30 Ocak 2009 Cuma

Kompleks - Cornfleks

Aşağıdaki haber Fenerbahçe resmi sitesinden. Takımın yöneticisi, taraftarı, futbolcusu ne kadar fanatik olursa olsun resmi organların bir adabı olması lazım. Bir restoran açılışına katılanlar yazılıyor, bir paragraf yazıdan sonra ve diğer spor kulüplerinin takımlarından bazı oyuncular yer aldı ibaresi yer alıyor. Kompleks her yerde, sadece stadıyla ve Galatasaray'ı daha fazla yenmesiyle övünebilen kulübün içindeki ezikler buraya da el atmış. Tüm Fenerbahçelileri kastetmiyorum tabi kastedemem zaten. Ama tarihte bir kez oynadıkları çeyrek finalle kendi kendilerine payeler veren, aşağıdaki haberleri yapan ezikler Fenerbahçe kulübünden nefret edilmesini sağlıyor. Bir cimbomlu arkadaşımın dediği gibi: "Fenerbahçe'nin başına Sadettin Saran gelse süper olur, ama gelmesin abi boşver Aziz Yıldırım iyi, hep kalsın. Sayesinde Fenerbahçe'yi kimse sevmiyor. Aynen deavam etsin ya da onun gibi biri gelsin."

27 Ocak 2009 Salı

Bi dur yahu


Esprileri zaten her zaman ilkokul düzeyindeydi, bu karikatürde olduğu gibi. Atv ana haberin bitiminde çıkan o karikatür san'atının doruk noktası, muhteşem (!) Bizimcity çizgi diziciği bittiğinde Ali Kırca'daki zoraki gülümsemeyi hala hatırlarım. Allah'ın yalakası ya, başka denecek hiçbir şey yok. Yarın öbür gün gazeteyi bir başkası olsa ona göre yazacak çizecek. Karaktersiz.


13 Ocak 2009 Salı

Özet

- Babam dediki siz Araplar terörist hayvanlarsınız.
- Benim babam bana birşey demedi, sizinkiler tarafından öldürüldü.

10 Ocak 2009 Cumartesi

Yusuf Şimşek


Transfer herkese hayırlı olsun ama insanların kafasına takılan birkaç milyar adet soru var, işte birkaç örnek:

1 - Yaşlı diye paketlenen Sergen'den birkaç yıl sonra 34 lük Yusuf Şimşek neden alınır?
2 - Fenerbahçe teknik direktörüyken Yusuf'u sağ bek oynatan Mustafa Denizli, Yusuf'u ne yapacaktır, nerede kullanacaktır?
3 - Ümit milli takımda gayet leziz oynayan Aydın neden verilir?
4 - Eski Beşiktaş yeni Bursaspor hocası Ertuğrul Sağlam'ın Aydın'ı ısrarla istemesine bir Allah'ın kulu uyanmaz mı Beşiktaş camiasında?
5 - Kendisinin sevmeyeni de çok ama; bir transfer olayında "Ben birini transfer etmek almak için genç oyuncularımı kimseye vermem kardeşim" diyen Fatih Terim'den hiç mi örnek alınmaz?
6 - Beşiktaş taraftarı bu kadar saçmalıktan sonra nasıl hayatta kalmaktadır, bu adamlar nasıl beslenmektedir?

Maç geldi

Evet saygıdeğer blog müdavimleri, bu akşam maçımız var nihayet Muradiye tesislerindeki büyük, devyarasa sahada. Sipor şehidi vereceğiz gibime geliyor ama umarım korktuğum gibi olmaz. Gidip de dönmemek yok ama gidip de sakat dönmek var allah korusun. Maç içinde gaza geldiğimiz anlar olacak olsa da yine de rölantisi yüksek bir maç olmak zorunda. İnşallah abone olursak devamını getireceğiz. (Not: Resimdeki saha bizimki değil, nun bugün resmini çekip koyarım maç raporuna.)

4 Ocak 2009 Pazar

İlginç benzerlik

Bu kadar olur dedirtecek cinsten: Solaryum yanıklı Gökmen abi (Özdenak) ve Zeus:)

Maç geliyor

Binyılların hamlığı üzerimde şu anda, maç etmeye etmeye tiksinç bir hale geldim. Tiksinçlik kısmını bilemem ama okuldan arkadaşlarımın hamlık konusunda aynı durumda olduğunu sanıyorum. Bu cumartesi de saat 21:30'da Muradiye büyük saha da maçımız var. Maçta şehit verir miyiz bilemiyorum, ama atın ölümü arpadan olsun diye ölümüne oynayacağımız kesin. İşte bu maça çıkacak olan 16 adet cengaver:

1. Sülen
2. Mami
3. Volkan
4. Ejder
5. Supi
6. Baran
7. Fırat
8. Erdem Baş
9. Ilker Elibol
10. Salih Coşkun
11. Yasin Gündüz
12. Ertal
13. Semih
14. Tosun
15. Saruhan
16. Tunç

Pompaya devam

Skibbe "Transfer istemiyorum", yönetim de "Transfer yapmayacağız" demişken; spor gazeteleri tiraj ve diğer gazeteler de spor sayfalarının okunması için Mehmet Yıldız'ın Galatasaray'a transferini uzun uzun pompalamışlardı. Şimdi de yeni bombalar var, CSKA Lincoln için 14 milyon euro teklif etmiş. Komple şarkısını "Pompa" diye devşirip söylüyor heralde bu arkadaşlar. Bu haberleri pompalaıp duruyorlar. Adnan Polat "hemen" geri çevirmiş bu teklifi, Lincoln de sıcak bakmamışmış. "Servet olmadı, Gerets Ümit karan'ı Marsilya'ya istiyor", "Gizli Tabata harekatı", "Aslan Makulula için West Bromwich'le kapışıyor" pompalarını ise saymıyorum bile.

3 Ocak 2009 Cumartesi

Gazze

2009'un ilk gönderisi. Gönül isterdi ki yine geyik muhabbeti dönsün. Ama öyle değil, öylesi değil. Evinde internet başında sevgilim Ester'i ağlatan Gazze'yi yazmak lazım. Her toplu ölümden sonra söylenen bir geyik cümle var. Sözün bittiği yerdeyiz, derler. Gazze'ye kara hareketi başladı ve kimsenin kaçacak yeri yok. Ben mal gibi bilgisayarın başındayım evimde, az önce çayımı içtim, forvartlana forvartlana gelmiş maillerdeki karikatürlere baktım. Kendimden, yanımdaki çay fincanından, evimi ısıtan kalorifer peteğinden, ayağımdaki terlikten, kapının önünde duran arabamızdan, şu yazıyı klavyesinden yazdığım leptoptan tiksiniyorum. Rahatımdan tiksiniyorum. Bugün aynaya baktığında yanağında gördüğü deri dökülmesini kendine dert eden lavuk benden tiksiniyorum. Ölüyor lan millet diyorum kendime. Parçalanmış çocuk cesetleri, enkazlardan çıkan bebeler; sen hala suratındaki sivilcedesin suratına sıçayım diyorum.Az önce babama, anama iyi geceler dedim. Dünyanın bir yerinde ise insanlar ölümü bekliyorlar. Ben babama, anama iyi geceler demişken dünyanın bir yerinde insanlar ailelerinin gözü önünde ölüyor sırayla.
Sözün bittiği yerde miyiz? Ben böyle dünyanın içine edeyim dememiz gereken yerdeyiz. Kızmak, öfkelenmek, küfür etmek sakinleştirmiyor hiç beni. Bu siktiğimin dünyası nereye dönüyor ya.

İçimden gelen, zihnimden geçen; tüm benliğimle, her zerremle duadayım.

25 Aralık 2008 Perşembe

Steakhouse

Eve soğan girdiği andan itibaren kız kardeşim her şeye olay çıkarıyor. Mutfakla odası arasında net 1200 metre olmasına, ve hem mutfak hem de kendi odasının kapıları kapalı olmasına rağmen; kokudan şikayetçi olup evdeki soğan yiyebilen kişileri (kalan herkesi) tartaklar; anneme fırça atar, babamı zımparalar bana uçan tekmeyi gömer. Gelgelelim bu arkadaşın tabiri caizse taze yonca bulmuş keçiler gibi bu burgerden yediğini görünce tamamen şokella oldum. Çünkü kendisi sadece annemin yaptığı kıymalı börekte bulunan ufacık doğranmış, 1000 derecede 2 saat pişmiş, artık anası ağlamış olan soğanları yiyebiliyordu. (Peynirin üstündeki sarımtraklar soğan)

Sözün özü bu sandiviç gayet leziz, peynirle köfte birbirine geçiyor ve mükemmel oluyor, ama her fest fuud gibi çok tüketmemek lazım. Burda yazdık diye bol bol yiyip ayı gibi olmayın sonra. Burada bir Türk büyüğü olan Özkan Bal kardeşimin bir sözünü dile getirmek de lazım: Burger King in en ucuz sandiviçi bile McDonalds ın en güvendiği sandiviçinden çok daha iyi.

Mr. Maxtor

Yukarıdaki arkadaştan bugünden itibaren bir adet de bende var. 1 adet terabayt. İzlenimlerimi milyarlarca blog müdavimiyle ilk fırsatta paylaşacağım.

:)

14 Aralık 2008 Pazar

Fener ve Avrupa

Geçen fenerli bir arkadaşım yaptığım bir hesabın doğru çıkmasına şakayla karışık "Tesadüfe buldun" dedi. Konu futbola kayıyor tabi ve arkadaşım bana eliyle bi gıdım işareti yaparak "bir UEFA kupanız var" diyor. Beni kızdırmak için yapıyor tabi ama ben de hemen gaza geliyorum tabi. Avrupa'da iki kupa bi gıdımlık iş değil bunu o da biliyor. Bu muhabbete giren her fenerli gibi o da içten içe kıskanıyor.

Biz gerileme dönemine girdik bu doğru. Feci zayıf takımlara elendik yenildik doğru. 1989 da yarı final oynadıktan sonra Avrupa kupalarında her yıl başarılı sonuçlar alıp turlar geçmiş bir takım, dört sene ligindeki ekipleri tokat manyağı yapa yapa yenerek şampiyon olmuş bir takım kupayı alıyor. Tesadüf ona denmez. Bir sene çeyrek final oynuyorsun, ikinci sene iki puan. Esas tesadüf bu.

The Prestige

Mükemmel bir film. Divx ini kurstaki arkadaşlara getiren arkadaşım izlememizi söylemiş ve filmi baya övmüştü. Sonuna kadar hak verdim. Yaşlı bir sihirbazın yanında çalışan iki kalfa büyük bir sihirbaz olma hırsıyla didişiyorlar. Karşılıklı olarak yaptıkları numaralarının püf noktalarınıçakmaya çalışıyorlar filan. Sen de merak ede ede çatlıyorsun ama bitmiyor merak edilece mevzular. Son yarım saate yakın bölüm ise üst üste "oha, anaaa, yuh be, ohayo..." nidalarını söylemenize neden olacak olaylar gelişiyor. Bu bir wooööööööw dostum filmi, mutlaka izleyin.

Ve birkaç anektot, referans listemiz IMDB - Top 250 film listesinde 82. sırada. Arkadaşlardan "Scarlett Johanson oynuyo laaaan" diyenler çıkmıştı ama kendisi tuzluk rolünde, kenarda bi abla yani, David Bowie bilim adamı Tesla'yı oynuyor, Hugh Jackman Christian Bale var ama yan rollerde de Andy Serkis, Michael Caine var kadro sağlam yani.

Chinatown

An itibariyle IMDB'deki en yüksek oyu almış 250 film arasında 54. sırada. Zaten vardı divx'i, onbinlerce insan ortalama 8,5 vermiş on üzerinden, bu kadar iyi mi diye izledim. Bir boynuzlama işini araştırırken, mafya hesaplaşmasının arasında kalan, olayın içme suyu üzerine verilen bir savaş olduğunu anlamışken; aşk, cinayet, kaçış- kovalama ve çarpıcı bir son. Güzel, akıcı, gitgide hızlanan bir tempoya sahip bir film.

Öyle "woooöööööw dostum" ya da "mutlaka izleyin" diyecek kadar değil ama baya beğendim tabi ki. İzleyin.

İlginç bir anektod: Yönetmen Roman Polanski bir sahnede rol alıyor ve Jack Nicholson'un burnunu kesiyor.


El Clasico

El Clasico'yu babamla izlerken acıdım Raul'a. Hem "orda biz bunları yenemeyiz" diyen Schuster'e artislik yapıyosun, hem de maç boyu hiç bir iş yapamayınca da her pozisyonda hakemle uğraşıyorsun, faul yapıyorsun falan, filan ve de felan. İkiyüz elli yıllık futbol kariyerinde hiç ısınamamıştım kendisine bir iticiliği vardı hep bunun. Daha da tiskindim heriften.

Lost'taki Michael

Gelmiş geçmiş en mal sinema-tiyatro-dizi-televizyon karakterlerinden biri. Öyle itici ki anlatılmaz:
"dey tuk may şan, go end teyk may şan..."Peltek bir de. Hem okyanusa salla açılıp oğlunu kaybediyor denyo, sonra da kefal gibi plan filan yapıyor. Her yerde birşeyler yapma çabasında ama her yerde beceriksiz. İlk sezonda mı ne karısıyla kulübede telefonla konuşuyor, sonra sana gününü göstereceğim gibi artislikler yapıp hırslanıyor bir saniye sonra da araba çarpıyor. Mal da değil mal müdürü:)

Henry ile Krkiç

Valencia maçında oyuna sonradan giren Barcelona oyuncusu Krkiç topla birlikte auta çıkmaya doğru gitmesine rağmen topu inatla ayağında tuttu ve son anda topu ayağından çıkararak verdiği pasla Henry abisine golü attırarak hat-trick yapmasını sağladı. Sonra öyle bir sarıldılar ki gerçekten abi kardeş gibi. İmrendim, helal olsun dedim falan ve de filan. Yahu Barcelona bunları küçük yaşta bulup terbiye filan mı veriyor, napıyorlar anlamadım.

12 Aralık 2008 Cuma

Bizde olsa

Bizim burada da "dur dedim durmadı" diye polisimiz adam öldürdü. "Ters baktı, ne bakıyorsun dedim küfretti" diyen başka bir polisimiz de bunları yaptığını iddia ettiği adamı vurup ölene kadar başında beklemiş, kimseyi yanına sokmamıştı. Bizim polisimize laf söyleyemezsin. Höst derler adama.

Yunanistan'daki gibi bir tepki koymaya girişemezsin. Fotoğraftaki gibi bir tablo oluşmadan polisimiz biber gazını, tazyikli suyunu dayar adamın burnuna. Yök protestosu yapmaya çalışan üniversiteliye uçan tekmeyi gömer, sendika önünde bayramını kutlamaya hazırlanan işçileri boyar. Sonra da buna orantılı güç denir. Kol kırılır yen içinde kalır.

Tarafsız spiker (!)

Baros penaltı olmayan bir pozisyonda yere düşer veya kendini yere atar. Olay kaavede maç izleyen güruhta az sayıda olan fenerliler tarafından hakemi aldatmaya yönelik hareketten sarı kart, cimbomlular tarafından penaltı olarak yorumlanır. Neyse, ikinci yarı Baros bir pozisyonda bir topu bariz elle alır. Güruhtaki fenerliler nerde sarı kart diye feveran eder, cimbomlular sırıtarak birbirine bakar. Birinci pozisyonda sarı kart vermemesine birşey diyemem bir cimbomlu olmama rağmen. Her penaltı olmayan pozisyonda sarı kart verilmez 'bence'. Ama ikinci elle oynama bariz sarı kart ve eyyamın dibi.

Neyse tarafsız spikerimiz Melih Gümüşbıçak da diyor ki: Evet Baros ilk yarıdaki penaltı beklediği pozisyondan sonra burda da elle oynuyor. Yani diyor ki: Bakın orda sarı kart vermedi hakem, burda da vermedi, halbuki atılması gerekirdi. Yuh sana, yuh yuh.