10 Ocak 2009 Cumartesi

Yusuf Şimşek


Transfer herkese hayırlı olsun ama insanların kafasına takılan birkaç milyar adet soru var, işte birkaç örnek:

1 - Yaşlı diye paketlenen Sergen'den birkaç yıl sonra 34 lük Yusuf Şimşek neden alınır?
2 - Fenerbahçe teknik direktörüyken Yusuf'u sağ bek oynatan Mustafa Denizli, Yusuf'u ne yapacaktır, nerede kullanacaktır?
3 - Ümit milli takımda gayet leziz oynayan Aydın neden verilir?
4 - Eski Beşiktaş yeni Bursaspor hocası Ertuğrul Sağlam'ın Aydın'ı ısrarla istemesine bir Allah'ın kulu uyanmaz mı Beşiktaş camiasında?
5 - Kendisinin sevmeyeni de çok ama; bir transfer olayında "Ben birini transfer etmek almak için genç oyuncularımı kimseye vermem kardeşim" diyen Fatih Terim'den hiç mi örnek alınmaz?
6 - Beşiktaş taraftarı bu kadar saçmalıktan sonra nasıl hayatta kalmaktadır, bu adamlar nasıl beslenmektedir?

Maç geldi

Evet saygıdeğer blog müdavimleri, bu akşam maçımız var nihayet Muradiye tesislerindeki büyük, devyarasa sahada. Sipor şehidi vereceğiz gibime geliyor ama umarım korktuğum gibi olmaz. Gidip de dönmemek yok ama gidip de sakat dönmek var allah korusun. Maç içinde gaza geldiğimiz anlar olacak olsa da yine de rölantisi yüksek bir maç olmak zorunda. İnşallah abone olursak devamını getireceğiz. (Not: Resimdeki saha bizimki değil, nun bugün resmini çekip koyarım maç raporuna.)

4 Ocak 2009 Pazar

İlginç benzerlik

Bu kadar olur dedirtecek cinsten: Solaryum yanıklı Gökmen abi (Özdenak) ve Zeus:)

Maç geliyor

Binyılların hamlığı üzerimde şu anda, maç etmeye etmeye tiksinç bir hale geldim. Tiksinçlik kısmını bilemem ama okuldan arkadaşlarımın hamlık konusunda aynı durumda olduğunu sanıyorum. Bu cumartesi de saat 21:30'da Muradiye büyük saha da maçımız var. Maçta şehit verir miyiz bilemiyorum, ama atın ölümü arpadan olsun diye ölümüne oynayacağımız kesin. İşte bu maça çıkacak olan 16 adet cengaver:

1. Sülen
2. Mami
3. Volkan
4. Ejder
5. Supi
6. Baran
7. Fırat
8. Erdem Baş
9. Ilker Elibol
10. Salih Coşkun
11. Yasin Gündüz
12. Ertal
13. Semih
14. Tosun
15. Saruhan
16. Tunç

Pompaya devam

Skibbe "Transfer istemiyorum", yönetim de "Transfer yapmayacağız" demişken; spor gazeteleri tiraj ve diğer gazeteler de spor sayfalarının okunması için Mehmet Yıldız'ın Galatasaray'a transferini uzun uzun pompalamışlardı. Şimdi de yeni bombalar var, CSKA Lincoln için 14 milyon euro teklif etmiş. Komple şarkısını "Pompa" diye devşirip söylüyor heralde bu arkadaşlar. Bu haberleri pompalaıp duruyorlar. Adnan Polat "hemen" geri çevirmiş bu teklifi, Lincoln de sıcak bakmamışmış. "Servet olmadı, Gerets Ümit karan'ı Marsilya'ya istiyor", "Gizli Tabata harekatı", "Aslan Makulula için West Bromwich'le kapışıyor" pompalarını ise saymıyorum bile.

3 Ocak 2009 Cumartesi

Gazze

2009'un ilk gönderisi. Gönül isterdi ki yine geyik muhabbeti dönsün. Ama öyle değil, öylesi değil. Evinde internet başında sevgilim Ester'i ağlatan Gazze'yi yazmak lazım. Her toplu ölümden sonra söylenen bir geyik cümle var. Sözün bittiği yerdeyiz, derler. Gazze'ye kara hareketi başladı ve kimsenin kaçacak yeri yok. Ben mal gibi bilgisayarın başındayım evimde, az önce çayımı içtim, forvartlana forvartlana gelmiş maillerdeki karikatürlere baktım. Kendimden, yanımdaki çay fincanından, evimi ısıtan kalorifer peteğinden, ayağımdaki terlikten, kapının önünde duran arabamızdan, şu yazıyı klavyesinden yazdığım leptoptan tiksiniyorum. Rahatımdan tiksiniyorum. Bugün aynaya baktığında yanağında gördüğü deri dökülmesini kendine dert eden lavuk benden tiksiniyorum. Ölüyor lan millet diyorum kendime. Parçalanmış çocuk cesetleri, enkazlardan çıkan bebeler; sen hala suratındaki sivilcedesin suratına sıçayım diyorum.Az önce babama, anama iyi geceler dedim. Dünyanın bir yerinde ise insanlar ölümü bekliyorlar. Ben babama, anama iyi geceler demişken dünyanın bir yerinde insanlar ailelerinin gözü önünde ölüyor sırayla.
Sözün bittiği yerde miyiz? Ben böyle dünyanın içine edeyim dememiz gereken yerdeyiz. Kızmak, öfkelenmek, küfür etmek sakinleştirmiyor hiç beni. Bu siktiğimin dünyası nereye dönüyor ya.

İçimden gelen, zihnimden geçen; tüm benliğimle, her zerremle duadayım.

25 Aralık 2008 Perşembe

Steakhouse

Eve soğan girdiği andan itibaren kız kardeşim her şeye olay çıkarıyor. Mutfakla odası arasında net 1200 metre olmasına, ve hem mutfak hem de kendi odasının kapıları kapalı olmasına rağmen; kokudan şikayetçi olup evdeki soğan yiyebilen kişileri (kalan herkesi) tartaklar; anneme fırça atar, babamı zımparalar bana uçan tekmeyi gömer. Gelgelelim bu arkadaşın tabiri caizse taze yonca bulmuş keçiler gibi bu burgerden yediğini görünce tamamen şokella oldum. Çünkü kendisi sadece annemin yaptığı kıymalı börekte bulunan ufacık doğranmış, 1000 derecede 2 saat pişmiş, artık anası ağlamış olan soğanları yiyebiliyordu. (Peynirin üstündeki sarımtraklar soğan)

Sözün özü bu sandiviç gayet leziz, peynirle köfte birbirine geçiyor ve mükemmel oluyor, ama her fest fuud gibi çok tüketmemek lazım. Burda yazdık diye bol bol yiyip ayı gibi olmayın sonra. Burada bir Türk büyüğü olan Özkan Bal kardeşimin bir sözünü dile getirmek de lazım: Burger King in en ucuz sandiviçi bile McDonalds ın en güvendiği sandiviçinden çok daha iyi.

Mr. Maxtor

Yukarıdaki arkadaştan bugünden itibaren bir adet de bende var. 1 adet terabayt. İzlenimlerimi milyarlarca blog müdavimiyle ilk fırsatta paylaşacağım.

:)

14 Aralık 2008 Pazar

Fener ve Avrupa

Geçen fenerli bir arkadaşım yaptığım bir hesabın doğru çıkmasına şakayla karışık "Tesadüfe buldun" dedi. Konu futbola kayıyor tabi ve arkadaşım bana eliyle bi gıdım işareti yaparak "bir UEFA kupanız var" diyor. Beni kızdırmak için yapıyor tabi ama ben de hemen gaza geliyorum tabi. Avrupa'da iki kupa bi gıdımlık iş değil bunu o da biliyor. Bu muhabbete giren her fenerli gibi o da içten içe kıskanıyor.

Biz gerileme dönemine girdik bu doğru. Feci zayıf takımlara elendik yenildik doğru. 1989 da yarı final oynadıktan sonra Avrupa kupalarında her yıl başarılı sonuçlar alıp turlar geçmiş bir takım, dört sene ligindeki ekipleri tokat manyağı yapa yapa yenerek şampiyon olmuş bir takım kupayı alıyor. Tesadüf ona denmez. Bir sene çeyrek final oynuyorsun, ikinci sene iki puan. Esas tesadüf bu.

The Prestige

Mükemmel bir film. Divx ini kurstaki arkadaşlara getiren arkadaşım izlememizi söylemiş ve filmi baya övmüştü. Sonuna kadar hak verdim. Yaşlı bir sihirbazın yanında çalışan iki kalfa büyük bir sihirbaz olma hırsıyla didişiyorlar. Karşılıklı olarak yaptıkları numaralarının püf noktalarınıçakmaya çalışıyorlar filan. Sen de merak ede ede çatlıyorsun ama bitmiyor merak edilece mevzular. Son yarım saate yakın bölüm ise üst üste "oha, anaaa, yuh be, ohayo..." nidalarını söylemenize neden olacak olaylar gelişiyor. Bu bir wooööööööw dostum filmi, mutlaka izleyin.

Ve birkaç anektot, referans listemiz IMDB - Top 250 film listesinde 82. sırada. Arkadaşlardan "Scarlett Johanson oynuyo laaaan" diyenler çıkmıştı ama kendisi tuzluk rolünde, kenarda bi abla yani, David Bowie bilim adamı Tesla'yı oynuyor, Hugh Jackman Christian Bale var ama yan rollerde de Andy Serkis, Michael Caine var kadro sağlam yani.

Chinatown

An itibariyle IMDB'deki en yüksek oyu almış 250 film arasında 54. sırada. Zaten vardı divx'i, onbinlerce insan ortalama 8,5 vermiş on üzerinden, bu kadar iyi mi diye izledim. Bir boynuzlama işini araştırırken, mafya hesaplaşmasının arasında kalan, olayın içme suyu üzerine verilen bir savaş olduğunu anlamışken; aşk, cinayet, kaçış- kovalama ve çarpıcı bir son. Güzel, akıcı, gitgide hızlanan bir tempoya sahip bir film.

Öyle "woooöööööw dostum" ya da "mutlaka izleyin" diyecek kadar değil ama baya beğendim tabi ki. İzleyin.

İlginç bir anektod: Yönetmen Roman Polanski bir sahnede rol alıyor ve Jack Nicholson'un burnunu kesiyor.


El Clasico

El Clasico'yu babamla izlerken acıdım Raul'a. Hem "orda biz bunları yenemeyiz" diyen Schuster'e artislik yapıyosun, hem de maç boyu hiç bir iş yapamayınca da her pozisyonda hakemle uğraşıyorsun, faul yapıyorsun falan, filan ve de felan. İkiyüz elli yıllık futbol kariyerinde hiç ısınamamıştım kendisine bir iticiliği vardı hep bunun. Daha da tiskindim heriften.

Lost'taki Michael

Gelmiş geçmiş en mal sinema-tiyatro-dizi-televizyon karakterlerinden biri. Öyle itici ki anlatılmaz:
"dey tuk may şan, go end teyk may şan..."Peltek bir de. Hem okyanusa salla açılıp oğlunu kaybediyor denyo, sonra da kefal gibi plan filan yapıyor. Her yerde birşeyler yapma çabasında ama her yerde beceriksiz. İlk sezonda mı ne karısıyla kulübede telefonla konuşuyor, sonra sana gününü göstereceğim gibi artislikler yapıp hırslanıyor bir saniye sonra da araba çarpıyor. Mal da değil mal müdürü:)

Henry ile Krkiç

Valencia maçında oyuna sonradan giren Barcelona oyuncusu Krkiç topla birlikte auta çıkmaya doğru gitmesine rağmen topu inatla ayağında tuttu ve son anda topu ayağından çıkararak verdiği pasla Henry abisine golü attırarak hat-trick yapmasını sağladı. Sonra öyle bir sarıldılar ki gerçekten abi kardeş gibi. İmrendim, helal olsun dedim falan ve de filan. Yahu Barcelona bunları küçük yaşta bulup terbiye filan mı veriyor, napıyorlar anlamadım.

12 Aralık 2008 Cuma

Bizde olsa

Bizim burada da "dur dedim durmadı" diye polisimiz adam öldürdü. "Ters baktı, ne bakıyorsun dedim küfretti" diyen başka bir polisimiz de bunları yaptığını iddia ettiği adamı vurup ölene kadar başında beklemiş, kimseyi yanına sokmamıştı. Bizim polisimize laf söyleyemezsin. Höst derler adama.

Yunanistan'daki gibi bir tepki koymaya girişemezsin. Fotoğraftaki gibi bir tablo oluşmadan polisimiz biber gazını, tazyikli suyunu dayar adamın burnuna. Yök protestosu yapmaya çalışan üniversiteliye uçan tekmeyi gömer, sendika önünde bayramını kutlamaya hazırlanan işçileri boyar. Sonra da buna orantılı güç denir. Kol kırılır yen içinde kalır.

Tarafsız spiker (!)

Baros penaltı olmayan bir pozisyonda yere düşer veya kendini yere atar. Olay kaavede maç izleyen güruhta az sayıda olan fenerliler tarafından hakemi aldatmaya yönelik hareketten sarı kart, cimbomlular tarafından penaltı olarak yorumlanır. Neyse, ikinci yarı Baros bir pozisyonda bir topu bariz elle alır. Güruhtaki fenerliler nerde sarı kart diye feveran eder, cimbomlular sırıtarak birbirine bakar. Birinci pozisyonda sarı kart vermemesine birşey diyemem bir cimbomlu olmama rağmen. Her penaltı olmayan pozisyonda sarı kart verilmez 'bence'. Ama ikinci elle oynama bariz sarı kart ve eyyamın dibi.

Neyse tarafsız spikerimiz Melih Gümüşbıçak da diyor ki: Evet Baros ilk yarıdaki penaltı beklediği pozisyondan sonra burda da elle oynuyor. Yani diyor ki: Bakın orda sarı kart vermedi hakem, burda da vermedi, halbuki atılması gerekirdi. Yuh sana, yuh yuh.

7 Aralık 2008 Pazar

Beşiktaş'ın Kaderi

Bu nasıl takım yahu? 17 yaşındaki Batuhan Bilal abisini kündeye almış, daha Beşiktaş'a üç gram birşey vermemişken bar köşelerinde sigara içerek karizmasına karizma katmaya çalışan Serdar, iki maç iyi oynadığında taraftara "artık defanstan yana rahatız"ı hissettirmişken rakibinin bacağına basan Sivok, kroşeyi çakan Tello, maç bitiminde tokadı gömdüğü futbolcu kardeşinden özür dileyen İbrahim. Bu taraftar kanser olmadan önce olması gereken önlemleri ben daha önce yazmıştım burada ve bir neden olarak da taraftarın bazı adamları gözünde büyütmesini söylemiştim. Bu senenin örneği de Delgado oldu. Kaptan oldu, birkaç maçlığına aldı gazı sonrası fıs. Seyirci de göklere çıkardığı fitbolcüyü bu hafta yuhaladı. Bu takımın taraftarı sabırsız, tamam bu kabul edilebilir birşey ama sabırsız olmakta da haklılar artık. Son 16 yılda 2 şampiyonluk yaşamış bir taraftar bu sabırsızlığında haklı.

Kumdan kaleler gibiydi Beşiktaş. Yıkıldı gitti, bu hafta.

Yılın yazarı

Buram buram kokuyor, öyle güzel atmış ki bunu yazan yalancı arkadaş, Lincoln sezon başından beri iyi oynuyor, ama dizi senaristliği yapması gereken bir arkadaş Hertha maçındaki performanstan sonra aşağıdaki gubik yazıyı yazıyor. Büyük başarı.

Lincoln'ü ateşleyen azar.


Hertha Berlin’i 1-0 yenerek UEFA Kupası’nda 3. tur vizesini alan G.Saray, takım halinde çok başarılı b
ir futbol sergiledi ama oyunculardan biri Türkiye’ye geldiğinden beri en parlak performansını sergiledi: Cassio Lincoln.. Aynı Lincoln, Hacettepe maçında rakip 9 kişi kaldıktan sonra topu ayağında 5 kez sektirerek büyük tepki toplamıştı.. Aslında sadece Hacettepeliler değil, takım arkadaşları bile Lincoln’ün bu hareketine tepki gösterdi.. Bunların başında da takım kaptanı Ümit Karan geliyordu.. Ali Sami Yen Stadı’nın soyunma odasında sıcağı sıcağına yaptığı Almanca uyarı, Lincoln’deki patlamanın en büyük sebeplerinden biri olarak gösteriliyor..

‘TÜRKİYE’DE BU OLMAZ’

Vatan Gazetesi'nde yer alan habere göre; bu tip çıkışları pek yapmayan, ancak Lincoln’e bağırarak “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” misali tüm yabancı futbolculara mesaj vermeyi hedefleyen Karan maç sonrası şu konuşmayı yaptı: “Rakip 9 kişiyken tribünlere oynamak da ne demek? Türkiye’de yazılı olmayan kurallar vardır. Rakiple böyle dalga geçilmez. Eğer dalga geçeceksen bunu her maç yap. Sami Yen’de aslan kesiliyorsun, deplasmanda yoksun. Bu nasıl iş? Deplasmanda doğru dürüst maç kazanamıyoruz. Aynısını Berlin’de yap, görelim.. Hadi takım arkadaşlarınızı pas geçtiniz, bari aldığınız paranın karşılığını vermek için oynayın. Rakipleri de tahrik etmeyin.”

Ümit'in bu sözleri soyunma odası duvarlarında yankılanırken, başta Lincoln olmak üzere bütün yabancıların kafalarını öne eğdiler ve yanıt vermediler. (Bu cümle tam bomba)

Diğer arkadaşlarının da “Öyle bir hareket yaptın ki, affı yok.. Karşı takım zaten 9 kişi kalmış, biri gelip sana tekme atsaydı, sakatlansaydın ne olacaktı? Bu hareketlerin takıma faydası yok” diye uyardıkları Lincoln ise “Türkiye’deki gelenekten haberim yoktu.. Bu kadar tepki alacağımı tahmin etmiyordum.. O kadar keyifli oynuyordum ki, bunu tribünlerle paylaşmak istedim.. Berlin’de kendimi bütün futbol kamuoyuna affettireceğim” karşılığını verdi.. Nitekim, Berlin’de sahada sanki başka bir Lincoln vardı.. G.Saraylı futbolcular Berlin’de Lincoln’ün performansı için “Darısı diğer deplasmanlara!” dileğinde bulundular.

5 Aralık 2008 Cuma

Galatasaray - Hacettepe

İlk kartta faul bile olmayan pozisyonda kart verilmiş, ikinci kartta da canı acıyorken bir kez böyle ufacık bir hareketle kart işareti yapmışmış. İbneler ya, işlerine gelinde ne güzel çeviriyolar. Lincoln topu senin sağından atıp solundan geçmeye çalışıyor, senin alakan topla değil Lincoln'le, faul bile yokmuş. İkinci kartta da nasıl sevimli gösteriyorlar adamı, canı acıyormuş. Sarı kartın varsa bir tane, dikkat edeceksin yapmamak için onu iki tane. Sezon başından beri Galatasaray'lı futbolcular 3 tane kart gördü bu işareti yaptılar diye. Bunun bir kere yapılması, can havli yok. Hakeme kart yok mu işareti YAPAMAZSIN. Bir kere, beş kere diye birşey yok.

Diğer eleman da ilk sarıyı yanlışlıkla görmüş tamam. Hakem faciası bilmemne tamam. Ama aynı durum burada da geçerli: Sarın varsa rakibin ayalarına tekme kaldırmayacaksın.