25 Aralık 2008 Perşembe

Steakhouse

Eve soğan girdiği andan itibaren kız kardeşim her şeye olay çıkarıyor. Mutfakla odası arasında net 1200 metre olmasına, ve hem mutfak hem de kendi odasının kapıları kapalı olmasına rağmen; kokudan şikayetçi olup evdeki soğan yiyebilen kişileri (kalan herkesi) tartaklar; anneme fırça atar, babamı zımparalar bana uçan tekmeyi gömer. Gelgelelim bu arkadaşın tabiri caizse taze yonca bulmuş keçiler gibi bu burgerden yediğini görünce tamamen şokella oldum. Çünkü kendisi sadece annemin yaptığı kıymalı börekte bulunan ufacık doğranmış, 1000 derecede 2 saat pişmiş, artık anası ağlamış olan soğanları yiyebiliyordu. (Peynirin üstündeki sarımtraklar soğan)

Sözün özü bu sandiviç gayet leziz, peynirle köfte birbirine geçiyor ve mükemmel oluyor, ama her fest fuud gibi çok tüketmemek lazım. Burda yazdık diye bol bol yiyip ayı gibi olmayın sonra. Burada bir Türk büyüğü olan Özkan Bal kardeşimin bir sözünü dile getirmek de lazım: Burger King in en ucuz sandiviçi bile McDonalds ın en güvendiği sandiviçinden çok daha iyi.

Mr. Maxtor

Yukarıdaki arkadaştan bugünden itibaren bir adet de bende var. 1 adet terabayt. İzlenimlerimi milyarlarca blog müdavimiyle ilk fırsatta paylaşacağım.

:)

14 Aralık 2008 Pazar

Fener ve Avrupa

Geçen fenerli bir arkadaşım yaptığım bir hesabın doğru çıkmasına şakayla karışık "Tesadüfe buldun" dedi. Konu futbola kayıyor tabi ve arkadaşım bana eliyle bi gıdım işareti yaparak "bir UEFA kupanız var" diyor. Beni kızdırmak için yapıyor tabi ama ben de hemen gaza geliyorum tabi. Avrupa'da iki kupa bi gıdımlık iş değil bunu o da biliyor. Bu muhabbete giren her fenerli gibi o da içten içe kıskanıyor.

Biz gerileme dönemine girdik bu doğru. Feci zayıf takımlara elendik yenildik doğru. 1989 da yarı final oynadıktan sonra Avrupa kupalarında her yıl başarılı sonuçlar alıp turlar geçmiş bir takım, dört sene ligindeki ekipleri tokat manyağı yapa yapa yenerek şampiyon olmuş bir takım kupayı alıyor. Tesadüf ona denmez. Bir sene çeyrek final oynuyorsun, ikinci sene iki puan. Esas tesadüf bu.

The Prestige

Mükemmel bir film. Divx ini kurstaki arkadaşlara getiren arkadaşım izlememizi söylemiş ve filmi baya övmüştü. Sonuna kadar hak verdim. Yaşlı bir sihirbazın yanında çalışan iki kalfa büyük bir sihirbaz olma hırsıyla didişiyorlar. Karşılıklı olarak yaptıkları numaralarının püf noktalarınıçakmaya çalışıyorlar filan. Sen de merak ede ede çatlıyorsun ama bitmiyor merak edilece mevzular. Son yarım saate yakın bölüm ise üst üste "oha, anaaa, yuh be, ohayo..." nidalarını söylemenize neden olacak olaylar gelişiyor. Bu bir wooööööööw dostum filmi, mutlaka izleyin.

Ve birkaç anektot, referans listemiz IMDB - Top 250 film listesinde 82. sırada. Arkadaşlardan "Scarlett Johanson oynuyo laaaan" diyenler çıkmıştı ama kendisi tuzluk rolünde, kenarda bi abla yani, David Bowie bilim adamı Tesla'yı oynuyor, Hugh Jackman Christian Bale var ama yan rollerde de Andy Serkis, Michael Caine var kadro sağlam yani.

Chinatown

An itibariyle IMDB'deki en yüksek oyu almış 250 film arasında 54. sırada. Zaten vardı divx'i, onbinlerce insan ortalama 8,5 vermiş on üzerinden, bu kadar iyi mi diye izledim. Bir boynuzlama işini araştırırken, mafya hesaplaşmasının arasında kalan, olayın içme suyu üzerine verilen bir savaş olduğunu anlamışken; aşk, cinayet, kaçış- kovalama ve çarpıcı bir son. Güzel, akıcı, gitgide hızlanan bir tempoya sahip bir film.

Öyle "woooöööööw dostum" ya da "mutlaka izleyin" diyecek kadar değil ama baya beğendim tabi ki. İzleyin.

İlginç bir anektod: Yönetmen Roman Polanski bir sahnede rol alıyor ve Jack Nicholson'un burnunu kesiyor.


El Clasico

El Clasico'yu babamla izlerken acıdım Raul'a. Hem "orda biz bunları yenemeyiz" diyen Schuster'e artislik yapıyosun, hem de maç boyu hiç bir iş yapamayınca da her pozisyonda hakemle uğraşıyorsun, faul yapıyorsun falan, filan ve de felan. İkiyüz elli yıllık futbol kariyerinde hiç ısınamamıştım kendisine bir iticiliği vardı hep bunun. Daha da tiskindim heriften.

Lost'taki Michael

Gelmiş geçmiş en mal sinema-tiyatro-dizi-televizyon karakterlerinden biri. Öyle itici ki anlatılmaz:
"dey tuk may şan, go end teyk may şan..."Peltek bir de. Hem okyanusa salla açılıp oğlunu kaybediyor denyo, sonra da kefal gibi plan filan yapıyor. Her yerde birşeyler yapma çabasında ama her yerde beceriksiz. İlk sezonda mı ne karısıyla kulübede telefonla konuşuyor, sonra sana gününü göstereceğim gibi artislikler yapıp hırslanıyor bir saniye sonra da araba çarpıyor. Mal da değil mal müdürü:)

Henry ile Krkiç

Valencia maçında oyuna sonradan giren Barcelona oyuncusu Krkiç topla birlikte auta çıkmaya doğru gitmesine rağmen topu inatla ayağında tuttu ve son anda topu ayağından çıkararak verdiği pasla Henry abisine golü attırarak hat-trick yapmasını sağladı. Sonra öyle bir sarıldılar ki gerçekten abi kardeş gibi. İmrendim, helal olsun dedim falan ve de filan. Yahu Barcelona bunları küçük yaşta bulup terbiye filan mı veriyor, napıyorlar anlamadım.

12 Aralık 2008 Cuma

Bizde olsa

Bizim burada da "dur dedim durmadı" diye polisimiz adam öldürdü. "Ters baktı, ne bakıyorsun dedim küfretti" diyen başka bir polisimiz de bunları yaptığını iddia ettiği adamı vurup ölene kadar başında beklemiş, kimseyi yanına sokmamıştı. Bizim polisimize laf söyleyemezsin. Höst derler adama.

Yunanistan'daki gibi bir tepki koymaya girişemezsin. Fotoğraftaki gibi bir tablo oluşmadan polisimiz biber gazını, tazyikli suyunu dayar adamın burnuna. Yök protestosu yapmaya çalışan üniversiteliye uçan tekmeyi gömer, sendika önünde bayramını kutlamaya hazırlanan işçileri boyar. Sonra da buna orantılı güç denir. Kol kırılır yen içinde kalır.

Tarafsız spiker (!)

Baros penaltı olmayan bir pozisyonda yere düşer veya kendini yere atar. Olay kaavede maç izleyen güruhta az sayıda olan fenerliler tarafından hakemi aldatmaya yönelik hareketten sarı kart, cimbomlular tarafından penaltı olarak yorumlanır. Neyse, ikinci yarı Baros bir pozisyonda bir topu bariz elle alır. Güruhtaki fenerliler nerde sarı kart diye feveran eder, cimbomlular sırıtarak birbirine bakar. Birinci pozisyonda sarı kart vermemesine birşey diyemem bir cimbomlu olmama rağmen. Her penaltı olmayan pozisyonda sarı kart verilmez 'bence'. Ama ikinci elle oynama bariz sarı kart ve eyyamın dibi.

Neyse tarafsız spikerimiz Melih Gümüşbıçak da diyor ki: Evet Baros ilk yarıdaki penaltı beklediği pozisyondan sonra burda da elle oynuyor. Yani diyor ki: Bakın orda sarı kart vermedi hakem, burda da vermedi, halbuki atılması gerekirdi. Yuh sana, yuh yuh.

7 Aralık 2008 Pazar

Beşiktaş'ın Kaderi

Bu nasıl takım yahu? 17 yaşındaki Batuhan Bilal abisini kündeye almış, daha Beşiktaş'a üç gram birşey vermemişken bar köşelerinde sigara içerek karizmasına karizma katmaya çalışan Serdar, iki maç iyi oynadığında taraftara "artık defanstan yana rahatız"ı hissettirmişken rakibinin bacağına basan Sivok, kroşeyi çakan Tello, maç bitiminde tokadı gömdüğü futbolcu kardeşinden özür dileyen İbrahim. Bu taraftar kanser olmadan önce olması gereken önlemleri ben daha önce yazmıştım burada ve bir neden olarak da taraftarın bazı adamları gözünde büyütmesini söylemiştim. Bu senenin örneği de Delgado oldu. Kaptan oldu, birkaç maçlığına aldı gazı sonrası fıs. Seyirci de göklere çıkardığı fitbolcüyü bu hafta yuhaladı. Bu takımın taraftarı sabırsız, tamam bu kabul edilebilir birşey ama sabırsız olmakta da haklılar artık. Son 16 yılda 2 şampiyonluk yaşamış bir taraftar bu sabırsızlığında haklı.

Kumdan kaleler gibiydi Beşiktaş. Yıkıldı gitti, bu hafta.

Yılın yazarı

Buram buram kokuyor, öyle güzel atmış ki bunu yazan yalancı arkadaş, Lincoln sezon başından beri iyi oynuyor, ama dizi senaristliği yapması gereken bir arkadaş Hertha maçındaki performanstan sonra aşağıdaki gubik yazıyı yazıyor. Büyük başarı.

Lincoln'ü ateşleyen azar.


Hertha Berlin’i 1-0 yenerek UEFA Kupası’nda 3. tur vizesini alan G.Saray, takım halinde çok başarılı b
ir futbol sergiledi ama oyunculardan biri Türkiye’ye geldiğinden beri en parlak performansını sergiledi: Cassio Lincoln.. Aynı Lincoln, Hacettepe maçında rakip 9 kişi kaldıktan sonra topu ayağında 5 kez sektirerek büyük tepki toplamıştı.. Aslında sadece Hacettepeliler değil, takım arkadaşları bile Lincoln’ün bu hareketine tepki gösterdi.. Bunların başında da takım kaptanı Ümit Karan geliyordu.. Ali Sami Yen Stadı’nın soyunma odasında sıcağı sıcağına yaptığı Almanca uyarı, Lincoln’deki patlamanın en büyük sebeplerinden biri olarak gösteriliyor..

‘TÜRKİYE’DE BU OLMAZ’

Vatan Gazetesi'nde yer alan habere göre; bu tip çıkışları pek yapmayan, ancak Lincoln’e bağırarak “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” misali tüm yabancı futbolculara mesaj vermeyi hedefleyen Karan maç sonrası şu konuşmayı yaptı: “Rakip 9 kişiyken tribünlere oynamak da ne demek? Türkiye’de yazılı olmayan kurallar vardır. Rakiple böyle dalga geçilmez. Eğer dalga geçeceksen bunu her maç yap. Sami Yen’de aslan kesiliyorsun, deplasmanda yoksun. Bu nasıl iş? Deplasmanda doğru dürüst maç kazanamıyoruz. Aynısını Berlin’de yap, görelim.. Hadi takım arkadaşlarınızı pas geçtiniz, bari aldığınız paranın karşılığını vermek için oynayın. Rakipleri de tahrik etmeyin.”

Ümit'in bu sözleri soyunma odası duvarlarında yankılanırken, başta Lincoln olmak üzere bütün yabancıların kafalarını öne eğdiler ve yanıt vermediler. (Bu cümle tam bomba)

Diğer arkadaşlarının da “Öyle bir hareket yaptın ki, affı yok.. Karşı takım zaten 9 kişi kalmış, biri gelip sana tekme atsaydı, sakatlansaydın ne olacaktı? Bu hareketlerin takıma faydası yok” diye uyardıkları Lincoln ise “Türkiye’deki gelenekten haberim yoktu.. Bu kadar tepki alacağımı tahmin etmiyordum.. O kadar keyifli oynuyordum ki, bunu tribünlerle paylaşmak istedim.. Berlin’de kendimi bütün futbol kamuoyuna affettireceğim” karşılığını verdi.. Nitekim, Berlin’de sahada sanki başka bir Lincoln vardı.. G.Saraylı futbolcular Berlin’de Lincoln’ün performansı için “Darısı diğer deplasmanlara!” dileğinde bulundular.

5 Aralık 2008 Cuma

Galatasaray - Hacettepe

İlk kartta faul bile olmayan pozisyonda kart verilmiş, ikinci kartta da canı acıyorken bir kez böyle ufacık bir hareketle kart işareti yapmışmış. İbneler ya, işlerine gelinde ne güzel çeviriyolar. Lincoln topu senin sağından atıp solundan geçmeye çalışıyor, senin alakan topla değil Lincoln'le, faul bile yokmuş. İkinci kartta da nasıl sevimli gösteriyorlar adamı, canı acıyormuş. Sarı kartın varsa bir tane, dikkat edeceksin yapmamak için onu iki tane. Sezon başından beri Galatasaray'lı futbolcular 3 tane kart gördü bu işareti yaptılar diye. Bunun bir kere yapılması, can havli yok. Hakeme kart yok mu işareti YAPAMAZSIN. Bir kere, beş kere diye birşey yok.

Diğer eleman da ilk sarıyı yanlışlıkla görmüş tamam. Hakem faciası bilmemne tamam. Ama aynı durum burada da geçerli: Sarın varsa rakibin ayalarına tekme kaldırmayacaksın.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Patron ne derse o!!!

Bazen düşünüyorum ya ben gazeteci olsam da herkese laf çaksam, sonra bu çaktıklarımdan biri gazetemi alsa; bu kez onu övmeye başlar mıyım. Bir çizgim varsa o çizgiden sapar mıyım? Patronumun çıkarları doğrultusunda hareket etmeye kayar mıyım?

Senin Sayende

Her günüm mis gibi dünya kokan bir kavun dilimi
Senin sayende.
Bütün yemişler elime güneştenmişim gibi uzanıyor
Senin sayende.
Senin sayende yalnız umutlardan alıyorum balımı.
Yüreğimin çalışı senin sayende.

En yalnız akşamlarım bile duvarında gülen bir Anadolu kilimi
Senin sayende.
Şehrime ulaşmadan bitirirken yolumu
Bir gül bahçesinde dinlendim senin sayende
Senin sayende, içeri sokmuyorum
En yumuşak urbalarını giyip
Büyük rahatlığa çağıran türküleriyle kapımı çalan ölümü.

Nazım Hikmet

18 Kasım 2008 Salı

Beşiktaş'taki Zuk Danılds

Geçen arkadaşımla okuldan yürüye yürüye aşağı indik, açtık ışıklardan karşıya geçip pide aldık yedik. Sonra da KFC, Pizza Hat, Börgır Kink varken gidip ufak tuvalatemizi MekDanılds'da yaptık. O tuvaletin görmediği pipi kalmadı sanırsam. İnatla oraya gider inatla oraya yaparız çişimizi. Neden bilmem. Bir dahaki gidişimde fotoğrafını çekip koyayım bari buraya.

Fakyu - 0008

Evet sevgili blogsever kitle, son bir ayda iki yazan bu denyo yazarın da artık kendi kendine ciğerden bir fakyu deme zamanı gelmiş olsa gerek. Takımım fenerden yine fark yemiş, Benfica'yı dağıtıp yendiği haftanın sonunda, fener toplamış durumu, Arda düşmüş, o kadar maç seyretmişim, o kdara sipor dışı bloga malzeme olabilecek şey görmüşüm...

Ve yazmamışım...
Evet, fakyu mi.

3 Kasım 2008 Pazartesi

İki Haftanın Ardından

En son bıraktığımda Beşiktaş liderdi, önüne gelene giderdi (önlenemez kafiye arzusu, pardon). Derken Türk mahkemeleri blogspot ve blogger’ın yasak olduğuna kanaat getirdi. ktunnel, ltunnel gibi opsiyonlar aklımızdan bile geçmedi, bizde devlet her şeyin üstünde gelir, bir siteye girme diyorsa oraya girmekten kimseye hayır gelmez. (Hayır, gelmez ısrar etmeyin) (önlenemez esprik arzusu, pardon). Bu nedenle aksattık geçen haftayı.


Tam bu sırada televizyonda zamanında Aliye’nin çocuklarını oynamış olan iki adet çocuk yaştaki kazmanın oynadıkları Kinder reklamını gördüm, zamanında bu çocukları diziye seçenlere de (kesin kameramanın falan tanıdığıdır), o dizide bunları izleyip “allahım ne tatlı çocuklar bunlar” diyen izleyicilerin de, “bu çocukların hiçbir şey yapmayıp kazandıkları para da yetmez, reklamda da oynatmalıyım bunları” diyerek reklamda oynatanlara da söyleyecek sözlerim az geliyor. Hırsız Polis’teki ya da Babam ve Oğlum’daki çocuklara ayıp resmen yaptığınız. Yetim hakkı yemek. Tanıdığım birçok yetim ya da yetim olmayan çocuk bunlardan iyi oynar be. Rüştü Reçber bile surf reklamlarında daha iyi oynuyordu, daha da bir şey demiyorum.


Konumuza dönecek olursak, işyerimizden sevgili arkadaşlarımızın bir kısmının söylediği bir laf var, “Anadolu takımları bu sene de şampiyon olamazsa yuh artık” diye, hak vermemek mümkün değil. Bir yanda “ha patladı ha patlayacak” Ersun Yanal Trabzon’u, bir yanda garip bir taktik anlayışla oynayan Denizli Beşiktaş’ı, bir yanda ne yapacağı belli olmayan Skibbe Galatasaray’ı, bir yanda da bir türlü istikrarı sağlayamayan Uygun Sivasspor’u. Bu büyük takımların bu formsuzluğunda da Anadolu’dan şampiyon çıkmazsa daha ne diyelim ki artıkın.


Karşısında 1 puana gelmiş Sivas buldu, istediğini verdi Beşiktaş, goller dışında keyif vermedi Antalya karşısında, ve nihayet namağlup ünvanını bıraktı Kayseri’de. Zor günler bekliyor Beşiktaş’ı. Yenmesi gereken takımları yenemedi.


Galatasaray yıllardan sonra ilk kez Kadıköy’e mutlak favori olarak gidiyor. Almalı artık bu maçı, bu maçı da alamazsan hangisini alacaksın??


Geçen hafta çifte liderlik sevinci yaşar iken iki takımımız da kaybediverdi liderliği, Ah be Liverpool, ne şanssız komşumuzdun sen? Tottenham puan dağıtırken neredeydin de Redknapp dönemine denk geldi bu maç??


Bu haftalık da bu kadar olsun. Teşekkürlerimizle.


Aaa bi dakka bi dakka, ya tenis maçı veriyorlar o kadar seyredemiyoruz. Sportmenlik onuru D-Smart’ı da Digi’yi de yenecek. Ayıp yahu.... Bağış Erten’e de ayrı ayıp, Türksat’a bir Eurosport Türkiye koyduramaz mı insan??

22 Ekim 2008 Çarşamba

Fenerbahçe 2 - Arsenal 5

Maç üçüncü golde koptu bitti. Normal şartlarda uzatmalarla birlikte maçın bitimine yaklaşık 20 dakika varken atılan ikinci gol; atak üstüne atak geliştiren Fenerbahçe takımının seyircisini ateşlemeliydi. Seyirci destek ve tezahüratıyla stadı adeta yıkmalıydı. Ama maç 21nci dakikada Arsenal üçüncü golü attığında bitmişti, skoru 4-2 yapan .

Seyirci Maldonado'yu ıslıklıyor, Guiza'yı alkışlıyor. Hiç anlamıyorum. Sen adamı aryıp bulmuşsun, demişsin ki "Hocam biz Fenerbahçe'yiz, şöyle iyiyiz böyle şahaneyiz. Sana şu kadar da para veririz. Gelir misin?". Adam da gelmiş, iyi veya kötü de oynuyor. Çıkınca onu yuhalıyorsun. Guiza'yı da bilmemkaç milyon yüroya almışsın gol atsın diye. Birsürü gol pozisyonunu kaçırıyor. Sonra defansa gelip yardım etti diye maçın kahramanı ilan ediyorsun. Koştu diye.

Son dakikalarda Arsenal'de 18 yaşında bir oyuncu giriyor. Sunucu veriyor gazı, bakın heyecanlı diyor, bakın heyecandan çükü düşecek. Ama sunucunun çocuk dediği eleman, sahada o kadar soğukkanlı ki, sanki 10 tane şampiyonlar ligi finali oynamış. Golünü de atıyor.

"Evet Guizaaa, hayır guiza, hayır guiza, evet demek istedik ama hayır Guiza" sunucu komedyası.

Arsenal'in defansındaki -normalde yedek olan, dördüncü golü atan- Song, Trabzonspor'lu Rigobert Song'un yeğeniymiş.

Maçtan sonra Adebayor'a soruyorlar: "5 gol süpriz oldu mu?" Aynen diyor ki: "Dürüst olmak gerekirse hayır, çünkü biz çok iyi bir takımız."

Edu ve Lugano sağlam adamlar, ben birçok kişinin aksine Edu'yu daha faydalı buluyorum. Ama sağ ve soldan hiç yardım gelmezse batmaları ve batırmaları gayet normal. Fener dün 4-4-2 görünümlü bir 4-3-1-2 oynamak için çıkmıştı sahaya dizilişe bakıldığında. Ama bu düzen 2-5-1-2 oldu. Roberto Carlos turşu olmuş, Vederson iyileşsin artık bir an önce. (Ya da ben Galatasaraylıyım abi, iyileşmesin daha iyi:)

Neyse bir Galatasaraylı olarak kendimce gördüklerimi şöyle özetliyeyim: Fener seyircisi bıkmış, Aziz başkana bu zamana kadar yaptıklarından dolayı çok sert çıkmaya kıyamıyor ya da neyse sert çıkmıyor. Bu da garip yerlere sirayet ediyor. İkinci yarı seyirci yoktu hiçbir şekilde, 4-2 yapıyor takım, tık yok. Maldonado'ya çakıyor, Guiza'yı öpüyor. Uğur'a çakıyor, Roberto Carlos'u öpüyor. Ama olan da Fener'e oluyor.

Dünkü maç bitmesine 70 dakika varken, 20nci dakikada 3-1 olduğunda bitti. Fener'in şampiyonlar ligi serüveni debitime dört maç varken; önceki Şampiyonlar Ligi haftasında oynanan Fenerbahçe-Dinamo Kiev maçında bitmişti zaten.