi de City'den kime kalır artık bilemem.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Yılın olayı !!!

Fanatik gazatesi Christiano Ronaldo ile ropörtaj yapmış ve "yılın olayı" demiş. Eğer bir katakulli yoksa bu işte harbiden de spor gazeteciliğinde yılın olayı bu herhalde. Ropörtaj burada.

İki Haftanın Ardından

Yine evde olmayınca Pazartesi günü, ortasında da vakit bulunca, ama "Belçika maçı oynanmış gibi mi yazsam, yoksa oynanmamış gibi mi yazsam" tereddütünden 2 Haftanın Ardından yapmaya mecbur kaldık mecbur.


 

Ermenistan maçı

Kolay maçtı. Zorlanmadık yendik, rahattık. Ama koskoca Cumhurbaşkanı'nın taaa Ermeni Cumhurbaşkanı'nın ayağına gitmesini yakıştıramıyorum. Bana diyalog demeyin kardeşim, Ermeniler her yerde "soykırım" için yasalar çıkartırken kimse onlara "monolog yaptın birader, diyalog yap biraz da" demiyor...


 

Emre Belözoğlu

Onu eleştiren adamlar şimdiye kadar oturduğu yerden gevrek gevrek gülmekten başka ne yapmışlardır acaba?? Bir de tanınmamış mankenleri tanınır yapmaktan, bir de Çırağan'ı boykot etmekten?? Nedir be adam senin uğraşın?


 


Belçika maçı

Fatih Hoca, her dem futbolu güzelleştiren bir adam olduğu için Belçika teknik direktörünü maçı çirkinleştirmekle suçlamakta da; kendisinin üzerine yürüyerek adamı yeri geldiğinde dövmekte de; Denizlisporlu Çağlar'ı Şili hazırlık maçında oynatmayıp resmi maçta oynatmakta da; Osman Tanburacı'ya "bıyığını s...." demekte de haklı sonuna kadar. O, şimdiye kadar Türkiye'nin ve Galatasaray'ın yaşadığı en büyük başarıların mimarıdır, ve sonsuz bir kredisi vardır. Haklıdır.


 

Lig

Fenerbahçe'nin puan kaybedeceği belliydi de yenileceğini ben bile tahmin edemedim. Galatasaray da huzursuz, puan kaybedecek gibi duruyordu, ama gene de fazladan bir puan kaybı oldu. Gaziantep haybeye iki puan verdi. Kayseri nihayet kazandı. Sivas geçen senekinden hiç farklı olmadığını gösterdi, gene lider. Beşiktaş ikinci hafta kendisi gibi 3 puanlı Konya ile oynadı, 3. haftada da kendisi gibi 6 puanlı Trabzon ile... 4. haftada da gene kendisi gibi 7 puanlı Gaziantep ile... Yeter bre, ne zaman oynayacak alttakilerle. Trabzon maçında da 1 puan yeter de artardı. Trabzon deplasmanından 1 puanla dönen öpüp de başına koysun bu sene...


 

Fenerbahçe

Hep denir Fenerbahçe iki sezondur diğer takımlardan kendini üstün görür, o yüzden lige asılmaz diye... Şimdi karşılaştıralım bakalım hangi açılardan Beşiktaş'tan üstün, ya da "kendini bu kadar üstün görecek kadar üstün" diye:

Rüştü – Volkan: İkisinin de ne yapacağı belli olmaz, saçma sapan hatalar da yapabilirler, süper de oynayabilirler, her ne kadar güvensiz de olsa, yaşı itibariyle Volkan'a yazalım üstünlük puanını FB 1-0 BJK

Sivok Zapo – Edu Lugano ikilileri: Kimse bana demesin erken merken diye, Sivok ile Zapotocny, tek tek oynadıkları maçlarda da, çift oynadıkları maçta da nasıl topçular olduğunu gösterdiler. 2 puanı direkt yazarım Beşiktaş'a: BJK 2-1 FB

Roberto Carlos: karşısına kim gelirse gelsin 1 puan FB'nin: 2-2

Gökhan Gönül – Serdar Kurtuluş: Serdar gelecek vaad eden, aslında ön liberoda daha da iyi oynayan genç bir topçu olsa da Gökhan Gönül alır puanı: FB 3-2 BJK

Cisse Uğur – Selçuk Josico : İdeal düzende 1 önlibero olduğunu düşünürsek, 1 yazarız BJK'ya. 2 ön libero olsa ikisini de yazardık. "Öyle Aurelio gitti, daha iyisini alırız"larla olmuyor maalesef: 3-3

Delgado – Alex : Zurnanın zırt dediği yer... Geçen sezon olsa Alex üstün derdim ama, kaptan olan Delgado ile eski Delgado arasında dağlar kadar fark var, ben BJK'ya yazarım puanı aga, gerekirse FB-BJK maçında da görürüz anyayı konyayı: 4-3 BJK önde.

Tello – Uğur Boral : Göz var izan var tabii ki Tello, bir Sevilla maçı oynayıp bütün sezon yatmakla olmuyor Uğur Efendi 5-3 BJK önde.

Serdar Özkan – Colin Kazım : Maalesef Serdar'ın kanserojen Trabzon maçı performansının da etkisiyle, sevmememe rağmen Kazım'ındır oy: 5-4 BJK

Forvetler: Şimdii, iki takımın bütün forvetlerinden iki tanesini seçip oynatmak zorunda olsan bir maçta, hangi ikisini oynatırsın? Ya da hangi ikisi en iyisi? Muhalefet şerhlerine açık olmakla birlikte, ben Semih – Bobo derim. Güiza'dan önce de Holoşko zorlar bu ikiliyi. 6-5 BJK.

Hadi diyelim Delgado'ya Alex'i; Sivok yerine Edu'yu seçtiniz, olur 6-5 ya da taş çatlasa 7-4 olur FB lehine. Daha da fazlası olmaz. Nedir bu afra tafra arkadaşım, neyin kendini beğenmişliği bu? Bir sene çeyrek final oynadınız diye mi?? Aman babacım yoruyoruz sizi de Ankaralar'a falan ama kusura bakmayınız...


 

Avrupa

Beşiktaş, Kayseri, Galatasaray ve Porto galiptir bu hafta, aksini beklemeyiniz. Selamlar ola...

11 Eylül 2008 Perşembe

Benzer mi desem.

Dün attığım postla amigo bir maç yorumcusundan bahsetmiştim size ya. Şirketteki Fenerli arkadaşlarım bile "Abi Arda neydi o maçta ya, çok şanslısınız." demişken, maç içinde Arda'yla ilgili bir cümle kurmak yerine, Tuncay'ın sekiz dakikalık performansından 75nci dakikada bile bahsetmeyi seçen eleştirmen. "Keşke Tuncay sakatlanmasaydı." Ulan Tuncay sakatlanalı 70 dakika olmuş, maç bitiyor, analiz yap analiz. Benim görmediğim birşey söyle, sen de birşey görmüyorsan da sus bari.

Neyse bu abimizdan şikayetçi olan farklı kişiler de varmış. Yalnız değilim yani:

Denizlispor Kulübü Başkanı Ali İpek, ilk kez (A) Milli Takım forması giydiği Belçika maçından sonra Çağlar Birinci'yi eleştiren yorumculara tepki gösterdi. İpek, yaptığı yazılı açıklamada, yorumcuların, milli takım forması yerine, kendi takımlarının formasıyla maç yorumladıklarını öne sürdü:

''Sayın Fatih Terim'i futbol anlayışı ve cesareti nedeniyle bir kez daha tebrik ediyorum. Ayrıca, Çağlar Birinci'yi kadroya dahil etmekle ne kadar doğru bir seçim yaptığını tüm Türkiye gördü. Ama ne yazık ki, bazı yorumcuların, milli takım forması yerine, kendi takımlarının formasıyla maçı yorumladıklarını gördük. Eyyamcılığın da bir sınırı vardır. Anadolu takımından çıkmış, (A) Milli Takım'ın ilk kez formasını giyen bir oyuncuyu daha maç bitmeden sahaya gömmeye çalıştılar. Ama kendi söylemlerinin sahaya gömüldüğünü tüm Türkiye gördü. Ne yazık ki kendileri göremedi. Türk halkının, televizyon başında milli takım forması ile maç yorumlayan yorumcular görmek istediği kanısındayım.'

'

10 Eylül 2008 Çarşamba

Welkam tu YUHayo

Dakika sekiz, yani 7:bilmemkaç. Eleştirmen bey buyuruyor ki: "Şu ana kadar takımda tek top yapan, topu ileriye taşıyan adam Tuncay." İyi de ulan öküz, daha dakika sekiz, 450'ye kadar saysan anca o kadar ediyor. Tuncay bir tane top taşıdı sadece o ana kadar, bir kere de topla birlikte auta çıktı. Zaten bunu dedikten 2-3 dakika sonra Tuncay sakatlandı.

Aynı zattan daha eski bir cümle: "Fenerbahçe 3 yılda rakiplerine 30 yıl fark attı" Böyle bir iddianın -hatta artık kesin bir şey, bir yargı kararı gibi birşey olmuş artık- neresinden tutulur ki? Otuz yıllık fark. Neye göre, kime göre? Hangi kritere, hangi otoriteye göre. Pompala yavrum pompala.

"Evet son yıllardaki çalışmalar ve yatırımlarla Fenerbahçe'nin kuruluş yılı 1873'e çekildi ve bu sayede kulübümüz en yakın rakibine 30 yıl fark attı." Abi insanlar bu tip şeyleri görünce ya size gülüyorlar, ya da Fenere olan nefretleri artıyor. İnsan vücudunun yüzde 70'i suymuş, ama bazılarında yüzde 70'i metan oluyormuş demek ki.

Anneler Günü

Bir arkadaşım bir akşam eve geliyor yorgun argın. Akşam yemeğinden sonra anne, baba ve oğul üçlüsü olarak televizyon karşısına oturuyorlar. Annesi çayla birlikte normalde ailelerinin adeti olmayan pasta getiriyor. Babasıyla ikisi atlayıp hemen soruyorlar; "Hayırdır, neyin pastası bu" diye. Teyzenin cevabı gayet sakince geliyor ama bu cevap hiç unutulmayacak bir şekilde bir anda baba-oğulun sırtlarından soğuk terleri döktürüyor:
- Hiiiç, bugün anneler günü de, kimse bana bununla ilgili herhangi birşey söylemeyince ben de kendi kendime pasta aldım.

9 Eylül 2008 Salı

Michael Skibbe

Geçen mesıncır üzerinden Almanya'daki dayımla muhabbet ederken, dayım sayın teknik direktörümüz Skibbe'yi "yaramaz" diyerek özetledi. Kendisi futbol duayeni değildir ama senin benim Türkiye'de Yılmaz Vural hakkında yorum yapabilme imkanımız kadar da Alman futbolunun takipçisidir. Ben sezon başı yurtdışındaki hazırlık kampı yapılırken ekteki fotoğrafı görünce çok sevindim. Galatasaray'ın teknik yönetim konusunda bir sıkıntı yaşamayacağını hissettirdi bana bu fotoğraf. Skibbe'nin antremana olan alakasını simgeliyorsu sanki. Ama geçen maçlara baktığımda Galatasaray'ın oynadığı fitbol başta olmak üzere diğer tüm olan bitenle birlikte bu hissiyatım yerini karamsarlığa bırakıyor süratle. Umarım yanılırım ve nolur yanılayım.