29 Eylül 2008 Pazartesi

Yine İki Haftanın Ardından

Pazartesiyi aksatınca bir daha yaka bir araya gelmiyor, yazı da bir türlü yazılmıyor. Hele de bayrama girersek iyiden iyiye yazısız kalırız diye Pazartesi geç saatte bilgisayarı açıyor ve yazımı yazıyorum. Biz de bu hafta Puan Durumuna uygun gidecek ve en üst sıradan başlayacağız:


Trabzonspor: Süper gidiyor. Yıllar sonra güçlü bir Trabzonspor görmek çok güzel. İsterim ki haksız yere Milli Takım'dan kovulan şu adam sonunda güçlü bir takımla şampiyon olsun...


Bursaspor: 5'te 4 yaparken arada Kayseri'yi yendi bu takım. Bir tek Sivas deplasmanına takıldı, ama helal olsun. Sercan Yıldırım da 18 yaşında ve gol krallığında lider. Yıllar sonra timsah yürüyüşü gördük, Mususi'den yadigar.


Galatasaray: Top oynamıyor, çapsız diye eleştirdiler Skibbe'yi ama taşlar yerine oturuyor galiba. İlginç olan geçen sene yabancısız maçlar kazandı, şampiyon oldu diye göklere çıkarılan takımın şimdi sadece yabancılarıyla ön plana çıkması.

Beşiktaş: Gaziantep maçında da 1-0 öne geçip geriye yaslanmış, rakibe 11 kişiyken de 10 kişiyken de pozisyon vermemişti, 10 kişi kalınca ekstra rahatlayıp, 3-0 yapmış, daha büyük farkı da kaçırmıştı... Bu hafta da aynı plan işlemekteyken Sivok'un kurban olunası kaslarından biri çekiverdi, Sivok da yerini Gökhan Zan'a bırakıverdi, golü de duran toptan yiyiverdik. Demek ki güven verme işlemi de Sivok ile beraber dışarıya çıktı... SVK plakalı bir araba var iş yerinde, Sivok deyip bağrıma basıyorum elin arabasını. Allah iniş takımlarına zeval vermesin Sivok, 1 puan kaybettik 1 puan daha kaybetmeyelim... Bu arada İsveçlisi Türkü kim olursa olsun, Beşiktaş'ın rakip yarı sahada Bobo ve Nobre ile kazandığı her topa faul çalmayı, oyunu durdurmayı hakemlik sayıyorlar. Beşiktaş'ı öldüreceğim diye futbolu öldürüyorsunuz haberiniz yok. Böyle hakemlik de olmaz futbol da. Beşiktaş'ın sayılmayan ikinci golünü saymayıp da Lincoln'ün golünü saymanın izahı da yok. Geçen seneki öyküye geri dönmeye başladık. 2 puan yazalım Beşiktaş'tan çalınanlar hesabına.


Sivasspor: Bu haliyle de Fener'i yenemeseydi, helal olsun diyecektik, ama şimdi yendiği için helal olsun diyoruz. Sezer Badur süper adam, gol nefis.

Diğerlerine de değinmeye gerek yok zaten. Bizim Kartal Yüreğimiz Kazım Kanat, Galatasaray'ın da Alparslan'ı gidiverdi. İki camianın da başı sağ olsun.


Kazım Abimiz, inatçıydı. En basitinden bütün futbolculara soyadıyla hitap etmede, Milli Takım'a Ulusal Takım demede. Daha da ötesi Ümit Karan'ın solcu olduğu için Fethullah Hoca'nın Milli Takımı'na seçilmediğini belirtecek kadar inatçıydı.

Bayramınız kutlu olsun. Haftaya inşallah görüşmek üzere, aksatmasam, bu blogdan da kovulmasam iyi olacak....

25 Eylül 2008 Perşembe

Fakyu - 0007

Üstteki fotoğraf yorumsuz, alttaki sözlere de şöyle ciğerden ağız dolusu bir fakyu ister ama o da yorumsuz.

"Ben F.Bahçe'ye para için gelmedim. Kulübün başında Aziz Yıldırım olduğu için, ailem F.Bahçeli olduğu için buradayım.
Çocukluğumda F.Bahçeliydim. G.Saray'da oynarken de F.Bahçeliydim, bu bir gerçek. Kimseye cici çocuk görünmek için de söylemiyorum bunu. Öyle bir kaygım yok ama G.Saray'da da mutlu oldum."

23 Eylül 2008 Salı

Yeni transfer

Elvan Abeylegesse Galatasaray formasını giyip pozunu verdi. Yakışmış yakışmış; heyyt be koçum benim.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Conrad Mcrae

1971- 2000

Geçen bir yerde bir görüntüsüne rastladım. Benim gördüğüm en güçlü basketbolculardan biriydi. Bazılarının oyunu birbirine benzer. "Abi Efes bi gard almış, Naumoski gibi" Bazılarının da benzeri yoktur. Pete Williams, Larry Richard. Conrad da o tarifsiz adamlardan biriydi. Saha içinde görmeyene anlatmak gerçekten zor. Sakarya Üniversitesi'nde okuduğum yıl trende Sakarya'ya giderken okumuştum öldüğünü. Adamı şoktan şoka sokan erken bir ölümdü bu. Tribünde izettiklerini de başka zaman yazarım artık.

Harry Potter

Bizimkiler kendisini transfer ettiğinde "bir müzmin sakat Türkiye'ye para kazanmaya geldi herhalde" dedim. Ama Allah nazardan saklasın gayet iyi gidiyor bizden sekiz ay farkla büyük olan abimiz. 11 sakatlı dün 12nci sakatını veren takımda mükemmele yakın oynadı. Attığı golde ise mantalite farkını gördük zaten. Sakin yahu sakin.

Nice yıllara Herry Kewell.
İyi ki gelmişsin buralara..

19 Eylül 2008 Cuma

Yok artık Ali Sami

Manchester City Ronaldo'yu alıyormuş. Artık Ronaldo diyince aklımıza gelen Portekizli olanı değil, geçen yaz acetoblog 'ta 95 kiloluk halini gördüğümüz 32 yaşındaki Ronaldo'yu. Bence hiç gerek yok. Inter taraftarı yıllarca kendisinin sakatlığının bitmesini beklemişken, iyileşir iyileşmez Real'in yolunu tutmuştu. Ronaldo'yu alırsa Manchester City, Ali Sami Alkış'a "isterseniz beni de ön libero olarak alın" deme hakkı doğar. Turgay Şeren'in bu cümleye vermiş olduğu cevabı verme görevi de City'den kime kalır artık bilemem.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Yılın olayı !!!

Fanatik gazatesi Christiano Ronaldo ile ropörtaj yapmış ve "yılın olayı" demiş. Eğer bir katakulli yoksa bu işte harbiden de spor gazeteciliğinde yılın olayı bu herhalde. Ropörtaj burada.

İki Haftanın Ardından

Yine evde olmayınca Pazartesi günü, ortasında da vakit bulunca, ama "Belçika maçı oynanmış gibi mi yazsam, yoksa oynanmamış gibi mi yazsam" tereddütünden 2 Haftanın Ardından yapmaya mecbur kaldık mecbur.


 

Ermenistan maçı

Kolay maçtı. Zorlanmadık yendik, rahattık. Ama koskoca Cumhurbaşkanı'nın taaa Ermeni Cumhurbaşkanı'nın ayağına gitmesini yakıştıramıyorum. Bana diyalog demeyin kardeşim, Ermeniler her yerde "soykırım" için yasalar çıkartırken kimse onlara "monolog yaptın birader, diyalog yap biraz da" demiyor...


 

Emre Belözoğlu

Onu eleştiren adamlar şimdiye kadar oturduğu yerden gevrek gevrek gülmekten başka ne yapmışlardır acaba?? Bir de tanınmamış mankenleri tanınır yapmaktan, bir de Çırağan'ı boykot etmekten?? Nedir be adam senin uğraşın?


 


Belçika maçı

Fatih Hoca, her dem futbolu güzelleştiren bir adam olduğu için Belçika teknik direktörünü maçı çirkinleştirmekle suçlamakta da; kendisinin üzerine yürüyerek adamı yeri geldiğinde dövmekte de; Denizlisporlu Çağlar'ı Şili hazırlık maçında oynatmayıp resmi maçta oynatmakta da; Osman Tanburacı'ya "bıyığını s...." demekte de haklı sonuna kadar. O, şimdiye kadar Türkiye'nin ve Galatasaray'ın yaşadığı en büyük başarıların mimarıdır, ve sonsuz bir kredisi vardır. Haklıdır.


 

Lig

Fenerbahçe'nin puan kaybedeceği belliydi de yenileceğini ben bile tahmin edemedim. Galatasaray da huzursuz, puan kaybedecek gibi duruyordu, ama gene de fazladan bir puan kaybı oldu. Gaziantep haybeye iki puan verdi. Kayseri nihayet kazandı. Sivas geçen senekinden hiç farklı olmadığını gösterdi, gene lider. Beşiktaş ikinci hafta kendisi gibi 3 puanlı Konya ile oynadı, 3. haftada da kendisi gibi 6 puanlı Trabzon ile... 4. haftada da gene kendisi gibi 7 puanlı Gaziantep ile... Yeter bre, ne zaman oynayacak alttakilerle. Trabzon maçında da 1 puan yeter de artardı. Trabzon deplasmanından 1 puanla dönen öpüp de başına koysun bu sene...


 

Fenerbahçe

Hep denir Fenerbahçe iki sezondur diğer takımlardan kendini üstün görür, o yüzden lige asılmaz diye... Şimdi karşılaştıralım bakalım hangi açılardan Beşiktaş'tan üstün, ya da "kendini bu kadar üstün görecek kadar üstün" diye:

Rüştü – Volkan: İkisinin de ne yapacağı belli olmaz, saçma sapan hatalar da yapabilirler, süper de oynayabilirler, her ne kadar güvensiz de olsa, yaşı itibariyle Volkan'a yazalım üstünlük puanını FB 1-0 BJK

Sivok Zapo – Edu Lugano ikilileri: Kimse bana demesin erken merken diye, Sivok ile Zapotocny, tek tek oynadıkları maçlarda da, çift oynadıkları maçta da nasıl topçular olduğunu gösterdiler. 2 puanı direkt yazarım Beşiktaş'a: BJK 2-1 FB

Roberto Carlos: karşısına kim gelirse gelsin 1 puan FB'nin: 2-2

Gökhan Gönül – Serdar Kurtuluş: Serdar gelecek vaad eden, aslında ön liberoda daha da iyi oynayan genç bir topçu olsa da Gökhan Gönül alır puanı: FB 3-2 BJK

Cisse Uğur – Selçuk Josico : İdeal düzende 1 önlibero olduğunu düşünürsek, 1 yazarız BJK'ya. 2 ön libero olsa ikisini de yazardık. "Öyle Aurelio gitti, daha iyisini alırız"larla olmuyor maalesef: 3-3

Delgado – Alex : Zurnanın zırt dediği yer... Geçen sezon olsa Alex üstün derdim ama, kaptan olan Delgado ile eski Delgado arasında dağlar kadar fark var, ben BJK'ya yazarım puanı aga, gerekirse FB-BJK maçında da görürüz anyayı konyayı: 4-3 BJK önde.

Tello – Uğur Boral : Göz var izan var tabii ki Tello, bir Sevilla maçı oynayıp bütün sezon yatmakla olmuyor Uğur Efendi 5-3 BJK önde.

Serdar Özkan – Colin Kazım : Maalesef Serdar'ın kanserojen Trabzon maçı performansının da etkisiyle, sevmememe rağmen Kazım'ındır oy: 5-4 BJK

Forvetler: Şimdii, iki takımın bütün forvetlerinden iki tanesini seçip oynatmak zorunda olsan bir maçta, hangi ikisini oynatırsın? Ya da hangi ikisi en iyisi? Muhalefet şerhlerine açık olmakla birlikte, ben Semih – Bobo derim. Güiza'dan önce de Holoşko zorlar bu ikiliyi. 6-5 BJK.

Hadi diyelim Delgado'ya Alex'i; Sivok yerine Edu'yu seçtiniz, olur 6-5 ya da taş çatlasa 7-4 olur FB lehine. Daha da fazlası olmaz. Nedir bu afra tafra arkadaşım, neyin kendini beğenmişliği bu? Bir sene çeyrek final oynadınız diye mi?? Aman babacım yoruyoruz sizi de Ankaralar'a falan ama kusura bakmayınız...


 

Avrupa

Beşiktaş, Kayseri, Galatasaray ve Porto galiptir bu hafta, aksini beklemeyiniz. Selamlar ola...

11 Eylül 2008 Perşembe

Benzer mi desem.

Dün attığım postla amigo bir maç yorumcusundan bahsetmiştim size ya. Şirketteki Fenerli arkadaşlarım bile "Abi Arda neydi o maçta ya, çok şanslısınız." demişken, maç içinde Arda'yla ilgili bir cümle kurmak yerine, Tuncay'ın sekiz dakikalık performansından 75nci dakikada bile bahsetmeyi seçen eleştirmen. "Keşke Tuncay sakatlanmasaydı." Ulan Tuncay sakatlanalı 70 dakika olmuş, maç bitiyor, analiz yap analiz. Benim görmediğim birşey söyle, sen de birşey görmüyorsan da sus bari.

Neyse bu abimizdan şikayetçi olan farklı kişiler de varmış. Yalnız değilim yani:

Denizlispor Kulübü Başkanı Ali İpek, ilk kez (A) Milli Takım forması giydiği Belçika maçından sonra Çağlar Birinci'yi eleştiren yorumculara tepki gösterdi. İpek, yaptığı yazılı açıklamada, yorumcuların, milli takım forması yerine, kendi takımlarının formasıyla maç yorumladıklarını öne sürdü:

''Sayın Fatih Terim'i futbol anlayışı ve cesareti nedeniyle bir kez daha tebrik ediyorum. Ayrıca, Çağlar Birinci'yi kadroya dahil etmekle ne kadar doğru bir seçim yaptığını tüm Türkiye gördü. Ama ne yazık ki, bazı yorumcuların, milli takım forması yerine, kendi takımlarının formasıyla maçı yorumladıklarını gördük. Eyyamcılığın da bir sınırı vardır. Anadolu takımından çıkmış, (A) Milli Takım'ın ilk kez formasını giyen bir oyuncuyu daha maç bitmeden sahaya gömmeye çalıştılar. Ama kendi söylemlerinin sahaya gömüldüğünü tüm Türkiye gördü. Ne yazık ki kendileri göremedi. Türk halkının, televizyon başında milli takım forması ile maç yorumlayan yorumcular görmek istediği kanısındayım.'

'

10 Eylül 2008 Çarşamba

Welkam tu YUHayo

Dakika sekiz, yani 7:bilmemkaç. Eleştirmen bey buyuruyor ki: "Şu ana kadar takımda tek top yapan, topu ileriye taşıyan adam Tuncay." İyi de ulan öküz, daha dakika sekiz, 450'ye kadar saysan anca o kadar ediyor. Tuncay bir tane top taşıdı sadece o ana kadar, bir kere de topla birlikte auta çıktı. Zaten bunu dedikten 2-3 dakika sonra Tuncay sakatlandı.

Aynı zattan daha eski bir cümle: "Fenerbahçe 3 yılda rakiplerine 30 yıl fark attı" Böyle bir iddianın -hatta artık kesin bir şey, bir yargı kararı gibi birşey olmuş artık- neresinden tutulur ki? Otuz yıllık fark. Neye göre, kime göre? Hangi kritere, hangi otoriteye göre. Pompala yavrum pompala.

"Evet son yıllardaki çalışmalar ve yatırımlarla Fenerbahçe'nin kuruluş yılı 1873'e çekildi ve bu sayede kulübümüz en yakın rakibine 30 yıl fark attı." Abi insanlar bu tip şeyleri görünce ya size gülüyorlar, ya da Fenere olan nefretleri artıyor. İnsan vücudunun yüzde 70'i suymuş, ama bazılarında yüzde 70'i metan oluyormuş demek ki.

Anneler Günü

Bir arkadaşım bir akşam eve geliyor yorgun argın. Akşam yemeğinden sonra anne, baba ve oğul üçlüsü olarak televizyon karşısına oturuyorlar. Annesi çayla birlikte normalde ailelerinin adeti olmayan pasta getiriyor. Babasıyla ikisi atlayıp hemen soruyorlar; "Hayırdır, neyin pastası bu" diye. Teyzenin cevabı gayet sakince geliyor ama bu cevap hiç unutulmayacak bir şekilde bir anda baba-oğulun sırtlarından soğuk terleri döktürüyor:
- Hiiiç, bugün anneler günü de, kimse bana bununla ilgili herhangi birşey söylemeyince ben de kendi kendime pasta aldım.

9 Eylül 2008 Salı

Michael Skibbe

Geçen mesıncır üzerinden Almanya'daki dayımla muhabbet ederken, dayım sayın teknik direktörümüz Skibbe'yi "yaramaz" diyerek özetledi. Kendisi futbol duayeni değildir ama senin benim Türkiye'de Yılmaz Vural hakkında yorum yapabilme imkanımız kadar da Alman futbolunun takipçisidir. Ben sezon başı yurtdışındaki hazırlık kampı yapılırken ekteki fotoğrafı görünce çok sevindim. Galatasaray'ın teknik yönetim konusunda bir sıkıntı yaşamayacağını hissettirdi bana bu fotoğraf. Skibbe'nin antremana olan alakasını simgeliyorsu sanki. Ama geçen maçlara baktığımda Galatasaray'ın oynadığı fitbol başta olmak üzere diğer tüm olan bitenle birlikte bu hissiyatım yerini karamsarlığa bırakıyor süratle. Umarım yanılırım ve nolur yanılayım.

Oha be Prekazi!

Meşhur hikayedir. Köln'deki Galatasaray-Monaco maçını sunan Orhan Ayhan; Prekazi'nin kullandığı frikik gol olunca dayanamayıp böyle demiş. Şimdi bu resmi görünce ilk anda benim ağzımdan da yine bu kelimeler döküldü. Ne bileyim.

Ama sonra biraz daha aklı selim düşününce dedim ki; iki spor adamının görüşmesi, muhabbet etmesi kadar doğal birşey yok. Hayatlarının büyük zamanını ayırdıkları konu aynı çünkü, illa ki muhabbet konusu çıkartacaklardır.

7 Eylül 2008 Pazar

Yat kalk dua et.

Fransa'nın 42 yaşındaki Fas asıllı, bekar adalet bakanı bayan Rachida Dati hamileymiş. Bebeğin babasını soran medyaya da "yau özel hayatım biraz karışık, bebeğin babasının kim olduğuna dair benim de net bir bilgim yok" anlamına gelen birşeyler demiş.

Ulan dünyada iki tel saçı göründü diye umuma açık yerlerde sopayla bi araba dolusu dayak yiyen kadın da var, evlenmeden hamile kalıp da bebeğin babasından emin olamayan devlet bakanı ablamız da var. Sevgili Rachida aslı olan Fas'ta kalsa ve bu durum olsa aynı tepkiyi mi alırdı acaba? Var bi adaletsizlik. Dati bir de adalet bakanı ya. Çok manidar çoook.

4 Eylül 2008 Perşembe

Time to be dismal

Promise me my love. You will never forget me. I could met the real love with you, but this was not enough to live it forever. Promise me that you will never forget me. Now it is time to be dismal, and i can die today, even thinking one second.

3 Eylül 2008 Çarşamba

Ece bebek

İki yaşında bir bebecik. Evinin önünde tanıdığı herkes ağlamaktan bir hal olmuş. Sekiz aylık hamile annesi, babaannesi ve halaları ise sinir krizleri geçiriyorlar. Olayları anlamlandırmak imkansız onun için. Herkes bayrak sarılmış olan o uzun ve büyük kutuya sarılıp ağlıyor nedense, onun gözünde. Bir tek asker babası yok ortalarda.
Ece bebeğin günahı neydi? Baban öldü desen anlayamayacak yaşta. Ya annesinin karnındaki kardeşi? Bela okumak, beddua okumak kesmiyor beni artık. Bu bebeğin bakışlarınındaki soruya cevap verememek süründürüyor, öldürüyor beni: "Ne oluyor orada acaba?"

2 Eylül 2008 Salı

Serhat Akın Kocaelispor'da

Kocaelispor'la anlaşan Serhat Fenerbahçe ile oynayacakları maç için şimdiden heyecenlandığını söylemiş imza töreninde. Kocaeli'ne imza atıyorsun, imza töreninde Fenerbahçe ile oynayacağın maçın heyecanının şimdiden bastırdığını söylüyorsun. Ay em fırom yuhayo. (Ohayo değil)

Fenerbahçe'de oynarken ayağına top kesmeye yatmış olan futbolcunun mutlaka üstüne basarak düşerdi sevgili kardeşimiz. İnşallah aradan geçen yıllarda art niyet gütmeden topunu oynamayı öğrenmiştir.

Şov devam ediyor.

Spor gazetelerinin hötünden uydurup haber yayınlamalarına alışmıştık zaten. Ama daha başlığından atmasyon olduğu anlaşılan bir haber yapmış sevgili Fotomaç: "Şov yaparım."

Şov yaparım
"Kewell, Arda, Lincoln gibi isimlerin katkısıyla ligde en az 20 gol atarım" "Yapılan karşılamadan çok etkilendim Kulübün efsane futbolcusu olacağım".

G.Saray'ın flaş transferi Milan Baros, çarpıcı açıklamalar yaptı ve taraftara umut dolu mesajlar gönderdi. İlk kez Kayserispor karşısında 12 dakika forma giyen yıldız futbolcu, "G.Saray'da süper isimler var. Kewell, Arda Turan ve Lincoln'ün katkılarıyla Süper Lig'de en az 20 gol atacağım. Bu sayının üstüne de çıkabilirim" dedi. Aston Villa'da 2 sezondatoplam 36 kez fileleri havalandırdığını belirten Çek futbolcu, "Burada kariyerimin en parlak dönemini yaşayacağıma eminim" diye konuştu.

George Hagi örneği
Baros, İstanbul'a indiğinde kendisini karşılamaya gelen taraftarlara teşekkür ederek, "İnanılmaz etkileyiciydi. Gollerimle taraftara borcumu ödemek istiyorum" ifadelerini kullandı. Yıldız futbolcu sözlerini şöyle tamamladı: "Süper Lig ve UEFA Kupası'nda büyük başarılara imza atıp, kulübün efsanevi oyuncuları arasına girmek istiyorum. Hagi, G.Saray'ın unutulmazı oldu. Ben de takımla özdeşleşeceğim. Bu potansiyelimi herkese zamanla kanıtlayacağım."

Haftanın Ardından

Lig

Ligimizin ilk iki haftası nihayet oynandı. Beşiktaş defansındaki kadro derinliği ortaya çıktı. Birinci maçta Gökhan ile Sivok oynarken, ikinci maçta İbrahim Toraman ile Zapotocny (nam-ı diğer Zapo) oynadı. Toplam fiyatları 9,2 milyon Euro olan ikiliden bir tanesi 6+2 kuralı yüzünden kenarda oturuyor. Ronaldinho, Messi, Deco, Quaresma, Shevchenko, Berbatov, Robinho ve Palacio'yu alsan bile iki tanesi kulübede yani. Bence yabancıları bu kadar kaliteli olan Beşiktaş gibi takımlara çok çok yazık oluyor.

Fenerbahçe Aurelio'dan doğan boşluğu Josico ile doldurmayı başarıncaya, Galatasaray da Skibbe'den kurtulup Cevat Güler ya da benzeri bir hoca ile anlaşıp top oynamaya başlayıncaya kadar Beşiktaş ne kadar yol alırsa o kadar şanslı olur şampiyonluk yarışında. Trabzonspor'u zaten saymıyorum, Yanal takımları hep iyi başlar lige, ama 10. hafta gibi topu atarlar. Ama gelecek vaadetmiyorlar mı, kesinlikle ediyorlar, ama % 70'i yeni olan bir takımdan çok şey beklememek lazım. Sivasspor ile Kayserispor'un zirveye oynamasını bekliyordum, Gaziantepspor da bunu başaracak gibi, işte bunu beklemiyordum. Bursaspor da başarılıydı ilk iki haftada ama devamlılığın geleceğini pek sanmıyorum.


Avrupa Ligleri

Nihayet hepsi başladı. İspanya'da Valencia ve Atletico Madrid'in çıkışları umut verici, Atletico kalıcı olur zirvede de Valencia'dan aynı şeyi beklemiyorum pek. Fransa'da Lyon'dan bıktım artık. İngiltere'de nihayet Liverpool'un iyi başladığını da gördük ya gam yemem daha. Almanya kadar da umursamadığım bir lig yok. İtalya ligi açıkken İnternet'teki bütün sitelerde takılabilecek kadar umarsızım oynanan futbola.


Bobo

Sen nasıl bir adamsın anlayamadım ki ben arkadaş, topu alıp gidişleri, adam geçişleri, ve şimdi bir de yerde otururken ayak ucuyla verdiği gol pasları. Galiba onunla son yıllarımız, bol bol hasret giderelim.


Kaş

Bir tane adam demez mi ki kardeşim, arabasız gidersen hiçbir bok yapamazsın orada, nereye gitsen minibüsle, botla motla gidersin diye.


Olimpos

Her sene biraz daha kötüdür bir öncekinden, bizim görmediğimiz yıllarda daha da güzelmiş şimdikinden, ama gerçekten güzel burası be kardeşim. Huzur doluyor insan, evim gibi hissediyorum burada.

Volkswagen Golf

5 kasa boyunca arabayı git gide yuvarlattıktan sonra nihayet biraz köşe koymuşlar arabaya yahu. 5.'den güzel, 4.'den kötü olmuş. Bende 4.'den var diye demiyorum.


Kamil'e not

Normalde Pazartesileri yazıyordum yazılarımı, bu Pazartesi Beşiktaş'ın maçı vardı. Beşiktaş'ın maçını izlemeden kime ne yorum yapayım? Ne yazayım? Lideriz zati, değme keyfime :)

1 Eylül 2008 Pazartesi

Yüzeysel olmayın

Sevgili yüzeysel kardeşim, bak tatilden geldik. Bir heyecan ve coşkuyla en az 4 sayfa yazacağını düşünmüştüm ama beni ve blog müdavimi trilyorlarca, hem de kentrilyarlarca insanı yazılarından mahrum bırakıyorsun. Hiç oluyor mu? Ayrıca Gassaray'ı eleştirmediğimi iddia etmiştin bir de. Ben biriktiriyorum şöyle tam bir çıkartma yapacağım sevgili Skibbe'ye. Yoksa ben de memnun değilim takımdan.

(Pro Evolution Soccer - PES 6 alakasız bir resim oldu ama olsun.)

İstepnede tutulan transfer


Galatasaray'da Barış dün sakatlandı, Serkan bugün transfer edildi. Ya ya bu işlerde böyle hin planlar normal, ya da bu bizim Cimbomlu yöneticiler baya bi hin. Kewell, Meira ve Baros transferlerini bu futbolcuların transferleri olana kadar hiçbir gazete adam gibi yazamamıştı. Habercilere hiç yakalanmadılar. Gerçi haberciler de sevgili Fernerbahçelerinden gözlerini alamıyorlardı ama olsun. Sonuçta zaten sakat olan Uğur'a Sabri eklenmişti Galatasaray'ın sağ kanadındaki sorunlara, Barış da dünkü Kayseri maçında sakatlandıktan 15-16 saat sonra ümit milli bir futbolcunun alınması iyi iş.

Bir de Serkan 5 yıllk sözleşme imzalamış, bence çok uzun. Bana dışardan, kendine güvenmeyen adam işi gibi geliyor bu sözleşmeler. Kulüp çocuğu kafalamıştır kesin.

Gordon Schildenfeld

Adamın kötü futbolcu olarak addedilmesini bir kenara bırakın; ne körlüğü, ne kazmalığı, ne denyoluğu kalmıştı. Beşiktaş yönetiminin kazmaca kararlarından sonra rakip takım taraftarları kulüple alay etmek için muhabbetin dibine vurma çabasındaydılar.

Dinamo Zagreb'den gelmişti, Duisburg'a kiralanmış. İkisi de boş takım değil, ikisi de -en azından- kör adamı kadroya alacak, kadroda tutacak takım değil. Ortada bir haksızlık var Şildenfeld abimize karşı.

http://www.ntvspor.net/Pages/27406.ASP

Hakan Kadir Balta

Dünkü Kayseri-Galatasaray lig maçında genelde ortada geçen, zaman zaman iki ekipten birinin üstünlüğü ele aldığı dakikaların olduğu sıradan bir maç izledik. Benim gördüğüm her iki ekip de beraberliğe razıydı, ikisi de bir puanı riske etmek istemedi.

Neyse bırakalım bu spor yazarı ağızlarını da esas anektodumuza geçelim: Maçın 32. dakikasında Olembe sağdan bomboş vurdu De Sanctis çıkardı, sallapati bir vuruş daha yaptı Hakan Balta kesti ama yine Olembe'nin önüne düştü. İşte bu noktada özellikle super slow motion denen net yavaş çekim görüntüsünde daha iyi görünen bir olay oldu. Top tekrar Olembe'nin önüne düşmüşken oraya yetişemeyeceğini anlayan Hakan da uçarak kendini topun önüne attı. Ardından da ufak bir sakatlık geçirdi. Bu bence çok güzel bir görüntü bir futbolcunun takımdaki görevini sahiplenmesi açısından.

Hakan'ın Euro 2008'de de böyle bir görüntüsü vardı, dışarı çıkan topu kayarak tutmuş ama kendisi dışarı kadar kaymış, durabilmek için çimlere tutunmaya çalışmıştı. Birkaç seneye bir Avrupa gezintisine çıkabilecek bir kardeşimiz kendisi.