23 Şubat 2009 Pazartesi

Bakana bak.

Kendilerine aynı muamele yapılsa posta koymayı biliyorlar. Hakkını arayan çiftçinin kolunu kırmaya çalışan korumalar eşliğinde "ananı da al git" diyen başbakandan bunları öğrenmiş demek ki bakanımız. Cevabını da almış ama, bakana bilmediği adabı görgüyü bir balıkçı hatırlatmış.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, AKP’nin Beşiktaş Çarşı’daki seçim irtibat bürosunun açılışına katıldı. Bağış, açılışın ardından AKP’nin Beşiktaş Belediyesi Başkan adayı Sibel Çarmıklı’yla beraber esnafı ziyaret etti. Beşiktaş Çarşı esnafınının sorunlarını dinleyen Bağış, adayları Çarmıklı için oy istedi.

Beşiktaş Balık Çarşısı’ndaki balıkçılarla da sohbet eden Bağış, bir balıkçıdan destek isteyerek, “Beşiktaş ve Şişli’de iki şovmen var. Desteklerinizle Beşiktaş ve Şişli’yi şovmenlerin elinden alacağız” dedi. Bağış, daha sonra bir balıkçı tezgâhına yaklaşarak balıkçıya, “Seni AKP’li yapalım” dedi. Bağış’ın davetine kesin bir cevap vermeyen balıkçı, ekonomik krizden yakındı ve işlerin iyi olmadığını söyledi. Bağış ise, “Hep birlikte bu süreci atlatacağız. Hatırlarsınız, vaktinde adamın biri bir anayasa kitapçığı fırlatmıştı” dedi. Bunun üzerine balıkçı, “O adamın biri değil, Cumhurbaşkanı’ydı” diye yanıt verdi.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Hezeyan

Galatasaray'ın bize haksızlık edildi mealindeki bildirisine, hezeyandasınız diye 3 saat içinde cevap verdi federasyon. Kimseye böyle tepki vermemişti. Artı bir de 100 bin tl. Stadında adam ölen dakikalarca küfür edilen takımlara bu cezaları vermemişti. Hıncal abinin ropörtajında söyledikleri doğru. Galatasaray'ı doğramaya çalışıyorlar. Ama attıkları b.kun içinde boğulacaklar.

----- Fotomaç'tan alıntı -----

Beşiktaş-Trabzon maçıyla başlayalım isterseniz. Haftanın sonucu merakla beklenilen karşılaşması 1-1 sona erdi.

Hayır, federasyonla başlayalım. Çünkü derbilerin, maçların bir önemi kalmadı benim için. Türkiye Futbol Federasyonu taraf olduğunu geçen hafta ilan etti.

Resmen ve alenen Galatasaray'a cephe alıp, 'yok etmeye' karar verdi. Federasyonun bir numaralı adamı Mahmut Özgener, benim 40 yıllık arkadaşım; iki numaralı adamı Lütfi Arıboğan da benim 40 yıllık arkadaşım; ikisi de çok sevdiğim, çok inandığım insanlar. Ama artık onlara da inanmıyorum. Onlar da benim için artık Sayın Özgener, Sayın Arıboğan değil, Aziz Özgener ve Aziz Arıboğan oldu. Bu federasyonun yaptıklarını Galatasaray'a Aziz Yıldırım yapmaz. Ben böyle ayıp görmedim. Evvela o yüz karası, utanç verici bildiriyi yayınladılar; Galatasaray'a cevap olarak. "Kim yazdı ve altına kim Futbol Federasyonu imzası attı" sorusunu sordum geçen pazartesi günü 90 Dakika'da, bir kişi telefon edip 'şu yazdı, şu yaptı' diyemedi bana. Öyle utanıyorlar. Sonradan ben öğreniyorum ki federasyonun üyeleri falan da değil. Görevli olup olmadığı belli olmayan Aziz Yıldırım'la ilişkisi nedir onu da bilmediğim bir gazeteci, o bildiriyi yazıyor ve Türkiye Futbol Federasyonu imzasıyla anında jet gibi uygulamaya koyuyor. O bildiride Galatasaray kulübü için "Hezeyan" kelimesi kullanılıyor. Türkiye Futbol Federasyonu'nun Galatasaray'a hakaret etme hakkı yok. Galatasaray'ın bildirisinde sana karşı bir şey varsa disiplin kuruluna verirsin. Kişisel, kurumsal bir hakaret varsa mahkemeye verirsin. Ama sen Türkiye'nin en köklü kulübüne hakaret etme hakkına sahip değilsin federasyon olarak.

"Hezeyan" diyor utanmadan. Maçın gözlemcisi, 90 dakika sonunda hakem odasına girmiş Selçuk Dereli'yi paylamış. Lincoln'e ikinci sarıdan gösterdiği kırmızı kart yüzünden. Gözlemcinin bunu yaptığını bütün Türkiye televizyondan öğreniyor. O gözlemcinin raporu federasyona ulaşmadan federasyon bildiri yayınlıyor; "Selçuk Dereli dün geceki gibi başarılı maçlar yönetmeye devam edecektir" diye. Böyle bir ayıp, böyle bir utanç olur mu? Sen bir futbol adamısın federasyon, yargı organı değilsin. Üstelik elinde daha gözlemci, temsilci raporları yokken "Selçuk Dereli başarılı yönetmiştir" diye önceden karar açıklama hakkın var mı? Sen karşı hakarette bulunuyorsun "Hezeyan" diye. Sen kararını önceden açıklıyorsun ondan sonra da utanmadan, sıkılmadan, çekinmeden Galatasaray'a 100 bin lira ceza veriyorsun. 100 bin lira, bugüne kadar federasyonun verdiği en ağır para cezası. Sonra da benim buna inanmamı bekliyorsunuz. Sen hakarete hakaretle mukabele ettin zaten o zaman daha ne ceza veriyorsun!.. Galatasaray da Futbol Federasyonu'nu disiplin kuruluna ve mahkemeye sevk etsin. Karşı hakaret için. Galatasaray bu federasyonla uğraşmanın peşini bırakmamalı... Söyledikleri gibi FIFA mı, UEFA mı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mi kime gidebilirlerse gitmeliler. Bu federasyon Türk futbolunu yönetmeye layık değil. Bu federasyon, Galatasaray düşmanlığı tescil edilmiş bir federasyondur. Galatasaray'ın bildirisindeki "Galatasaray Türkiye'dir" lafını iyi anlasın Mahmut ve Lütfi kardeşlerim. İyi anlasın. Bu laf kadar doğru edilmiş bir laf yok. Gidelim mi Arjantin'in Patagonya yaylasına, 'Galatasaray' diyelim bakalım ne diyecekler? Ya da 'Türkiye' diyelim bakalım ne diyecekler? Dünyanın öbür ucundaki Singapur Adası'na gidelim mi? 'Galatasaray' diyelim ne diyecekler, 'Türkiye' diyelim ne diyecekler? Copa Cabana Plajı'nda soralım mı? Kenya'nın safarisinde eli mızraklı aslan peşinde koşan zencilere soralım mı? 'Galatasaray' deyince akıllarına ne geliyor ya da 'Türkiye' deyince akıllarına ne geliyor!.. Galatasaray öyle Türkiye olmuş sizin haberiniz yok. Türkiye Futbol Federasyonu benim için artık inanılır olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra Hıncal Uluç'un bir tek hedefi var spor yazarı olarak. 'Bu federasyondan bu ülkeyi kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmak.'

Çok sevgili arkadaşlarım Mahmut ve Lütfi beni affetsinler. Kardeşliğimiz, dostluğumuz baki ama artık o koltukta oturmayı hak etmiyorlar. Bana telefon açıp cevap vermeye cesaret edemediler. 'Hıncal ağabey o bildiriyi şöyle yaptık, şu yazdı. Kimsenin haberi yoktu. Cart diye internete kondu' diyemediler. 'Altında bizim imzamız vardı' diyemediler. 'Altında şu şu üyelerin imzası var' diyemedi hiçbirisi. Federasyon üyelerinden bir tanesi beni arayıp 'Ben bildirinin altına imza attım' demedi. Benim davetim Türkiye'nin en çok izlenen spor programında yapıldı. NTV'nin 90 Dakikası... Ama bu onların ilk saldırısı değil. Benim aleyhime bildirinin nasıl yazıldığını ben sonra öğrendim. Fatih Terim, dikte ettiriyor federasyondaki adamına ve tehditle "Hemen koymazsanız internet sitesine, istifa eder çeker giderim" diyor. Bu ikincisi. Bu defa kim tehdit etti Aziz Özgener, Aziz Arıboğan'ı!.. Şimdi hangi maçı istersen konuşalım. Kaç paralık kıymetiharbiyesi kalmışsa maçların!..

30 Ocak 2009 Cuma

Kompleks - Cornfleks

Aşağıdaki haber Fenerbahçe resmi sitesinden. Takımın yöneticisi, taraftarı, futbolcusu ne kadar fanatik olursa olsun resmi organların bir adabı olması lazım. Bir restoran açılışına katılanlar yazılıyor, bir paragraf yazıdan sonra ve diğer spor kulüplerinin takımlarından bazı oyuncular yer aldı ibaresi yer alıyor. Kompleks her yerde, sadece stadıyla ve Galatasaray'ı daha fazla yenmesiyle övünebilen kulübün içindeki ezikler buraya da el atmış. Tüm Fenerbahçelileri kastetmiyorum tabi kastedemem zaten. Ama tarihte bir kez oynadıkları çeyrek finalle kendi kendilerine payeler veren, aşağıdaki haberleri yapan ezikler Fenerbahçe kulübünden nefret edilmesini sağlıyor. Bir cimbomlu arkadaşımın dediği gibi: "Fenerbahçe'nin başına Sadettin Saran gelse süper olur, ama gelmesin abi boşver Aziz Yıldırım iyi, hep kalsın. Sayesinde Fenerbahçe'yi kimse sevmiyor. Aynen deavam etsin ya da onun gibi biri gelsin."

27 Ocak 2009 Salı

Bi dur yahu


Esprileri zaten her zaman ilkokul düzeyindeydi, bu karikatürde olduğu gibi. Atv ana haberin bitiminde çıkan o karikatür san'atının doruk noktası, muhteşem (!) Bizimcity çizgi diziciği bittiğinde Ali Kırca'daki zoraki gülümsemeyi hala hatırlarım. Allah'ın yalakası ya, başka denecek hiçbir şey yok. Yarın öbür gün gazeteyi bir başkası olsa ona göre yazacak çizecek. Karaktersiz.


13 Ocak 2009 Salı

Özet

- Babam dediki siz Araplar terörist hayvanlarsınız.
- Benim babam bana birşey demedi, sizinkiler tarafından öldürüldü.

10 Ocak 2009 Cumartesi

Yusuf Şimşek


Transfer herkese hayırlı olsun ama insanların kafasına takılan birkaç milyar adet soru var, işte birkaç örnek:

1 - Yaşlı diye paketlenen Sergen'den birkaç yıl sonra 34 lük Yusuf Şimşek neden alınır?
2 - Fenerbahçe teknik direktörüyken Yusuf'u sağ bek oynatan Mustafa Denizli, Yusuf'u ne yapacaktır, nerede kullanacaktır?
3 - Ümit milli takımda gayet leziz oynayan Aydın neden verilir?
4 - Eski Beşiktaş yeni Bursaspor hocası Ertuğrul Sağlam'ın Aydın'ı ısrarla istemesine bir Allah'ın kulu uyanmaz mı Beşiktaş camiasında?
5 - Kendisinin sevmeyeni de çok ama; bir transfer olayında "Ben birini transfer etmek almak için genç oyuncularımı kimseye vermem kardeşim" diyen Fatih Terim'den hiç mi örnek alınmaz?
6 - Beşiktaş taraftarı bu kadar saçmalıktan sonra nasıl hayatta kalmaktadır, bu adamlar nasıl beslenmektedir?

Maç geldi

Evet saygıdeğer blog müdavimleri, bu akşam maçımız var nihayet Muradiye tesislerindeki büyük, devyarasa sahada. Sipor şehidi vereceğiz gibime geliyor ama umarım korktuğum gibi olmaz. Gidip de dönmemek yok ama gidip de sakat dönmek var allah korusun. Maç içinde gaza geldiğimiz anlar olacak olsa da yine de rölantisi yüksek bir maç olmak zorunda. İnşallah abone olursak devamını getireceğiz. (Not: Resimdeki saha bizimki değil, nun bugün resmini çekip koyarım maç raporuna.)

4 Ocak 2009 Pazar

İlginç benzerlik

Bu kadar olur dedirtecek cinsten: Solaryum yanıklı Gökmen abi (Özdenak) ve Zeus:)

Maç geliyor

Binyılların hamlığı üzerimde şu anda, maç etmeye etmeye tiksinç bir hale geldim. Tiksinçlik kısmını bilemem ama okuldan arkadaşlarımın hamlık konusunda aynı durumda olduğunu sanıyorum. Bu cumartesi de saat 21:30'da Muradiye büyük saha da maçımız var. Maçta şehit verir miyiz bilemiyorum, ama atın ölümü arpadan olsun diye ölümüne oynayacağımız kesin. İşte bu maça çıkacak olan 16 adet cengaver:

1. Sülen
2. Mami
3. Volkan
4. Ejder
5. Supi
6. Baran
7. Fırat
8. Erdem Baş
9. Ilker Elibol
10. Salih Coşkun
11. Yasin Gündüz
12. Ertal
13. Semih
14. Tosun
15. Saruhan
16. Tunç

Pompaya devam

Skibbe "Transfer istemiyorum", yönetim de "Transfer yapmayacağız" demişken; spor gazeteleri tiraj ve diğer gazeteler de spor sayfalarının okunması için Mehmet Yıldız'ın Galatasaray'a transferini uzun uzun pompalamışlardı. Şimdi de yeni bombalar var, CSKA Lincoln için 14 milyon euro teklif etmiş. Komple şarkısını "Pompa" diye devşirip söylüyor heralde bu arkadaşlar. Bu haberleri pompalaıp duruyorlar. Adnan Polat "hemen" geri çevirmiş bu teklifi, Lincoln de sıcak bakmamışmış. "Servet olmadı, Gerets Ümit karan'ı Marsilya'ya istiyor", "Gizli Tabata harekatı", "Aslan Makulula için West Bromwich'le kapışıyor" pompalarını ise saymıyorum bile.

3 Ocak 2009 Cumartesi

Gazze

2009'un ilk gönderisi. Gönül isterdi ki yine geyik muhabbeti dönsün. Ama öyle değil, öylesi değil. Evinde internet başında sevgilim Ester'i ağlatan Gazze'yi yazmak lazım. Her toplu ölümden sonra söylenen bir geyik cümle var. Sözün bittiği yerdeyiz, derler. Gazze'ye kara hareketi başladı ve kimsenin kaçacak yeri yok. Ben mal gibi bilgisayarın başındayım evimde, az önce çayımı içtim, forvartlana forvartlana gelmiş maillerdeki karikatürlere baktım. Kendimden, yanımdaki çay fincanından, evimi ısıtan kalorifer peteğinden, ayağımdaki terlikten, kapının önünde duran arabamızdan, şu yazıyı klavyesinden yazdığım leptoptan tiksiniyorum. Rahatımdan tiksiniyorum. Bugün aynaya baktığında yanağında gördüğü deri dökülmesini kendine dert eden lavuk benden tiksiniyorum. Ölüyor lan millet diyorum kendime. Parçalanmış çocuk cesetleri, enkazlardan çıkan bebeler; sen hala suratındaki sivilcedesin suratına sıçayım diyorum.Az önce babama, anama iyi geceler dedim. Dünyanın bir yerinde ise insanlar ölümü bekliyorlar. Ben babama, anama iyi geceler demişken dünyanın bir yerinde insanlar ailelerinin gözü önünde ölüyor sırayla.
Sözün bittiği yerde miyiz? Ben böyle dünyanın içine edeyim dememiz gereken yerdeyiz. Kızmak, öfkelenmek, küfür etmek sakinleştirmiyor hiç beni. Bu siktiğimin dünyası nereye dönüyor ya.

İçimden gelen, zihnimden geçen; tüm benliğimle, her zerremle duadayım.

25 Aralık 2008 Perşembe

Steakhouse

Eve soğan girdiği andan itibaren kız kardeşim her şeye olay çıkarıyor. Mutfakla odası arasında net 1200 metre olmasına, ve hem mutfak hem de kendi odasının kapıları kapalı olmasına rağmen; kokudan şikayetçi olup evdeki soğan yiyebilen kişileri (kalan herkesi) tartaklar; anneme fırça atar, babamı zımparalar bana uçan tekmeyi gömer. Gelgelelim bu arkadaşın tabiri caizse taze yonca bulmuş keçiler gibi bu burgerden yediğini görünce tamamen şokella oldum. Çünkü kendisi sadece annemin yaptığı kıymalı börekte bulunan ufacık doğranmış, 1000 derecede 2 saat pişmiş, artık anası ağlamış olan soğanları yiyebiliyordu. (Peynirin üstündeki sarımtraklar soğan)

Sözün özü bu sandiviç gayet leziz, peynirle köfte birbirine geçiyor ve mükemmel oluyor, ama her fest fuud gibi çok tüketmemek lazım. Burda yazdık diye bol bol yiyip ayı gibi olmayın sonra. Burada bir Türk büyüğü olan Özkan Bal kardeşimin bir sözünü dile getirmek de lazım: Burger King in en ucuz sandiviçi bile McDonalds ın en güvendiği sandiviçinden çok daha iyi.

Mr. Maxtor

Yukarıdaki arkadaştan bugünden itibaren bir adet de bende var. 1 adet terabayt. İzlenimlerimi milyarlarca blog müdavimiyle ilk fırsatta paylaşacağım.

:)

14 Aralık 2008 Pazar

Fener ve Avrupa

Geçen fenerli bir arkadaşım yaptığım bir hesabın doğru çıkmasına şakayla karışık "Tesadüfe buldun" dedi. Konu futbola kayıyor tabi ve arkadaşım bana eliyle bi gıdım işareti yaparak "bir UEFA kupanız var" diyor. Beni kızdırmak için yapıyor tabi ama ben de hemen gaza geliyorum tabi. Avrupa'da iki kupa bi gıdımlık iş değil bunu o da biliyor. Bu muhabbete giren her fenerli gibi o da içten içe kıskanıyor.

Biz gerileme dönemine girdik bu doğru. Feci zayıf takımlara elendik yenildik doğru. 1989 da yarı final oynadıktan sonra Avrupa kupalarında her yıl başarılı sonuçlar alıp turlar geçmiş bir takım, dört sene ligindeki ekipleri tokat manyağı yapa yapa yenerek şampiyon olmuş bir takım kupayı alıyor. Tesadüf ona denmez. Bir sene çeyrek final oynuyorsun, ikinci sene iki puan. Esas tesadüf bu.

The Prestige

Mükemmel bir film. Divx ini kurstaki arkadaşlara getiren arkadaşım izlememizi söylemiş ve filmi baya övmüştü. Sonuna kadar hak verdim. Yaşlı bir sihirbazın yanında çalışan iki kalfa büyük bir sihirbaz olma hırsıyla didişiyorlar. Karşılıklı olarak yaptıkları numaralarının püf noktalarınıçakmaya çalışıyorlar filan. Sen de merak ede ede çatlıyorsun ama bitmiyor merak edilece mevzular. Son yarım saate yakın bölüm ise üst üste "oha, anaaa, yuh be, ohayo..." nidalarını söylemenize neden olacak olaylar gelişiyor. Bu bir wooööööööw dostum filmi, mutlaka izleyin.

Ve birkaç anektot, referans listemiz IMDB - Top 250 film listesinde 82. sırada. Arkadaşlardan "Scarlett Johanson oynuyo laaaan" diyenler çıkmıştı ama kendisi tuzluk rolünde, kenarda bi abla yani, David Bowie bilim adamı Tesla'yı oynuyor, Hugh Jackman Christian Bale var ama yan rollerde de Andy Serkis, Michael Caine var kadro sağlam yani.

Chinatown

An itibariyle IMDB'deki en yüksek oyu almış 250 film arasında 54. sırada. Zaten vardı divx'i, onbinlerce insan ortalama 8,5 vermiş on üzerinden, bu kadar iyi mi diye izledim. Bir boynuzlama işini araştırırken, mafya hesaplaşmasının arasında kalan, olayın içme suyu üzerine verilen bir savaş olduğunu anlamışken; aşk, cinayet, kaçış- kovalama ve çarpıcı bir son. Güzel, akıcı, gitgide hızlanan bir tempoya sahip bir film.

Öyle "woooöööööw dostum" ya da "mutlaka izleyin" diyecek kadar değil ama baya beğendim tabi ki. İzleyin.

İlginç bir anektod: Yönetmen Roman Polanski bir sahnede rol alıyor ve Jack Nicholson'un burnunu kesiyor.


El Clasico

El Clasico'yu babamla izlerken acıdım Raul'a. Hem "orda biz bunları yenemeyiz" diyen Schuster'e artislik yapıyosun, hem de maç boyu hiç bir iş yapamayınca da her pozisyonda hakemle uğraşıyorsun, faul yapıyorsun falan, filan ve de felan. İkiyüz elli yıllık futbol kariyerinde hiç ısınamamıştım kendisine bir iticiliği vardı hep bunun. Daha da tiskindim heriften.

Lost'taki Michael

Gelmiş geçmiş en mal sinema-tiyatro-dizi-televizyon karakterlerinden biri. Öyle itici ki anlatılmaz:
"dey tuk may şan, go end teyk may şan..."Peltek bir de. Hem okyanusa salla açılıp oğlunu kaybediyor denyo, sonra da kefal gibi plan filan yapıyor. Her yerde birşeyler yapma çabasında ama her yerde beceriksiz. İlk sezonda mı ne karısıyla kulübede telefonla konuşuyor, sonra sana gününü göstereceğim gibi artislikler yapıp hırslanıyor bir saniye sonra da araba çarpıyor. Mal da değil mal müdürü:)

Henry ile Krkiç

Valencia maçında oyuna sonradan giren Barcelona oyuncusu Krkiç topla birlikte auta çıkmaya doğru gitmesine rağmen topu inatla ayağında tuttu ve son anda topu ayağından çıkararak verdiği pasla Henry abisine golü attırarak hat-trick yapmasını sağladı. Sonra öyle bir sarıldılar ki gerçekten abi kardeş gibi. İmrendim, helal olsun dedim falan ve de filan. Yahu Barcelona bunları küçük yaşta bulup terbiye filan mı veriyor, napıyorlar anlamadım.