25 Ağustos 2008 Pazartesi

Tatil arası

Blog müdavimi olan yüzmilyarlarca, kentrilyonlarca, mirilyorlarca insan korkmasın lütfen. Tatildeyim bir haftalığına. Yüzeysel insan da bugün benim bulunduğum mekana geliyor. O dana da yazamaz büyük ihtimal. Bilginize.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Matthias Steiner

Aslen Avusturyalı ama eşi sayesinde Alman vatandaşlığına geçmiş bir adam. Bir yıl önce eşini trafik kazasında kaybetmiş ama o arada vatandaşlık hakkını kazanmış. 105 ve üstü kiloda olimpiyatlarda yarışmaya katılmış 25 yaşındaki bir halterci. Matthias Steiner

En iyi durumdaki rakibinin skoru toplamda 460. Steiner'ın 461 toplamına erişebilmesi için silkmede 258 kilo kaldırması gerekiyor. Gelgelelim bu branşda şahsi en iyi derecesi 248 kilo. Zor mu zor, zorlar ötesi bir deneme Steiner için. Ama kaldırıyor ve altınını alıyor.

Ödül törenine ölen karısının fotoğrafıyla katılıyor ve bir elinde madalyası bir elinde fotoğrafla poz veriyor. Aşk, vefa, sportmenlik, güç vs. Hepsi bir arada bu kalbi de cüssesi kadar büyük adamda, helal olsun sana Steiner.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Haftanın Ardından

Avrupa üzerine
Beşiktaş bu sıcakta fazla zorlamadı kendini. Matias Kaptan'ın kaptanlık olgunluğu başka bir şey olmuş... Sivok sürekli yerinde müdahalelerde bulundu. Rüştü ne yaparsa yapsın bu takımın birinci kalecisidir. Yılların Rüştü'sü... Fenerbahçe, deplasmandan zor da olsa iyi bi
r skorla döndü. Aynı skorla dönen başka bir takım da Steaua Bükreş. Değinmez tabi Kamil Bey bu maça. Maç yorumu yapmak takımı kazanınca aklına geldi... Bir gazlanmış gördüm kendisini...

Premier League 08-09
Nihayet Liverpool ve Newcastle United iyi başladı. İkisi de deplasmandan puan çıkarmayı başardı. Bu sene Liverpool takılmasın bir yerlerde de, şu liman işçilerinin şampiyonluğunu görsek artık bir... Newcastle'a da güven olmaz, Manchester'dan puan çıkarır, gider Sunderland'e yenilir. Tottenham gene hüsran gene hüsran...

Phelps
Afferin sekizinciyi aldın. Ama Spitz'in zamanında böyle süper mayolar yoktu.

Bolt
"Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim" demiş Atatürk. İyi de etmiş... Muhtemelen rekoru daha da aşağılara çekebilecekken yarıştığı adamlarla dalga geçeni sevmezdi. Elin Jamaikalısının da çok umrundaydı ya zati.

Nadal
3 yıldır 2 numarada Federer'i geçmek için gösterdiği azim takdire değer, ama bir Edberg, bir Sampras olsaydı görürdüm ben onu da Federer'i de...


Yelena Isinbayeva

İşte zerafet, işte sporcu, işte bir sporun tek lideri. Aynı konuda kırılan ilki 4.83, sonuncusu 5.05 olan 16. dünya rekoru. Ben sporcu diye buna derim.

Turkcell Süper Lig
51'si oynanmasına rağmen şampiyonluk sayıları toplamı 52 olan bir garip lig. Başlıyor. Bu sene altı takımı zirvede başarılı göreceğimize inanıyorum: Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray [Allah(C.C.)'ın emri], Trabzonspor, Sivasspor ve Kayserispor. Sanırım güzel bir lig olacak.

Kaş
Haftaya Kaş'ta olacağım. Kaş'la Göz arasında Internet Cafe yoksa yazamam yazımı, dönünce blok yaparım... Kalın sağlıcakla.

Usain Bolt ve 9.69

Adam yarışla muhatap bile olmadı yahu. Benim şahsi tahminim bu eleman ilerleyen zamanlarda 9.50'nin bile altına inebilir.

Harry Kewell

Dünkü maçla ilgili en yaratıcı başlık belki de budur. Kewell golünü attığında oyuna gireli 6 saniye bile olmamıştı. 7 dakika sonra Nonda'ya golü attırıp Kayseri'yi bitirmişti. Oyunda kaldığı 25 dakikada rakibi yıpratıp iyi bir performans ortaya koymuştu. Taraftarları memnun etmişti. Bu "sihirli" performanstan ayrı bir haber yapılabilirdi. Bu habere verilebilecek olası en iyi başlığı da Fotomaç bulmuştu: Harry Potter

"Salladık ama yıkamadık 5-0", "Hami'nin füzesi yetmedi 8-1", "bir anladık dalgınlık 6-0" gibi başlıklardan sonra iyi düşünülmüş, en azından ezber kokmayan bir başlık bence.

17 Ağustos 2008 Pazar

Süper Kupa

"İlk devre çok kötüydük, ikinci devre iyiydik", "ilk devre hoşaf gibi oynayan cimbom ikinci devre coştu, coşturdu", "ilk devre kumdan kalelere benzeyen Gassaray ikinci devre Afyon kalesine benziyordu", "ilk yarı Turşusipor olan takım ikince devre Turpsipor oldu birden", ilk devre mal gibi oynayan takım ikinci devre mal müdürü gibi oynadı" "ilk devre dökülen takım ikinci devre rakibini döktü", "ilk devre aslan kalas, ikinci devre rakip sürkalase" vs vs vs.

Dünkü Süper Kupa finali için yazılan söylenenlerin hepsi nerdeyse birebir aynı. Şairane birşeyler ekleme çabalarındanki yazarlar biraz kasıyor ama öz aynı. Evet bunu altı yaşındaki yeğenim de söylüyor. Neydi ama ortadaki sır.

Bazı gazetelerde üstünkörü yazılmış, teknik direktör Skibbe ve Hasan Şaş oyuncuları motive etmiş. Bence esas belirleyici hususu Servet maç sonu ropörtajında belirtti. "...İlk yarı kötüydük, devre arasında hocamız bizi uyardı, hatta açıkçası baya sert uyardı..." mealinde sözler söyleyen Servet bence durumu özetledi. Skibbe devre arasında sağlam çakmış.

Ortaokulda okul takımında kaleciyken hatırlarım da bizim golcümüz olan arkadaş gol attıktan sonra "afferim oğlum, aslanım benim, hadi aynen devam" nidaları yerine "afferin lan yauşak, şımarma dalaaanı zükerim senin" gibi bir direktif betimlemesinin kendini daha çok gazladığını daha terbiyeli söylersek motive ettiğini söylemişti. Keza bana da "kaplan gibi uçarsın koçum benim" yerine "senden geçen toplar sana girsin" gibi bir motivasyon taktiği uygulardı hocamız. Topu yumruklayamazsam rakibe gömerdim ben "aaa kazara oldu bak tüh" diyerekten.

Şehir tiyatrolarındaki bir oyunda da vardı. Adam diğerini çağırıyor. Üç-dört kez "beyefendi bakar mısınız" vb cümlelerle sesleniyor ama diğeri gelmiyor. En sonunda "lan hayvanın oğlu, gel buraya" deyince de "beni mi çağırdın abi" diye geliyor eleman.

Garip bir milletiz vesselam.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

İki haftanın Ardından

Efendim, geçen hafta gazetede işler yoğunlaşıp, Pazartesi akşamı da mesai yapmak zorunda kalınca, yazı yazmayı savsaklamak zorunda kaldım. Zaten geçen haftanın dört günü mesai yaptım. Sonra durdum, "bir bakayım ses etmeyeyim bakayım arayıp soran var mı" dedim, baktım arayan soran yok. Tee bugün yani yazımı aksattıktan bir hafta sonra arayıverdi, Kamil Efendi. İnsan yazarına böyle mi sahip çıkar?? "dur bakayım nesi eksik yazarımın, zaten blogdaki tek dişe dokunur yazıları yazan da o?" demez mi insan?? Neyse, zaten ligler bir türlü başlayamadığı için konu boşluğu çekiyordum, diğer spor dallarında da olimpiyat öncesi sessizlik, pek bir şey kaybetmedik yani...

Beşiktaş'ın 2008-09 formaları

Güzel olmuşlar öncelikle. Bir çizgileri var. Geçen sezonki gibi biri Lyon'dan, biri İngiltere Milli Takımı'ndan apartma, biri Beşiktaş'a özgü, biri de klasik düz çubuklu değil. Hepsinin ortak yönleri, ortak çizgileri var. Siyah-gri olan çok özgün, çubuklu olan ise Beşiktaş'ın Chelsea'yi yenerken giydiklerinden bu yana en güzel çubuklu. Düz beyaz olanın gri çizgileri süper. Ammaaaa Celtic stiline itirazım var. Birincisi, çubuklu formayla aynı maçlarda giyilebilirler, ve çubuklu formanın daha az görülmesine sebep oluyor, ikincisi eğer enine çizgili yapacaksan, o sezon çubuklu formadan vazgeçeceksin, ve Beşiktaş taraftarları bundan hoşlanmaz "yağmurlu bir günde görmüştüm seni / üstünde Celtic gibi formalar vardı" diye bir tezahürat yok. Üçüncüsü, Celtic hiç diyor mu bu sene de Beşiktaş stili forma yapalım diye.

Ek olarak Beşiktaş taraftarı kırmızı formayı özledi. Bir de Fener maçlarındaki seferberlik ilanı simgesi nostalji formasının varyantları yapılamaz mı?? Yani geçmişte bir tek o formadan giyiyordu koskoca takım?? Birinci sezondan başlayıp her senenin formasını yeniden yorumlasanız, birkaç maçta da giyseniz olmaz mı?? River Plate tarzı bir forması vardı eski resimlerde??

Olimpiyatlar
Açılış töreninde ihtişamı abartmış Çinliler, icad ettikleri şeyleri anlatmışlar, kağıt, pusula, Çin Seddi filan. Bazı şeyleri unutmuşlar ama, Sağlık örgütünün sınırlarının 3 katı hava kirliliği, çimenlerin yeşile boyanması, en fazla üçüncü kullanımında dağılan, ucuz, ucuz olduğu için de tüm dünya piyasasını dağıtan, ekonomiyi patlatan sanayi ürünleri... Ne dersiniz daha hoş olmaz mı??

Roger Federer
Geçmiş yazılarımdan birinde değinmiştim, Federer'i Federer yapan, bir Sampras'ın, bir Edberg'in yokluğudur diye. Arkadaş, Olimpiyat Köyü'nde diğer sporcuların ilgisinden çok sıkılmış, o yüzden ayrılmak zorunda kalmış.
http://www.ntvspor.net/pages/26370.asp

Ailecek çok üzüldük dramına valla. Haftaya Nadal'a bırak da 1 numarayı bilmemkaç yıl aradan sonra, egon da birazcık rahatlayıversin, biz de rahatlayalım...

Michael Phelps
8 Olimpiyat madalyasını hedeflemiş paşa. Mark Spitz'in rekorunu kıracakmış. Haber yayına hazırlandığı sırada (arka planda binlerce insan çalışıyor bizim blogda) 2 dalda rekor kırarak Şampiyon olmuştu. 200m serbestte biraz zor diyorum. Hoogenband var, Park var, zor yani. Bir de hedeflediysen bile söyleme kardeşim, 8'inciyi kazan, "aaa sekiz mi olmuş hiç fark etmedim" filan de be adam. Ağır ol da molla desinler...

Pisiklet
Geçmişte bisiklet sporunun sorunlarından bahsetmiştim. Önceden severdim izlemeyi. Sonra Landis'in süper performans gösterdikten sonra dopingli çıkmasıyla sarsılıp, bir hak daha verdim Tur dö Frans'a, ama Vinokourov denilen efsane adam da dopingli çıkınca bu iş benim için bitti. Alın size bir haber:

http://www.ntvspor.net/pages/26483.asp
Aaaa, çok şaşırdım, nasıl olur, bisiklet sporunda hiç böyle şeyler olmazdı halbuki...

Kura
Galatasaray da Fenerbahçe'den sonra eski defteri açtı. Ama işi hala zor. Steaua baya zamandır güçlü, Romen takımlarıyla birlikte... Partizan ya da Kızılyıldız gibi bir Sırp takımı şimdiye kadar hiç Türk takımlarıyla eşleşmedi. Belli olmayabilir. Siroki Brijeg köy takımı.

http://en.wikipedia.org/wiki/Siroki_Brijeg
Tam bir köy takımı hem de. Bosna takımı diye sempati duymaya da gerek yok, Bosna'daki Hırvatlar'ın takımı çünkü.

E hoşçakalın bakalım...

Vapur keyfi

Bu arada kursa vapurla gidiyorum. Ne büyük bir keyifmiş bu vapur olayı böyle. Sabahları gittiğimde (saat 8 gibi) kapılar açılır açılmaz hemen deparla gidip çay-simit menümü alıyorum, hemen alıyorum ki vapur kalkana kadar da oturup, alabildiğim kadar hazzı alıp vapurda maksimum süreyi geçireyim. Denizi seyredip kahvaltımı ediyorum. Sonra büfeci çay servisi yaparken bir çay daha alıyorum. Of ulan, of ya.

Kadıköy'deki Makarnacı

Kaç zamandır kursa gidiyorum Kadıköy'de, bu yeri yeni farkettim. Makarnacı var bir tane boğaya giden yoldaki otobüs durağının arkasında. Makarna 3 lira, bir de meyve suyu alıyorsunuz 1 veya 3 liraya, mis vallahi. 200 cc.lik pet bardakta havuç 1, portakal 1,5, elma 1,5, üzüm 3 lira. Karıştırıp mix yapabiliyorsunuz. Kapının önünde de tabakla meyve satıyorlar. 2 ytl ye doldur doldurabildiğin kadar. Ha bir de mısır var; sağda solda 3 ila 6 lira arası satılan yerlerde "orta" boyutuyla satılan mısır burada 2 ytl.

Bu haftasonu makaroni ile birlikte bir havuç bir portakal aldım bir de boş bardak alıp kendi miksimi kendim yaptım. Kurs çıkışı da bir meyve tabağı 3 ytl.lik. (Ulan kendi kendimi nasıl gaza getirdim, nasıl canım çekti be:) Lezzeti bir yana; "ulan c vitaminin dibine vurdum bugün be" psikolojiiyle insanı manen rahatlatması bir yana. Resmi Hürriyet'ten aldım ama bu haftasonu kendim düzgün bir resmini çekip koyarım. Hepinize de tavsiye ederim arkadaşlar. Müdavimi olacaksınız.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Dark Knight

Binyıllardır değişmeyen imdb en iyi 250 film listesinin geldi başına oturdu. Hem de öyle hikayeden değil tam iki yüz on bin oyla. Kasttakilerden 1979 doğumlu Joker - Heath Ledger hayatta değil. Söylenti rolüne adapte olabilmek için kimyasal ilaçlarla uğraşmış. Ama bu ilaçlar bağımlılık filan yapmış ve bu yüzden ölmüş. Filmde gerçekten de her daim okaliptüs yiyen koala gibi geziniyor herif.

Bu filmi izleyin, hatta sinemada hem de iki kez izleyin. Jokeri mutlaka sinema ortamında seyredin.

Ormanlar iyiki yanıyor!!!

Ormanların yanmasının birde iyi yönü varmış Orman Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Kurtulmuşlu'ya göre: "Yangının tek iyi tarafı keneleri yok etmesi oldu"

Yav zaten zamanında terbiyesizler dikmişler buraya kafalarına göre saçmasapan ağaçlar, böyle daha iyi oldu şimdi biz gerektiği gibi adam gibi ağaç dikeriz. O ne öyle canım hep çam, hep meşe. Artık yok öyle. Sen kimsin ulan öyle ülkenin ağaç politikasını belirliyorsun? Bundan sonra dikelim ağokado ağaçlarımızı. Dikelim mangolarımızı. Adamın asabını bozmayın terbiyesizler!!!

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Zerk-i Ziyan

Hadi boşa zerket derken, yine boşa zerkettim kendimi terk ettim,
Ele kalan eller gibi donakaldım, kargaya inanan tilkiye bak sen,
Bekleme boş yere hak yemem, hep içimdeki zaten mahkeme,
Boş yere aktı düşünce kaç kere, sahte kar değil bu yağan, biz harbi kar
Halbuki bu kez çok ziyan var mı? yok! ama hep figan edenin karnı tok!
Çeşiti bol kırılıyor her bir kol, var mı ki boşa gitmeyen hiç bir yol..
Her bir yeri kaplayan derin bulut, aklım uç diyor bana, gönül unut,
Ziyan oluyor yazık oluyor dumana bak, dumana kat kendini ve ayağa kalk!

(Fairuz Derinbulut feat Ceza)

Haftanın Panoraması 010808


Gağlip takım:
Tunç - 6
Saruhan - 6
Attakante - 7
Nesil - 8
Yasin - 8
Tosun - 7
Volkan - 10

Mağlup takım
Supi - 2
Salih - 0
Barış - 3
Kıranta - 7
Ufuk - 6
Gökhan - 7
İsmini unuttum - 6

Summary:
Maçta ilk golünü 5-0 mağlupken bulan galip takım 7-4 biten normal süreye aldırmadan disiplinli çalışmalarına devam ederek maçın 12-10 aldı.

Anektodlar:
Ayazağa spor kompleksinde mükemmel hava şartlarında ve mükemmel bir zeminde (dümdüz) oynanan maçta ilk dakikalara mağlup takım adeta damgasını vurdu. Fişek gibi başlayıp zımba gibi beş golü rakibe şandellediler.

Daha sonra ilk golünü Attakante'nin kendisinin bile içine sinmeyecek denli kötü bir vuruşuyla bulan gağlip takım skoru bir anda 5-0'dan 5-1'e getirdi. Yani gerçekten skor 5-0'dı ve bir anda 5-1 oldu. Gağlip takım sorunu çözmüştü. Hayvanlar gibi abandığınızda, kendinizce teknik vuruşlar yaptığınızda bunların hepsini çıkaran kaleciler vardır. (Örnek Liverpool fatihi Eyüp Emre Uçaray) Bu adamlar envai çeşit topu kurtarır. Ama gayet iğrenç şutları da içeri alırlar. Gağlip takım da tekniğin önemli olmadığını anlayıp bitirici vuruşlarda biraz daha sakin davranmaya başlayınca maç daha izlenesi hale gelmişti.

Gelgelelim arada Atakante'ye "artık ne ser ne yar kaldı gözümde, ah ketlin ni holıyın, evlendim yine kurtulamadım senden şerefsiz karı" şeklinde başlayan bir tirad attıracak kadar fark vardı.

5-2'den sonra karşılıklı gollerle giden maçta normal süre 7-3 mü 7-4 mü ne bitti. Halısahacı abi sigarasından sıçrayan ateşle yanmaya başlamış olan eline aldırmadan bizden sonraki saatin boş olduğunu bildirince sahadakilerin birbirlerine baktığı gözlerden kaçmadı. O sırada geride olan gağlip takımla o sırada gağlip olan mağlup takımdan oybirliği ile oynama kararı çıktı. Mağlup takım tarihi bir hata yaptığını bilemezdi tabi. 60 dakikada 3 gol atan takım 30 dakikada 9 gol buldu ama.

Skor 5-0 iken hala Tosun'a "çıkma abi çıkma" diyen Tunç, Tosun'un tam bir DMC-AMC olduğunu unutmuştu. Rakibin üstüne 5'e sıfır giderken bile topu illa Saruhan'a aktaracağım diyen Tunç; Yasin'in sağ ilerideki 40 metrekarelik alanda rakip 3 adamı toplam 32 kere çalımlamasından sonra maçın üçe üç oynanmadığını farketti ve Tosun'u azad etti. Tosun da 7-10 giden maçta takımının sekiz ve onuncu gollerini atarak beraberliği getirdi.

Akabinde gelen gollerle iki farkla öne geçen gağlip takım mağrur ve gururluydu. Mağlup takım ise mağlup ve şuursuzdu. İki farkla yenik duruma düşmüşken santra yapacakları sırada tam Supi ağzını açıp arkadaşlarını eleştirecekti ki "abi niye..." derken zil Supi'yi susturdu.

Maçta ikide bir Tosun'la inatlaşan, en sonunda 80. dakikada"avut atışı kullansana lan" diye Tosun'a çıkışıp sonra da tipik züppe, "ben senin okuduğundan fazla felsefe kitabı okudum ve bu yüzden senin ciğerini biliyorum" bakışlarıyla küçümseyen Salih'in ne yapmak istediğini kimse anlamadı. Zaten kariyeri talihsizliklerle dolu olan Salih, FİVSA ve DÖTE halısaha dönemleri boyunca yüonun gelmiş, geçmiş, gelecek en iyi futbolcusu olan Tosun'a sataşınca kariyerine bir olumsuz anektot daha ekledi. Kendisini her alanda olduğu gibi fibolde de tek ulu bilge kişi zanneden snop Salih, her züppeliğinde ya madara oluyor, ya bacakarası gol yiyor, ya takımı destansı bir mağlubiyet oluyor, ya sahanın kenarında motosikletli çocuğa araba çarpıyor, ya Gürcistan'da savaş çıkıyor... yani birşey oluyor mutlaka. Kendisine biraz idrak diliyoruz Allahtan ve yuh diyoruz.

Bu maçı izleyip de Yasin'e ayrı bir paragraf açmamak olmaz sanırım. Maçın ilk 60 dakikasında "Yasin bitmiş abicim, adam çok ağırlaşmış, göbeğe bak dana gibi olmuş, welkam tu Şen Kasap" dedirten Yasin; son 30 dakikada neler yaptığını anlatmaya bu sütünlar yetmez sayın seyirciler. Zaten o kadar meraklıysanız gelip izleseydiniz, artislik yapmayın. Ama Yasin'in mükemmel oynadığı, göbeğinin yerinde ağır olduğunu, Yasin'in gönekli olmasının iyi olduğu ve göbeği de eritirse maçların çok dengesiz geçeceği konusunda görüş birliğine vardık bu maçta.

Tam 11 yıllık yüo-yüomez halısaha kariyerimde toplasan 200 maça çıkmışımdır heralde. Bir sürü olay gördüm. Kendimin 11 gol attığım maç da oldu, hakemlerle ofsaytlı oynadığımız maç da oldu, Sülenin iki ayağına kramp giren maç da oldu, feci tartışmalar da oldu, Saru Çapoğlu'nun burnunu kırdı, kan aktı, Erdal'ın sakatlanmadan, Tunç'un ölmeden bitirdiği maçlar da oldu, Salih'in generallik değil de askerlik yaptığı maçlar da oldu, Aydın'ın dövam demediği maçlar da oldu, Attakante'nin "masturbasyon yapmayın kardeşim" dediği maçlar da. Ama Volkan'ın kızdığı maç hiç olmadı ve benim dimağımın aldığı kadara göre de; beynimin yettiği yere kadar da olamazdı. Çünkü tanıdığımdan itibaren Volkan maçlarda kızacak bir adam değildi. Takımının oynadığı oyunu eleştiren Volkan kaleye geçti, defansta son adamken kendisinin söylendiğini duyup dönünce yüzüne baktım ki, adam harbiden kızmış:) 5-0 mağlup takım ordan maçı çevirip Volkan'ın gözüne tekrar girebilmiştir umarım, çünkü Volkan bile kızdıysa orda mutlaka en az bir sorun var demektir.

Aciz mağlup takımdan kimi anlatsak boş sayın seyirciler. "Ben maçı sallamadım" diyen sokak Ufuk'u mu anlatalım burada. Yoksa bir ara hönküre hönküre yere oturan beş ciğerli adam Supi'yi mi. Yoksa gaza gelip çektiği şutları Pendik istikametine gönderen Barış'ı mı? Bir sürü fizik ve mental açıdan bitmiş olan adamın arasında cansiperane çalışan Kıranta'yla sokak Gökhan'ı mı. Yoksa ismini hatırlatacak kadar bile oynayamayan yedinci adamı mı. (Ulan burda bile eleştirilecek ben iken lafı döndürüp yedinci adama gönderdim, süper. Hıncal Uluç'a az kaldı.)

Kısa Kısa:
Haftanın fitbolcüsü : Volkan
Haftanın hayal kırıklığı : Salih
Haftanın golü : Tosun'un Salih'e attığı ve gağlip takımın 5-0 mağlubiyetten 10-10 beraberliği yakalamasını sağlayan tabuları yıkan kafa golü.
Haftanın yokluğu hissedileni : Kaleciler
Haftanın yokluğu hissedillmeyeni : Baran
Haftanın varlığı hissedileni : Yasin (Önce yanlış yerde oynatıldığında oynadığı berbat oyunla, sonra da doğru yerine geçtiğinde oynadığı dehşetengiz fitbolle)
Haftanın varlığı hissedillmeyeni : Mağlup takımın yedinci adamı
Haftanın öleni : Tabi ki yine Tunç, hem de iki kez
Haftanın süleni : Barış
Haftanın tartışmacıları : Salih - Tosun (Salih haksızdı ve gereken cezayı da Tosun'dan 10-10 beraberliği getiren golü hem de kafayla yiyerek aldı.)
Haftanın huysuzu : Salih
Ceza tahtası : Salih, Supi

5 Ağustos 2008 Salı

Üniversiteli sığır

Geçen Yıldız Teknik Üniversitesi'nde günübirlik takılırken yemek için saat 14:30 sıralarında Tonoz'a gitmiştim. Önce para ödeyip sonra yemeği aldığınız tipik bir büfe burası. Benden önce sırada duran iki adet (tam manasıyla) sığır kantindeki kızla küçümseyerek konuşuyorlardı. Kantinci kızı küçümseme mevzuları da şu: Sandiviçler dışında lavuklardan biri iki tane ice tea; diğeri de bir tane kola almış. Kola alan diyo ki "ben bunun yerine ice tea istiyorum"; iki tane ice tea alan da diyo ki "ben bunlardan birini kola yapmak istiyorum". Yani bu lavuk öbeği sonuçta yine iki tane ice tea bir kola alıp ziktir olup gidecekler. Esas kıl olduğumsa bu kadar basit bir şeyi anlayamadığını düşündükleri kıza burun kıvırmalarıydı, öyle ya onlar koskoca üniversite öğrencileriydi o kız kim olabilirdi ki. Ulan yauşak o kızcağız sabahtan beridir orda millete yemek veriyor, şaşırması doğal. Kaldı ki senin sonuçta aldığın içecekler aynı iki çay bir kola. Kızcağızı küçümsüyor ama kendisi sonuçta aynı içicekleri aldığını akıl edemeyecek denli öküz.

Ben iki bölüm okudum Yıldız'da, mezun olalı da kaç sene oldu ve benim bildiğim kadarıyla o kız en az on yıldır orada. Ben koskoca bir üniversiteliyim triplerinde, ikinci kez dolaba gönderdikleri kızın dönmesini beklerlerken, birbirlerine bakıyorlar ve "anlamadı salak ya" diyor birisi. Okulu yeni kazandığında dötü tavana vuran tiplerden bu dallamalar. Ama o kantinci kızın yıllardır o okulda olduğundan, artık okulun adeta demirbaşı olduğundan, onlar gibi binlerce kişiyi doyurduğundan ama o "koskoca üniversiteli" binlerden sadece bir-ikisinin kızcağıza "kolay gelsin - teşekkürler" deme nezaketini gösterdiğinden habersizdi iki kişilik sığır sürüsü. Ben de bunları anlatmadım zaten onlara, kantinci kız sandiviçleri almaya giderken sadece "arkadaşım kıza niye trip atıyorsunuz , başta söylediğiniz içecekleri almadınız mı" dedim. Birşey demediler, diyebilirler miydi, bilemem lavukları iyi analiz edemiyorum. Ama eğer ters cevap verselerdi o ays ti kutularını hap niyetine yutturur, fitil niyetine tuttururdum; öyle kızdım bu sığırzanlara.

2 Ağustos 2008 Cumartesi

İnsanlığın öldüğü gün

Eski bir haberden alıntı yaparak yukarıdaki başlığı attım. Ama çok da eski değil. Birkaç gün önce Posta gazetesini elime aldığımda bir haber gördüm. Pakistan ve Burma'dan gelip Türkiye üzerinden transit geçiş yaparak Avrupa ülkelerine gitmeye çalıştıkları düşünülen 140 civarı kişiden bir kısmı bulundu Küçükçekmece'de. 13'ü ölüydü, 4'ü oksijensizlikten şuuru kapanmıştı, 63'ü de sağa sola dağılıp ekmek ve su aramaya gitmişti.

Olayın nedeni de bu kaçakları İran'dan alıp Avrupa ülkelerine götüren vicdansızın içerdeki onca adama bir su vermemesi, bir nefes almalarına imkan tanımaması, iki dakika durup "ulan bu adamlara noluyor" dememesi, Allahın göçmenlerine soluyacak havayı çok görmesi. Gramaj hesabıyla bile vicdan yokmuş şoförde. On liraya iki damacana su alamaz mı insan, iki dakika durup adamlara iki nefes aldıramaz mı? İçerdeki adamın halini düşünün, insan kaç kere kaçak olarak yurtdışına çıkar ki, "raconu bu herhalde" deyip dayanmaya çalışmış olsa gerek. Gazetenin başlığı çok doğru: İnsanlık bugün öldü.

1 Ağustos 2008 Cuma

Maç Volüm 2

Evet sevgili osmankedi blogu sakinleri... Geçen haftaki 14 kişi pelte olduğumuz maçtan 167 saat sonra yine aynı sahada bu sefer 12 kişi olacağız. 14 kişi hönküre hönküre adam başı 50 ila 200 gram akciğer çıkarmışken bu akşam 12 kişi bakalım ne halt edeceğiz. Kalecilerimiz yok bu hafta adam başı 5-10 dakka kalede durup dinlenilebir belki, ya da bu akşam için mantıklısı "yorulan kaleye geçsin" mantığı. Gerçi bu gibi durumlarda Attakante yorulsada kaleye geçmez pis herif. Zorla geçince de tutamayacağı toplara bile uçar kalede de zevkini çıkarır hoşaf.

Bordo mavi

Trabzon hazırlık maçını 5-2 kazanmış ama benim kafama takılan formaları oldu. Bu yılki forma dizaynları fena değil ama yukarıdaki gibi karman çorman giymezler inşallah devamlı.